Milli Eğitim
Bakanlığı ile ilgili hangi kademedeki yöneticiyle konuşulsa eğitim
politikasından söz ettiği duyulur. Politika kavramsal düzeyde ele alınan bir
olgudur. Teknik düzeyde yöneticiliklerde politikadan söz etmek gerçekçi
olmayabilir. Bununla birlikte hemen her düzey için politikaya yönelik bir
algının olması gerekir.
Milli Eğitim
Bakanlığında adında eğitim politikası geçen farklı birimlerde farklı bölümler
var. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığında, Temel Eğitim ve Ortaöğretim genel
müdürlükleri başta olmak üzere diğer genel müdürlüklerinde yer alan bir birim.
Aynı şekilde izleme değerlendirme adıyla ve göreviyle de birimler bulunuyor.
Bakanlık merkez teşkilatında eğitim politikası ve izleme değerlendirme ismi ve
faaliyeti ile birimler sanırım en başta geliyordur. Bu kadar çok politikanın ve
izleme değerlendirmenin adının geçtiği bir başka bakanlık var mıdır
bilemiyorum.
Eğitim
faaliyeti çok boyutlu bir faaliyettir. Tüm boyutları kapsayacak tek bir
politikadan söz etmek mümkün olmayabilir. Dile getirilebilecek tek bir
politikanın da tüm alanlarda aynı şekilde ve aynı anlayışla uygulanabildiğini
tespit etmek de yine zordur. Belki de bu yüzden bakanlık merkezinde bu kadar
çok politika isimli birim var. Bu kadar farklı birimde aynı isim ve benzer
işleve sahip alt birimler arasında koordinasyonun sağlanması büyük ve zorlu bir
görev.
Eğitim
faaliyeti kamusal bir faaliyettir. Özel sektör eliyle sunulan eğitim
faaliyetleri de büyük oranda kamunun çizdiği çerçevenin dışına çıkması mümkün
değildir.
Kamu
tarafından sunulan bir hizmetin kamuyu dışarda tutarak ele alınıp
değerlendirilmesi mümkün değildir. Hizmete ilişkin tüm veriler kamunun elinde
toplanır. Eğitim özelinde bakıldığında MEB eğitim hizmetini planlayan, sunan,
değerlendiren yegâne merkezdir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın dile getirdiği,
kamuya açıkladığı beyanlara itibar edilmesi zorunludur. Bununla birlikte sadece
beyana dayanarak yapılacak değerlendirmelerin de yeterince sağlıklı olmayacağı
gün gibi ortadadır. Beyanların gerçeklikle kıyaslanması gerekir. Bu ise
gerçekliği betimleyen verilerin varlığını gerektirir.
Milli Eğitim
Bakanlığı’nda politika denilince yöneticilerin mevzuata işaret ettikleri görülmektedir.
Bir bakıma Milli Eğitim Bakanlığı yöneticilerine göre mevzuat düzenlemelerinin
var olması politikanın da varlığının bir göstergesidir.
Oysa
politika ile mevzuat aynı şey değildir. Politika yazılı mevzuatın da üzerinde
bir kavramdır. Mevzuatta yazılı hususlar tam olarak politikayı belirlemez.
Politika, yazılı ve uygulamalı süreçleri de içerir. Eğitimde politikaya yönelik
değerlendirme yaparken sınırlamaların yapılarak hareket edilmesi doğru bir
resmin ortaya konulması açısından da önemlidir.
Eğitimin
topluma, bireye, çalışanlara, sosyal, ekonomik ve kültürel çevreye ve eğitim
bilimine bakan yönleri de vardır.
Sadece
çalışanlar ele alınsa yönetici, öğretmen ve diğer personelle yüz yüze gelinir.
Yöneticiler ele alınsa kurum yöneticileri ile merkez ve taşra yöneticileri gibi
alt dallar ortaya çıkar.
Bakanlığın
yaptığı düzenlemelere, bu düzenlemelerin gereği yapılan uygulamalara bakılarak,
politikaya dayalı bir eğitim yönetimi üzerine bir takım sözler söylenebilir,
değerlendirmeler yapılabilir.
Eğitim
yönetiminde yönetici/yönetim sisteminde hayati bir öneme sahiptir. Bu yönüyle
yöneticilere yönelik politika uygulaması üzerinde durmak büyük fotoğrafa dair
bir kanaat oluşturacaktır.
Yakın zamanda Milli Eğitim Bakanlığı
tarafından Millî
Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer
Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikler gündeme
geldi.
Bu yönetmelik ve değişiklikler
incelendiğinde eğitim sisteminin en üst düzeyde yönetilmesinde görev alan
kişilere yönelik bir yönetmeliğin serencamını izlemek eğitim politikasına
ilişkin de bir kanaat oluşturacaktır.
Yönetmelikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın
merkez ve taşra teşkilatına ait kadrolara liyakat ve kariyer ilkeleri
çerçevesinde görevde yükselme, yer değiştirme ve atamalardaki usul ve esasların
belirlendiğinin hedeflendiği yönünde açıklamalar yapıldığı görülmektedir.
Düzenlemede merkez ve taşra
teşkilatına ilişkin kadroların içerdiği söylense de yönetmelik içeriğinde
merkez teşkilatındaki yönetim kadrolarına ilişkin hiçbir kriter, açıklama,
düzenleme yer almamaktadır.
Merkez teşkilatındaki yönetim
kadroları genel müdürlükler, genel müdürlük yardımcılıkları, daire
başkanlıkları, başkan yardımcılıkları ve şube müdürlükleri ile ilgili hiçbir
düzenleme, açıklama olmamasına rağmen yönetmeliğin merkez ve taşra teşkilatına
ait kadrolardan birlikte söz etmesi mevzuat açısından bir handikaptır.
Yönetmeliğin dayandığı diğer yasal
düzenlemelere bakıldığında genel kanunlara atıf yapıldığı, bu kanunlarda da
yine yöneticilik niteliklerine ilişkin ayrıntılı düzenlemelerin olmadığı
görülüyor.
Geçmişteki bazı düzenlemelerde
yöneticilik kavramının eğitim sisteminin tümünü dikkate alındığı, merkez-taşra,
en alttan en üste hangi yöneticilik makamlarında ne kadar çalışılırsa nereye
karşılık geleceği, eşdeğer görevler, görevler arası geçiş gibi düzenlemelerin
de ele alındığı görülünce mevcut durumun eskiye göre geriye gidiş niteliğinde
olduğu görülmektedir.
Sistemin tümünü dikkate almamak
yönetim sistemi açısından uygun olmayan, eğitim ve yönetim bilimi ilkelerine
uymayan bir durumdur.
Milli Eğitim Bakanlığı görevde
yükselme yönetmeliği sadece taşrayı ele almıştır.
Yönetmeliğin ilerleyen
maddelerinde yönetim kadroları olarak İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, İlçe
Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl/İlçe Şube müdürlükleri şeklinde sayılmaktadır.
Taşra teşkilatında İl Milli Eğitim
müdürlüğü en üst yöneticidir. Buna rağmen bu yönetmelikte İl Milli Eğitim
Müdürlüğü bir kadro olarak sayılmamaktadır. İldeki en üst yöneticinin es geçilmesi
bu makama hangi niteliklere sahip olunması gerektiğine dair belirsizliğin
varlığını göstermektedir. Merkez ve taşra teşkilatına ilişkin yöneticilik
görevlerinde bulunan kişiler bu görevlere nasıl gelecek sorusu il milli eğitim
müdürlüğü makamı için cevapsız kalmaktadır. İl Milli Eğitim Müdürlüğü
atamalarının usul ve esasları genel yönetim süreçlerinde belirlenmiş olmakla
birlikte bu makama gelecek kişiler için bir kriterin koyulmamış olması en üst
yönetim makamı açısından da bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.
Politika kavramının tanımında
belirsizlik yer almaz. Tam tersine alınacak kararlarda hangi ilkelere
dayanılacağı önceden ilan edilir, belirlenir. Politika kavramı yönetimde
öngörülür olmayı gerekmektedir.
İl Milli Eğitim Müdürlüklerine
ilişkin belirsizlik politikanın tanımı ile çelişmektedir.
Yönetmelikte görevde yükselmeye
tabi kadrolar sıralanırken sadece şube müdürlüklerinin adının geçtiği
görülüyor.
Yönetim kadroları bir üstte İl Milli
Eğitim Müdür Yardımcılıkları, İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ve il/ilçe şube
müdürlükleri şeklinde sayılırken görevde yükselmeye tabi kadrolar arasında il
milli eğitim müdür yardımcılıkları ile ilçe milli eğitim müdürlükleri
sayılmamış. Buna göre Şube müdürlükleri dışındaki diğer yönetim kadroları yükselmeye
tabi kadro olarak görülmüyor veya mevcut yönetmelik şartlarının bu kadrolar
için dikkate alınmayacağını gösteriyor. Bu da bu kadrolara atanmak için şart
bulunmadığı, üst yönetimin inisiyatifine göre serbestçe hareket edebileceğini
gösteriyor. Serbestçe hareket etmek politika kavramı ile de yine çelişen bir
durumdur. Bu durum yönetim makamlarına atamaya ilişkin usul ve esasları
düzenleme iddiasındaki bir mevzuatın kendi içinde çelişkili bir düzenleme
olduğunu gösteriyor.
Görevde yükselme sınavına
katılacaklar sayılırken yine şube müdürlükleri sayılmış. Şefler ve uzmanlık
kadroları için de yine sınava katılma şartı bulunduğu görülmektedir. Uzmanlık
kadroları için aranan şartlarda fakülte mezunu olmak ve 2-3 yıl bakanlıkta
görevli olmak yetiyor. Uzmanlık ismi insanın zihninde çok daha fazla
nitelikleri çağrıştırıyorken uzmanlık için istenen şartı görünce şaşırmamak
elde değil. Bu anlayışla nitelikli bir sistem nasıl kurulabilir sorusu akla
geliyor. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı gibi bir birimde uzmanlık bu kadar
kolay olmalı mı sorusunun cevabını vermek oldukça güç. Talim Terbiye Kurulu
Başkanlığı sayfasında alınan kalite belgelerine ilişkin paylaşımlarla uzmanlık
için aranan şartları karşı karşıya getirince insanın aklına delice sorular
gelmiyor değil. EFQM belgesi ile uzmanlık atama şartlarını yan yana getirince
nitelik konusunda cevaplanması gereken önemli soruların olduğu açık. Saymanlık,
çözümleyicilik, bilgisayar işletmenliği ve hatta şoförlük için aranan şartlara
bakınca uzmanlık kadrosunun çok hafife alındığı intibaı oluşuyor.
Atamaya ilişkin görevde yükselme
sınavı şartı yazılı ve sözlü şeklinde düzenleme getirilmişken görevle ilgili
eğitim gibi bir şartın olmadığı görülüyor. Sınavda başarılı olan atanıyor.
Sınavı kazanmış olmak eğitilmiş olmayı da sağlamış kabul ediliyor.
Eğitim faaliyetlerinin merkez ve
taşra düzeyinde yönetilmesi her tür ve düzeydeki eğitim faaliyetinin
yönetilmesi anlamına gelmektedir.
Eğitim faaliyetleri örgün-yaygın,
resmi-özel, genel-özel, mesleki-teknik ve genel, eğitim öğretim kurumları ve
diğer kurumlar şeklinde ana kategorilerden başlayarak okul öncesi eğitim,
ilkokul, ortaokul, lise ve hatta yükseköğretim olmak üzere devasa bir yapıyı
oluşturmaktadır.
Bu devasa yapının yönetimine
gelecek kişilerin eğitime alınmaksızın sadece sınavla görevlendirilmesini
eğitim ve yönetim ilkeleri açısından açıklayabilmek mümkün görünmemektedir.
Merkez ve taşra teşkilat yöneticilikleri
kurum yöneticiliğinden çok farklı nitelikler gerektirmektedir. Yönetim
literatüründe teknik, insani ve kavramsal yeterlikler şeklinde yöneticilerin
sahip olması gereken niteliklerden söz edilmektedir. Kurum yöneticilikleri için
teknik düzeydeki yeterlikler mesleki tecrübe ile edinilirken kavramsal düzeydeki
yeterlikler için mesleki tecrübeden çok daha fazlasına, özel yöneticilik eğitimlerinin
alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Herhangi bir öğretim kademesinde okul
müdürlüğü yapan bir kişinin taşradaki yönetim kadrolarına atandığını
düşündüğünüzde yönetim kadrosunun görev alanına giren alanlarda sahip olunması
gereken yetkinlik sadece sınavla elde edilemez. Merkez ve taşra teşkilatı
yöneticileri sadece teknik düzeyde eğitim bilgisinden çok daha fazlasına, genel
yönetime ilişkin işleyiş düzenine ilişkin de bilgi ve beceri yanında görev
yapacakları kadro kapsamındaki alanlara/kurumlara/işleyişlere ilişkin bilgi,
beceri ve anlayışa da sahip olması gerekir. Taşra teşkilatındaki yöneticilerin
görev alanları içinde strateji, bütçe, destek, özel eğitim, rehberlik,
mesleki-teknik eğitim, özel öğretim, personel, hukuk vs. vs. alanlar
bulunmaktadır. Bu alanlara ilişkin bilgi, beceri ve anlayış sadece sıradan bir
sınavla elde edilemez.
Atanmak için sadece yazılı ve
sözlü sınavda başarılı olmak yeterli ki bu da sadece şube müdürlükleri için
gereken bir şart. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, ilçe milli eğitim
müdürlüklerine atanma için böyle bir sınav şartı da bulunmuyor. Yakın zamanda
yapılan değişiklik öncesi il milli eğitim müdür yardımcılığı ve ilçe milli eğitim
müdürlüğü için hiçbir şart yokken yeni düzenleme ile kısmi bir şart getirildi.
Bu da dört yıl okul yöneticiliği yapma şartı olarak getirilmiş oldu. Okul
müdürlüğü görevini dört yıl yapan bir kişi il milli eğitim müdür yardımcılığına
ve ilçe milli eğitim müdürlüğüne herhangi bir sınava da girmeksizin
atanabiliyor.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı
okullar şehir merkezlerinde, merkeze bağlı kırsal kesimlerde veya mahallelerde
de bulunabiliyor. Bakanlık geçmişte okulların durumlarına ilişkin A-B-C tipi
kurumlar şeklinde bir kategori kullanıyordu. Bu bir yönüyle okulların içinde
bulunduğu şartları dikkate alan bir gruplandırma idi. Kırsal bir mahalledeki 5-10
öğretmenli, 100-150 öğrencilik bir okulla en merkezi konumda 80-100 öğretmenli,
1000-1500 kişilik bir okulun yönetiminin aynı olduğunu iddia etmek akıl ve
bilim ilkelerine uymaz. Buna rağmen konu edilen yönetmelik hükümlerine
bakıldığında okul müdürlüğü konusunda hiçbir ayrımın yapılmadığı görülmektedir.
Herhangi bir mahallede yer alan küçük bir okulda müdürlük yapan bir kişinin
dört yılın sonunda il milli eğitim müdür yardımcısı, ilçe milli eğitim müdürü
hatta il milli eğitim müdürü olmasının önünde herhangi bir engelin olmaması eğitim
faaliyetlerinin yönetiminin niteliği açısından önemli tehlikeler
barındırmaktadır.
Bu uygulamanın politikaya dayalı
yönetim ilkeleri açısından mutlaka ciddi bir şekilde ele alınması gerekir.
Atama yer değiştirme sisteminde
bölge hizmetinden ve tabi olanlardan da söz edilmektedir.
Bölge hizmetine tabi olanlarla
ilgili maddede il milli eğitim müdür yardımcıları, ilçe milli eğitim müdürleri
ve şube müdürlerinin sayıldığı görülüyor.
Konu alınan yönetmelik 2013
yılında çıkmıştır. 2025 yılına kadar da defalarca değişiklik yapıldığı
görülüyor. Bugüne kadar bölge hizmeti uygulaması sadece şube müdürlerine
uygulanırken il milli eğitim müdür yardımcıları ile ilçe milli eğitim
müdürlerine bu madde hiç uygulanmamıştır. Aynı yönetmeliğe tabi üç yönetim grubu
için getirilmiş olan hükümlerin iki grup için görmezden gelinirken şube
müdürlükleri için ısrarla uygulanmaya devam edilmesini yönetim ilkeleri
arasında var olan adalet kavramı açısından anlamak mümkün görünmemektedir. Ele
alınan yönetmeliğe bakıldığında şube müdürlüğü görevini yürütenlere her türlü
kural/kriter istisnasız uygulanırken aynı kategorideki diğer iki kadronun
görmezden gelinmesi çalışanların örgütsel ve yönetsel bağlılık duygularına
olumlu bir etki yaptığı iddia edilemez.
Eğitim politikaları kavramının
içinde işbirliği, koordinasyon, yönetişim gibi daha pek çok teorik kavram
girebilir.
Yönetmelikte merkez ve taşra
yönetim kadrolarına liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde yükselmeden söz
edildiği halde ne incelemeye konu düzenlemenin içinde ne de atıfta bulunduğu,
dayanak gösterdiği diğer mevzuatta ehliyet ve kariyer ilkelerine dair bir
açıklama bulunmuyor. Ehliyet ve kariyerin genel tanımları var olmakla birlikte
yöneticilik makamları için çerçevesinden söz edilen ilkeler hemen hiçbir yerde
açıklanmamış olduğu görülüyor.
Buraya kadar yapılan inceleme ve
değerlendirmeler dikkate alındığında Millî Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde
Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında
Yönetmelikte
eğitim yönetimi bilimi açısından önemli sorunların, çelişkilerin ve eksikliklerin
bulunduğu görülmektedir.
Eğitim faaliyetleri gibi ciddi bir
kamu hizmetinin yönetimine ilişkin temel bir düzenlemede bu tür sorunların
bulunması sistemin geleceği ve istikrarı açısından tehlikeler arz etmektedir.
Çalışan personelin verimliliği üzerine endişe taşıyanların bu konularda bilim
ve aklın gereği olan adımları bir an önce atması gerekmektedir.
Ali Hikmet Demir
