2 Ağustos 2025 Cumartesi

MEB’de Politikaya Dayalı Yönetim

Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili hangi kademedeki yöneticiyle konuşulsa eğitim politikasından söz ettiği duyulur. Politika kavramsal düzeyde ele alınan bir olgudur. Teknik düzeyde yöneticiliklerde politikadan söz etmek gerçekçi olmayabilir. Bununla birlikte hemen her düzey için politikaya yönelik bir algının olması gerekir.

Milli Eğitim Bakanlığında adında eğitim politikası geçen farklı birimlerde farklı bölümler var. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığında, Temel Eğitim ve Ortaöğretim genel müdürlükleri başta olmak üzere diğer genel müdürlüklerinde yer alan bir birim. Aynı şekilde izleme değerlendirme adıyla ve göreviyle de birimler bulunuyor. Bakanlık merkez teşkilatında eğitim politikası ve izleme değerlendirme ismi ve faaliyeti ile birimler sanırım en başta geliyordur. Bu kadar çok politikanın ve izleme değerlendirmenin adının geçtiği bir başka bakanlık var mıdır bilemiyorum.

Eğitim faaliyeti çok boyutlu bir faaliyettir. Tüm boyutları kapsayacak tek bir politikadan söz etmek mümkün olmayabilir. Dile getirilebilecek tek bir politikanın da tüm alanlarda aynı şekilde ve aynı anlayışla uygulanabildiğini tespit etmek de yine zordur. Belki de bu yüzden bakanlık merkezinde bu kadar çok politika isimli birim var. Bu kadar farklı birimde aynı isim ve benzer işleve sahip alt birimler arasında koordinasyonun sağlanması büyük ve zorlu bir görev.

Eğitim faaliyeti kamusal bir faaliyettir. Özel sektör eliyle sunulan eğitim faaliyetleri de büyük oranda kamunun çizdiği çerçevenin dışına çıkması mümkün değildir.

Kamu tarafından sunulan bir hizmetin kamuyu dışarda tutarak ele alınıp değerlendirilmesi mümkün değildir. Hizmete ilişkin tüm veriler kamunun elinde toplanır. Eğitim özelinde bakıldığında MEB eğitim hizmetini planlayan, sunan, değerlendiren yegâne merkezdir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın dile getirdiği, kamuya açıkladığı beyanlara itibar edilmesi zorunludur. Bununla birlikte sadece beyana dayanarak yapılacak değerlendirmelerin de yeterince sağlıklı olmayacağı gün gibi ortadadır. Beyanların gerçeklikle kıyaslanması gerekir. Bu ise gerçekliği betimleyen verilerin varlığını gerektirir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda politika denilince yöneticilerin mevzuata işaret ettikleri görülmektedir. Bir bakıma Milli Eğitim Bakanlığı yöneticilerine göre mevzuat düzenlemelerinin var olması politikanın da varlığının bir göstergesidir.

Oysa politika ile mevzuat aynı şey değildir. Politika yazılı mevzuatın da üzerinde bir kavramdır. Mevzuatta yazılı hususlar tam olarak politikayı belirlemez. Politika, yazılı ve uygulamalı süreçleri de içerir. Eğitimde politikaya yönelik değerlendirme yaparken sınırlamaların yapılarak hareket edilmesi doğru bir resmin ortaya konulması açısından da önemlidir.

Eğitimin topluma, bireye, çalışanlara, sosyal, ekonomik ve kültürel çevreye ve eğitim bilimine bakan yönleri de vardır.

Sadece çalışanlar ele alınsa yönetici, öğretmen ve diğer personelle yüz yüze gelinir. Yöneticiler ele alınsa kurum yöneticileri ile merkez ve taşra yöneticileri gibi alt dallar ortaya çıkar.

Bakanlığın yaptığı düzenlemelere, bu düzenlemelerin gereği yapılan uygulamalara bakılarak, politikaya dayalı bir eğitim yönetimi üzerine bir takım sözler söylenebilir, değerlendirmeler yapılabilir.

Eğitim yönetiminde yönetici/yönetim sisteminde hayati bir öneme sahiptir. Bu yönüyle yöneticilere yönelik politika uygulaması üzerinde durmak büyük fotoğrafa dair bir kanaat oluşturacaktır.

Yakın zamanda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Millî Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikler gündeme geldi.

Bu yönetmelik ve değişiklikler incelendiğinde eğitim sisteminin en üst düzeyde yönetilmesinde görev alan kişilere yönelik bir yönetmeliğin serencamını izlemek eğitim politikasına ilişkin de bir kanaat oluşturacaktır.

Yönetmelikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatına ait kadrolara liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde görevde yükselme, yer değiştirme ve atamalardaki usul ve esasların belirlendiğinin hedeflendiği yönünde açıklamalar yapıldığı görülmektedir.

Düzenlemede merkez ve taşra teşkilatına ilişkin kadroların içerdiği söylense de yönetmelik içeriğinde merkez teşkilatındaki yönetim kadrolarına ilişkin hiçbir kriter, açıklama, düzenleme yer almamaktadır.

Merkez teşkilatındaki yönetim kadroları genel müdürlükler, genel müdürlük yardımcılıkları, daire başkanlıkları, başkan yardımcılıkları ve şube müdürlükleri ile ilgili hiçbir düzenleme, açıklama olmamasına rağmen yönetmeliğin merkez ve taşra teşkilatına ait kadrolardan birlikte söz etmesi mevzuat açısından bir handikaptır.

Yönetmeliğin dayandığı diğer yasal düzenlemelere bakıldığında genel kanunlara atıf yapıldığı, bu kanunlarda da yine yöneticilik niteliklerine ilişkin ayrıntılı düzenlemelerin olmadığı görülüyor.

Geçmişteki bazı düzenlemelerde yöneticilik kavramının eğitim sisteminin tümünü dikkate alındığı, merkez-taşra, en alttan en üste hangi yöneticilik makamlarında ne kadar çalışılırsa nereye karşılık geleceği, eşdeğer görevler, görevler arası geçiş gibi düzenlemelerin de ele alındığı görülünce mevcut durumun eskiye göre geriye gidiş niteliğinde olduğu görülmektedir.

Sistemin tümünü dikkate almamak yönetim sistemi açısından uygun olmayan, eğitim ve yönetim bilimi ilkelerine uymayan bir durumdur.

Milli Eğitim Bakanlığı görevde yükselme yönetmeliği sadece taşrayı ele almıştır.

Yönetmeliğin ilerleyen maddelerinde yönetim kadroları olarak İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl/İlçe Şube müdürlükleri şeklinde sayılmaktadır.

Taşra teşkilatında İl Milli Eğitim müdürlüğü en üst yöneticidir. Buna rağmen bu yönetmelikte İl Milli Eğitim Müdürlüğü bir kadro olarak sayılmamaktadır. İldeki en üst yöneticinin es geçilmesi bu makama hangi niteliklere sahip olunması gerektiğine dair belirsizliğin varlığını göstermektedir. Merkez ve taşra teşkilatına ilişkin yöneticilik görevlerinde bulunan kişiler bu görevlere nasıl gelecek sorusu il milli eğitim müdürlüğü makamı için cevapsız kalmaktadır. İl Milli Eğitim Müdürlüğü atamalarının usul ve esasları genel yönetim süreçlerinde belirlenmiş olmakla birlikte bu makama gelecek kişiler için bir kriterin koyulmamış olması en üst yönetim makamı açısından da bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.

Politika kavramının tanımında belirsizlik yer almaz. Tam tersine alınacak kararlarda hangi ilkelere dayanılacağı önceden ilan edilir, belirlenir. Politika kavramı yönetimde öngörülür olmayı gerekmektedir.

İl Milli Eğitim Müdürlüklerine ilişkin belirsizlik politikanın tanımı ile çelişmektedir.

Yönetmelikte görevde yükselmeye tabi kadrolar sıralanırken sadece şube müdürlüklerinin adının geçtiği görülüyor.

Yönetim kadroları bir üstte İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılıkları, İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ve il/ilçe şube müdürlükleri şeklinde sayılırken görevde yükselmeye tabi kadrolar arasında il milli eğitim müdür yardımcılıkları ile ilçe milli eğitim müdürlükleri sayılmamış. Buna göre Şube müdürlükleri dışındaki diğer yönetim kadroları yükselmeye tabi kadro olarak görülmüyor veya mevcut yönetmelik şartlarının bu kadrolar için dikkate alınmayacağını gösteriyor. Bu da bu kadrolara atanmak için şart bulunmadığı, üst yönetimin inisiyatifine göre serbestçe hareket edebileceğini gösteriyor. Serbestçe hareket etmek politika kavramı ile de yine çelişen bir durumdur. Bu durum yönetim makamlarına atamaya ilişkin usul ve esasları düzenleme iddiasındaki bir mevzuatın kendi içinde çelişkili bir düzenleme olduğunu gösteriyor.

Görevde yükselme sınavına katılacaklar sayılırken yine şube müdürlükleri sayılmış. Şefler ve uzmanlık kadroları için de yine sınava katılma şartı bulunduğu görülmektedir. Uzmanlık kadroları için aranan şartlarda fakülte mezunu olmak ve 2-3 yıl bakanlıkta görevli olmak yetiyor. Uzmanlık ismi insanın zihninde çok daha fazla nitelikleri çağrıştırıyorken uzmanlık için istenen şartı görünce şaşırmamak elde değil. Bu anlayışla nitelikli bir sistem nasıl kurulabilir sorusu akla geliyor. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı gibi bir birimde uzmanlık bu kadar kolay olmalı mı sorusunun cevabını vermek oldukça güç. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı sayfasında alınan kalite belgelerine ilişkin paylaşımlarla uzmanlık için aranan şartları karşı karşıya getirince insanın aklına delice sorular gelmiyor değil. EFQM belgesi ile uzmanlık atama şartlarını yan yana getirince nitelik konusunda cevaplanması gereken önemli soruların olduğu açık. Saymanlık, çözümleyicilik, bilgisayar işletmenliği ve hatta şoförlük için aranan şartlara bakınca uzmanlık kadrosunun çok hafife alındığı intibaı oluşuyor.

Atamaya ilişkin görevde yükselme sınavı şartı yazılı ve sözlü şeklinde düzenleme getirilmişken görevle ilgili eğitim gibi bir şartın olmadığı görülüyor. Sınavda başarılı olan atanıyor. Sınavı kazanmış olmak eğitilmiş olmayı da sağlamış kabul ediliyor.

Eğitim faaliyetlerinin merkez ve taşra düzeyinde yönetilmesi her tür ve düzeydeki eğitim faaliyetinin yönetilmesi anlamına gelmektedir.

Eğitim faaliyetleri örgün-yaygın, resmi-özel, genel-özel, mesleki-teknik ve genel, eğitim öğretim kurumları ve diğer kurumlar şeklinde ana kategorilerden başlayarak okul öncesi eğitim, ilkokul, ortaokul, lise ve hatta yükseköğretim olmak üzere devasa bir yapıyı oluşturmaktadır.

Bu devasa yapının yönetimine gelecek kişilerin eğitime alınmaksızın sadece sınavla görevlendirilmesini eğitim ve yönetim ilkeleri açısından açıklayabilmek mümkün görünmemektedir.

Merkez ve taşra teşkilat yöneticilikleri kurum yöneticiliğinden çok farklı nitelikler gerektirmektedir. Yönetim literatüründe teknik, insani ve kavramsal yeterlikler şeklinde yöneticilerin sahip olması gereken niteliklerden söz edilmektedir. Kurum yöneticilikleri için teknik düzeydeki yeterlikler mesleki tecrübe ile edinilirken kavramsal düzeydeki yeterlikler için mesleki tecrübeden çok daha fazlasına, özel yöneticilik eğitimlerinin alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Herhangi bir öğretim kademesinde okul müdürlüğü yapan bir kişinin taşradaki yönetim kadrolarına atandığını düşündüğünüzde yönetim kadrosunun görev alanına giren alanlarda sahip olunması gereken yetkinlik sadece sınavla elde edilemez. Merkez ve taşra teşkilatı yöneticileri sadece teknik düzeyde eğitim bilgisinden çok daha fazlasına, genel yönetime ilişkin işleyiş düzenine ilişkin de bilgi ve beceri yanında görev yapacakları kadro kapsamındaki alanlara/kurumlara/işleyişlere ilişkin bilgi, beceri ve anlayışa da sahip olması gerekir. Taşra teşkilatındaki yöneticilerin görev alanları içinde strateji, bütçe, destek, özel eğitim, rehberlik, mesleki-teknik eğitim, özel öğretim, personel, hukuk vs. vs. alanlar bulunmaktadır. Bu alanlara ilişkin bilgi, beceri ve anlayış sadece sıradan bir sınavla elde edilemez.

Atanmak için sadece yazılı ve sözlü sınavda başarılı olmak yeterli ki bu da sadece şube müdürlükleri için gereken bir şart. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, ilçe milli eğitim müdürlüklerine atanma için böyle bir sınav şartı da bulunmuyor. Yakın zamanda yapılan değişiklik öncesi il milli eğitim müdür yardımcılığı ve ilçe milli eğitim müdürlüğü için hiçbir şart yokken yeni düzenleme ile kısmi bir şart getirildi. Bu da dört yıl okul yöneticiliği yapma şartı olarak getirilmiş oldu. Okul müdürlüğü görevini dört yıl yapan bir kişi il milli eğitim müdür yardımcılığına ve ilçe milli eğitim müdürlüğüne herhangi bir sınava da girmeksizin atanabiliyor.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullar şehir merkezlerinde, merkeze bağlı kırsal kesimlerde veya mahallelerde de bulunabiliyor. Bakanlık geçmişte okulların durumlarına ilişkin A-B-C tipi kurumlar şeklinde bir kategori kullanıyordu. Bu bir yönüyle okulların içinde bulunduğu şartları dikkate alan bir gruplandırma idi. Kırsal bir mahalledeki 5-10 öğretmenli, 100-150 öğrencilik bir okulla en merkezi konumda 80-100 öğretmenli, 1000-1500 kişilik bir okulun yönetiminin aynı olduğunu iddia etmek akıl ve bilim ilkelerine uymaz. Buna rağmen konu edilen yönetmelik hükümlerine bakıldığında okul müdürlüğü konusunda hiçbir ayrımın yapılmadığı görülmektedir. Herhangi bir mahallede yer alan küçük bir okulda müdürlük yapan bir kişinin dört yılın sonunda il milli eğitim müdür yardımcısı, ilçe milli eğitim müdürü hatta il milli eğitim müdürü olmasının önünde herhangi bir engelin olmaması eğitim faaliyetlerinin yönetiminin niteliği açısından önemli tehlikeler barındırmaktadır.

Bu uygulamanın politikaya dayalı yönetim ilkeleri açısından mutlaka ciddi bir şekilde ele alınması gerekir.

Atama yer değiştirme sisteminde bölge hizmetinden ve tabi olanlardan da söz edilmektedir.

Bölge hizmetine tabi olanlarla ilgili maddede il milli eğitim müdür yardımcıları, ilçe milli eğitim müdürleri ve şube müdürlerinin sayıldığı görülüyor.

Konu alınan yönetmelik 2013 yılında çıkmıştır. 2025 yılına kadar da defalarca değişiklik yapıldığı görülüyor. Bugüne kadar bölge hizmeti uygulaması sadece şube müdürlerine uygulanırken il milli eğitim müdür yardımcıları ile ilçe milli eğitim müdürlerine bu madde hiç uygulanmamıştır. Aynı yönetmeliğe tabi üç yönetim grubu için getirilmiş olan hükümlerin iki grup için görmezden gelinirken şube müdürlükleri için ısrarla uygulanmaya devam edilmesini yönetim ilkeleri arasında var olan adalet kavramı açısından anlamak mümkün görünmemektedir. Ele alınan yönetmeliğe bakıldığında şube müdürlüğü görevini yürütenlere her türlü kural/kriter istisnasız uygulanırken aynı kategorideki diğer iki kadronun görmezden gelinmesi çalışanların örgütsel ve yönetsel bağlılık duygularına olumlu bir etki yaptığı iddia edilemez.

Eğitim politikaları kavramının içinde işbirliği, koordinasyon, yönetişim gibi daha pek çok teorik kavram girebilir.

Yönetmelikte merkez ve taşra yönetim kadrolarına liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde yükselmeden söz edildiği halde ne incelemeye konu düzenlemenin içinde ne de atıfta bulunduğu, dayanak gösterdiği diğer mevzuatta ehliyet ve kariyer ilkelerine dair bir açıklama bulunmuyor. Ehliyet ve kariyerin genel tanımları var olmakla birlikte yöneticilik makamları için çerçevesinden söz edilen ilkeler hemen hiçbir yerde açıklanmamış olduğu görülüyor.

Buraya kadar yapılan inceleme ve değerlendirmeler dikkate alındığında Millî Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelikte eğitim yönetimi bilimi açısından önemli sorunların, çelişkilerin ve eksikliklerin bulunduğu görülmektedir.

Eğitim faaliyetleri gibi ciddi bir kamu hizmetinin yönetimine ilişkin temel bir düzenlemede bu tür sorunların bulunması sistemin geleceği ve istikrarı açısından tehlikeler arz etmektedir. Çalışan personelin verimliliği üzerine endişe taşıyanların bu konularda bilim ve aklın gereği olan adımları bir an önce atması gerekmektedir.

  

                                                                                    Ali Hikmet Demir

                                                                              alihikmetdemir@gmail.com

 

 

 

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...