Özet
Bu çalışma, Türk eğitim sisteminde denetim politikasının yasal çerçevesini,
uygulama boyutlarını ve karşılaşılan temel sorunları incelemeyi amaçlamaktadır.
Denetim, eğitim sisteminin amaçlara uygun biçimde işleyip işlemediğini
belirleyen, kaliteyi artırmayı hedefleyen bir mekanizmadır. Türkiye’de denetim
politikası yasal zeminde açık biçimde tanımlanmış olsa da, uygulamada rehberlik
işlevinin geri planda kaldığı, denetim sürecinin standartlaşmadığı ve veri
temelli yaklaşımın yeterince yerleşmediği görülmektedir.
1. Giriş
Eğitim sistemlerinin başarısı, yalnızca öğretim programlarının niteliğine
değil, bu programların nasıl uygulandığı ve değerlendirildiğine de bağlıdır. Bu
nedenle, etkili bir denetim politikası, eğitimde kalite güvencesinin temel
koşullarından biridir. Türk eğitim sisteminde denetim, öğretmenlerin,
yöneticilerin ve eğitim kurumlarının performansını geliştirmeye yönelik olarak
tasarlanmıştır. Ancak mevcut durumda denetim politikası, çoğu zaman kontrol ve
raporlama odaklı yürütülmekte; rehberlik, geliştirme ve değerlendirme işlevleri
yeterince etkin biçimde işletilememektedir.
2. Denetim Politikasının Yasal ve Kurumsal Çerçevesi
Türk eğitim sisteminde denetim faaliyetleri, çeşitli yasal düzenlemelerle
tanımlanmıştır.
- 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, eğitimde kaliteyi artırmanın ve
verimliliği sağlamanın devletin görevi olduğunu vurgulamaktadır.
- 652 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname, eğitim kurumlarının denetimi ve rehberliğini Millî Eğitim
Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na vermiştir.
- Millî Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Yönetmeliği (2017) ise denetimin
amaçlarını “rehberlik, değerlendirme, geliştirme ve izleme” esaslarına
dayandırmıştır.
Bu çerçevede Türkiye’de denetim politikası yasal olarak açık biçimde
tanımlanmış, ancak uygulamada sistematik bir bütünlük kazanamamıştır.
3. Denetim Politikasının Uygulama Sorunları
3.1. Anlayışsal Sorunlar
Türkiye’de denetim uzun yıllar boyunca idari kontrol ve cezalandırma aracı
olarak görülmüştür. Bu durum, öğretmenlerde ve yöneticilerde denetim sürecine
karşı güvensizlik oluşturmuş; rehberlik ve gelişim boyutlarının zayıflamasına
yol açmıştır. Denetime bakış yetki makamlarına gelen kişilerin kişisel
anlayışlarına göre şekillenmiş ve işletilmiştir. Zaman zaman müfettişlere
belirli bir siyasal düşüncenin ajanlarıymış gibi bir bakışla dışlayıcı bir yaklaşım
da sergilenebilmiştir.
3.2. Müfettiş Sayısı ve Nitelik Sorunları
Eğitim müfettişi sayısı, mevcut okul ve öğretmen sayısına oranla oldukça
yetersizdir. Ayrıca müfettişlerin hizmet içi eğitim olanakları sınırlı
olduğundan, çağdaş denetim yaklaşımlarına ve dijital izleme tekniklerine uyumda
güçlükler yaşanmaktadır.
Müfettiş
yetiştirme sistemi ile ilgili açık ve net bir anlayış geliştirilememiş olması
nedeniyle geçmişten bu güne yetiştirme sistemi sınav odaklı seçimler sonrası
usta çırak anlayışı ile yetiştirme süreci şeklinde işletilmiştir. Bu durum
nitelikli müfettiş yetiştirme sürecinin oluşumunu engellemiştir. Sonuçta
müfettiş nitelikleri tamamen kişisel çabaya bırakılmış, denetim sisteminin
kurucu iradesi olan bakanlık bu alanda etkili olmaktan uzak kalmıştır. Kişisel
anlayışa terk edilmiş nitelik sorunu da her zaman şahıslarla sınırlı kalan bir
işleve dönüşmüştür. Bu durum bilimsel bir sistem anlayışına uymamaktadır.
Milli
Eğitim Bakanlığında 2009-2023 arası dönemde müfettiş alımı yapılmamıştır. Halen
müfettiş olarak görevli olmayan illerde yardımcı olarak son iki yıldır
görevlendirilmiş müfettişlerle denetim faaliyetleri yürütülmeye çalışılmaktadır.
Milyonu aşan personel, yüz bine yaklaşan kurum kurum sayısı iki bini bile
bulmayan müfettiş kadrosuyla denetlenmeye çalışılmaktadır. Bu sayısal
yetersizlik denetim faaliyetlerinin de yetersiz kalmasına yol açmaktadır.
3.3. Denetim Sürecinde Standart Eksikliği
Denetim uygulamaları iller ve bölgeler arasında büyük farklılık göstermektedir.
Bazı bölgelerde rehberlik odaklı, bazılarında ise yalnızca belge kontrolüne
dayalı denetimler yapılmaktadır. Bu durum, denetim sürecinin nesnelliğini
zedelemektedir. Bakanlığın büyük maddi kaynak aktardığı özel eğitim gibi bazı
alanlar gerektiği gibi denetlenememektedir. Denetim yapılan kurumların
türlerine ve işleyişlerine uygun eğitim ve yetişme sürecinden geçmemiş
müfettişlerin yaptığı denetim faaliyetleri şekilden ibaret kalmakta ve herkesin
kişisel algısına göre hareket etmesine yol açmaktadır. Bu konuda bakanlığın
müfettiş yetiştirme sürecine ilişkin önemli eksikler üzerinde çalışma yapmasında
acilen hareket etmesini gerektirmektedir.
3.4. Veri Temelli Yaklaşım Eksikliği
Çağdaş denetim sistemleri, performans göstergeleri ve veri analizine
dayanırken; Türkiye’de denetim hâlâ ağırlıklı olarak gözleme ve raporlamaya
dayalıdır. Bu durum, karar alma süreçlerinde bilimsel temelin zayıf kalmasına
neden olmaktadır. Devasa boyutlara ulaşmış olan elektronik ortamdaki veri
kaynaklarına ragmen bu kaynaklardan gerektiği gibi yararlanılamaması önemli bir
eksikliktir.
3.5. Politika Sürekliliği Sorunu
Denetim politikaları, yönetim değişikliklerine bağlı olarak sık sık yeniden
düzenlenmekte; bu da kurumsal hafıza ve süreklilik eksikliği yaratmaktadır.
4. Denetim Politikasının Geliştirilmesine Yönelik Öneriler
Türk eğitim sisteminde denetim politikasının etkinliğini artırmak için:
1. Denetim anlayışı, cezalandırıcı değil rehberlik odaklı hale getirilmelidir.
2. Müfettişlerin sayısı ve niteliği artırılmalı, sürekli mesleki gelişim
olanakları sağlanmalıdır.
3. Denetim süreci standartlaştırılmalı, iller arası farklılıklar
azaltılmalıdır.
4. Veri temelli izleme sistemleri geliştirilerek dijital denetim araçları
kullanılmalıdır.
5. Politika sürekliliği güvence altına alınarak kurumsal denetim kültürü
oluşturulmalıdır.
5. Sonuç
Türk eğitim sisteminde denetim politikası yasal olarak var olmakla birlikte,
uygulamada etkili ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşamamıştır. Denetimin çağdaş
anlayışla yürütülmesi; rehberlik, değerlendirme ve geliştirme işlevlerinin
güçlendirilmesi; veri temelli ve şeffaf bir denetim mekanizmasının kurulması
gerekmektedir. Ancak bu şekilde denetim, eğitimde kalite güvencesinin ve
mesleki gelişimin temel unsuru haline gelebilecektir. Bu konuda en büyük
sorumluluk eğitim sisteminin baş aktörü olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın
üzerinde bulunmaktadır. Bu konularda Milli Eğitim Akademilerinin de acilen işe
koşulması gerekmektedir.
Ali Hikmet Demir
