21 Nisan 2026 Salı

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine


 

Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ortaya çıkarmış görünüyor. Okullarda güvenlik zafiyeti olarak algılanan olaylarda sorunlara doğru teşhis konulmadığı takdirde çözümün de doğru olmayacağı düşüncesini zihinlere tekrar getirmektir. Okullara giriş çıkışta güvenlik önlemleri kısmi olarak sorunlara çözüm getirse de daha köklü sorunlara çözüm olmaktan uzaktır.
Okullarda yaşanan şiddet görüntüleri sadece öğrenci odaklı yaklaşımlarla çözülemeyecektir. Öğrenci ve aile bir bütündür. Bu yönüyle de bütünsel olarak ele alınmalıdır. Aileye yönelik çalışmaların okulla sınırlandırılması sorunların sürmesine yol açacaktır. Aileye yönelik çalışmalarda ailenin bir parçası olan çocuklar okulun konusu olsa da çocuğun dışındaki diğer üyeler özellikle anne ve baba ilişkileri okulda yapılacak çalışmalarla düzenlenemez. Kamu hizmeti sunma görevini yerine getirmek amacıyla oluşturulmuş Milli Eğitim Bakanlığı gibi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da bu süreçte önemli bir görev üstlenmesi gerekmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı henüz yeni kurulmuş bir bakanlık olması nedeniyle bu görevleri yerine getirmekte acemilik yaşandığı gündeme gelen olaylardan hareketle görülmektedir. Bu bakanlık sadece parçalanmış aile olaylarında gündeme gelmekle birlikte Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde çok daha fazla görevleri yerine getirmesi gerekmektedir. Bu çerçevede özellikle ailelere yönelik sürecin yönetilmesinde bu bakanlığın çok daha fazla etkin olması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Ailelerin çıkarılmış yasal düzenlemeler doğrultusunda üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları ne derece yerine getirdiğinin bu bakanlık aracılığıyla yakından takip edilmesi zaruri bir ihtiyaçtır. Çocuk Koruma Kanununun getirdiği düzenlemeleri sadece parçalanmış aile durumunda işletmek yerinde Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde ailelerin adeta iki yönlü olarak kıskaca alınması büyük bir zorunluluktur. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu konularda işe koşulmaya çalışılmakla birlikte bu başkanlığın çalışma alanı daha çok dini ve ahlaki değerlerin kökleşmesi çerçevesinde kalmaktadır. En temel Hukuka Giriş Ders kitaplarında dahi ahlak kuralları ile hukuk kuralları ayrımı yapılırken ahlak kurallarının maddi yaptırımlardan yalıtılmışlığına karşın hukuk kurallarının maddi yaptırım uygulama gücüne sahip olduğu vurgulanır. Bu çerçevede Diyanet İşleri Başkanlığı bu alanda sınırlı bir etkiye sahiptir. Oysa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hukuki yaptırımları hayata geçirme gücüne sahiptir. Bu nedenle bu bakanlığın ailelerin eğitim sürecindeki sorumluluklarını yerine getirme boyutundaki görevlerine okullarla birlikte işe koşulması gerekir. Aileye yönelik yaptırım alanları daha net ve güçlü bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. Sanal dünyadaki oyunların veya sosyal medyadaki sınırlamaların tümü pansuman tedbir mahiyetindedir. Ailelere yönelik yaptırımların hukuki yönlerden güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesi gerekmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu yönüyle teşkilat ve personel boyutlarında güçlendirilmesi, geliştirilmesi gerekmektedir. Topluma yön verme güç ve imkanına sahip olan kamusal işleyiş düzeninin yani devlet yönetim sisteminin rasyonel bir şekilde yapılandırılması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Devlet kurumları arasında işbirliği ve koordinasyon etkin bir şekilde oluşturulursa yönetimin gücü ve etkisi daha da artacaktır. Burada devlet kurumlarının güçlendirilmesinden vatandaşın baskı altına alınıp adeta ensesinde boza pişirilmesi de anlaşılmamalıdır. Devlet kurumları haksız ve usulsüz işlemlerin peşini bırakmazken toplumun tüm ihtiyaçlarının karşılanmasında kolaylaştırıcı, yol gösterici bir işlevi yüklenmesi gerekmektedir. Bu şekilde işleyen bir devlet adalet üzere işleyen bir devlettir. Zira bu konuda geçmişte toplumu oluşturan insanları belirlenmiş katı kalıpların içinde şekillendirme projelerinden büyük sıkıntıları yaşamış bir toplum olarak bu konularda acı tecrübeleri her kesimden insanlarımız bizzat yaşamıştır. Bunun korkusu veya endişesi ile topluma sınırsız bir özgürlük verilmesi de doğru bir yaklaşım değildir. Toplumu oluşturan bireylerin hakları ve sorumlulukları at başı gitmesi gerekir. Haklarının sonuna kadar peşine düşen insanlara sorumluluklarının da olduğunun hatırlatılması ve buna göre hayatını düzenleme kültürünün gelişmesi refah seviyesi yüksek toplumlarda yaygın bir şekilde görülür. Bu konuda ülkemizdeki insanlarımızın iki kutup arasında savrulduğu görülmektedir. Ya katı çerçeve veya sınırsız özgürlük anlayışının ortasını bulmak zorundayız. Bu ise sadece okullarda yapılacak çalışmalarla olmayacak kadar kapsamlı bir süreci gerektirmektedir.

Yaşanan olayların okullarda geçmesi eğitim sistemindeki sorunlara odaklanmayı gerektirir gibi gösterse de sorgulamanın okullar ve eğitim sistemiyle sınırlı kalmayacak kadar kapsamlı yapılması gerektiğini, çalışma ve düzenlemelerin çok daha geniş bir alanı ele alacak şekilde hareket etmenin gerekli olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte eğitim sisteminin sorunlarına ayna oluşturan bu olaylara okullar ve eğitim sistemi özelinde de bakılması kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Şiddet yaşanan okullarda dile getirilen güvenlik zafiyetleri ön plana çıksa da olaylarda öne çıkan çocuklara yönelik geçmiş davranışları yani hikayesine bakıldığında aslında bu çocukların bir anda ortaya çıkan bir travmadan çok adım adım gelen bir sürecin varlığı görülmektedir. Bu da okullarda özellikle özel eğitim ve rehberlik süreçlerinin büyük oranda odağa alınmasını gerekli kılmaktadır. Eğitim sistemimizde rehberlik süreçleri Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Özel Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde organize edilerek yönetilmeye çalışılmaktadır. Rehberlik faaliyetleri okullarda rehber öğretmenler aracılığıyla yürütülmekle birlikte Rehberlik Araştırma Merkezleri bu süreçte en önemli aktör durumundadır. Rehberlik Araştırma Merkezleri ülkenin her yerindeki yerleşim yerlerinde bulunun resmi ve özel okul ve kurumlarda rehberlik faaliyetleri ile özel eğitim hizmetlerini organize etme sorumluluğuna sahiptir. Rehberlik Araştırma Merkezleri Milli Eğitim Bakanlığının izin ve onayıyla açılmaktadır. Bakanlığın yaptığı düzenlemelere bakınca bu alanda büyük eksiklik ve sorunların olduğu açıkça görülmektedir. Literatürde okulların yönetim faaliyetleri, eğitim öğretim faaliyetleri ve rehberlik faaliyetleri olarak nitelenen üçlü bir sacayağının üzerinde bulunduğu belirtilir. Yönetim, eğitim-öğretim ve rehberlik faaliyetleri okulu ayakta tutan üç önemli işlevdir. Geçmişte eğitim-öğretim faaliyetleri çerçevesinde akademik başarı boyutu ön planda iken günümüzde artık rehberlik faaliyetleri çok daha fazla önemli hale gelmiş durumdadır. Eğitim sistemindeki mevcut resme bakınca Milli Eğitim Bakanlığının bu önemin farkında olarak çalıştığını söylemenin güç olduğunu göstermektedir. Bakanlık rehberlik ve özel eğitimle ilgili faaliyetlerin organizesinde en önemli aktör olan Rehberlik Araştırma Merkezlerine ilişkin düzenlemelerinde 100.000 kişilik nüfusa bir rehberlik araştırma merkezi olacak şekilde bu merkezlerin açılabileceğini geçmişte yapmış olduğu düzenlemelerle belirlemiştir. Oysa bu gün rehberlik faaliyetlerinin kazandığı öneme bakılınca bu nüfusun dahi çok fazla olduğu görülmektedir. Gelinen bu noktada bakanlığın uygulamalarına bakınca büyük bir boşluğun varlığı ile karşı karşıya gelinmektedir. Rehberlik Araştırma Merkezi açma konusundaki bakanlığın uygulamalarına bakıldığında nüfusu ne olursa olsun yerleşim biriminde bir tane rehberlik araştırma merkezi açma sınırını aşmamakta ısrar edildiği görülmektedir. Kahramanmaraş’ta yaşanan elim olayın geçtiği okulun bulunduğu Onikişubat ilçesinin nüfusu 2025 yılı kayıtlarına göre 447.000 olarak görülmektedir. Bu kadar nüfusun yaşadığı bir şehirdeki Rehberlik Araştırma Merkezi sayısı bir tanedir. Diğer olayın yaşandığı Siverek ilçesinin nüfusu 277.000’dir. Bu ilçede de yine Rehberlik Araştırma Merkezi sayısı bir tanedir. 750.000 kişinin yaşadığı bir ilçe de olsa Rehberlik Araştırma Merkezi sayısı biri geçmez. Bu konu rehberlik ve özel eğitim faaliyetlerinin ülke çapında ne derece etkin organize edilebileceğine dair bir kanaat oluşturacaktır. Rehberlik faaliyetlerini organize etmesi beklenen kurumlar üzerlerine yüklenen iş yükünün altında adeta ezilmiş durumdadır. Oysa nüfusa ve iş yoğunluğuna göre bu kurumların sayılarının ve işlevlerinin öğretim kademelerine ve çalışma alanlarına göre artırılması ve uzmanlaştırılması gerekmektedir. Bu durum rehberlik ve özel eğitim sürecinde yaşanan sorunların izlenemeyecek kadar yoğun iş yükü altında görülebilmesinin imkansız olduğunu göstermektedir. Rehberlik ve özel eğitim faaliyetlerinin okullardaki işleyiş süreci çok daha farklı sorunlu alanlarla yüz yüze gelinmesine neden olmaktadır. Rehberlik faaliyetleri her beş yüz öğrenci için bir tane olacak şekilde belirlenen norma göre görevlendirilen rehber öğretmenlerin üzerine verilmektedir. Okul türü ve kademesi ne olursa olsun her beş yüz öğrenciye bir rehber öğretmen belirlenmesi standardı yine okulların iş yüküne ve çalışma düzenine dikkat edilmeden tek kalemde belirlenmiş bir standardın varlığını göstermektedir. Oysa okul öncesi ve ilkokul düzeyi ile ortaokul ve lise düzeyindeki rehberlik faaliyetlerinin kapsamı ve niteliği çok çok farklıdır. Bu nedenle okulların türüne ve kademesine göre rehber öğretmen normu üzerinde çalışılması gerektiği halde bu konularda bakanlığın anlayışında bir değişmenin olduğu görülmemektedir.

Özel eğitim faaliyetleri ise çok daha farklı bir boyutta sorunlarla yürütüldüğü görülmektedir. Özel eğitim alanında okullarda görevlendirilen personelin büyük çoğunluğu ücretli personel olarak görevlendirilmektedir. Norm fazlası olan öğretmenlere özel eğitim öğretmenliği seçeneği sunularak norm fazlası süreçten çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bunların yetmediği durumlarda bir şekilde özel eğitim alanında alınan kurslardan edinilen belgelere dayanarak ücretli personel görevlendirilmesi yapılmaktadır. Özel eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde bilgi sahibi nitelikli personel adeta parmakla gösterilecek düzeydedir dense yanlış bir ifade olmayacaktır.

Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü okulların fiziki şartları üzerinde de ayrıca hassasiyetle durulması gerekmektedir. Okul yapılacak alanlar belediyelerin imar planları ile belirlenmektedir. Şehir planlaması kavramı üzerinde önemli sorunların yaşandığı ülkemizde imar planlarında okul yerleri gerçek anlamda ihtiyaca uygun olarak planlanmamaktadır. Bu durum şehirlerin çoğunda okul yapacak alan bulma sorununu doğurmaktadır. İmar planında okul yeri planlamaları belediye meclislerinin aldığı kararlarla sık sık değiştirilmekte, rantı yüksek alanlar okul alanı olmaktan çıkarılarak okul alanı ihtiyacı görmezden gelinmekte veya işlevsiz alanlara kaydırılarak sorunlar ve ihtiyaçlar ötelenmektedir. Bu durum okulların fiziki olarak pedagoji ilkelerinden ziyade ekonomik endişelerle yapılmasına yol açmaktadır. Okul yapacak alan bulunmayan yerlerde okullar ikili veya kalabalık sınıflarda yapılacak şekilde planlanmak zorunda kalınmaktadır. İkili eğitim veya kalabalık sınıfların olduğu bir ortamda etkin, sağlıklı bir eğitim faaliyetinin yapılabilmesi mümkün değildir. Bu da okulların fiziki olarak yönetilmesini güçleştirmektedir. Mevcut arsalara ve bahçelerine boş bulunan her alana bina yapma zorunluluğu nedeniyle okullar fiziki olarak da yönetilemez hale gelmektedir. Otuz iki derslikli, kırk derslikli okulların güvenli bir şekilde yönetilebileceğini iddia etmek için okullardaki işleyiş düzeninden haberdar olmamak gerekmektedir. Kalabalık sınıflarda öğretmen-öğrenci, öğrenci-öğrenci etkileşiminin sağlıklı bir şekilde yürütülebileceğini iddia etmek gerçekçi değildir. Ülke içinde toprak unsuru değişmez bir değerdir. Buna rağmen toprak gibi katı kurallara tabi olan bir unsur üzerinde hakimiyet kurarak planlı bir yapılaşmayı sağlayamamak merkezi ve yerel yönetim sistemimiz için büyük bir handikaptır. Bu handikap eğitim faaliyetlerinin niteliğini doğrudan etkilemektedir.

Eğitim sistemi içinde faaliyetlerin etkin bir şekilde yürütülmesi yönetim hizmetlerinin nitelikli olmasına bağlıdır. Yönetim faaliyetleri konusunda en temel mevzuat düzenlemesi yönetici atama yönetmelikleridir. Ülkemizde son yirmi senede yönetici atama yönetmeliklerine ilişkin sisteme baktığınızda sistemin istikrardan ziyade sürekli bir yap boza döndüğünü göstermektedir. Yönetici atama mevzuatının değişim hızına yetişebilmek imkansız görünmektedir. Yirmi yılda en az on beş defa mevzuat kaldırılıp yeniden belirlenen kuralların hayatına geçmesi uygulamasına bakılınca yönetici yetiştirme sisteminde hala bakanlığın kafasının çok karışık olduğunu göstermektedir. Okul yöneticileri için olan bu istikrarsızlığın benzeri bakanlığın hemen her alanına yönelik var olan yönetici yetiştirme sistemi için geçerlidir. Bakanlık merkez ve taşra teşkilatına yönelik bazı kademelere nasıl yönetici olunacağı belirsizdir. Yöneticiler için belirlenmiş kuralların bir kısmı bir kısmına uygulanırken bir kısmına uygulanmamaktadır. Bu durum sistemde sadece istikrarsızlık değil çok farklı sorunların varlığını da göstermektedir.

Yönetim faaliyetlerinin en önemli işlevlerinden birisi olan denetim faaliyetleri diğer sorunlu alanlardan farklı bir konumda değildir. Denetim faaliyetleri konusunda politikaya dayalı bir sistem düzenlemesi getirilememiştir. 2016 yılından sonra Milli Eğitim Bakanlığında denetim faaliyetleri adeta askıya alınmıştır. 2023 yılına kadar askıya alınan denetim faaliyetleri 2023 yılından sonra yeniden askıdan indirilmiş ve 2011 yılındaki yapıya yeniden dönmenin yolları aranmaya başlanmıştır. 2009-2023 yılları arasında sisteme denetim yapacak personel alınmamıştır. Halen sistemdeki müfettiş sayısının bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bir milyon iki yüz bin personel, 70-80bin kurumun olduğu bir sistemde bin tane denetim personeli ile ne derece bir denetim faaliyeti yapılabileceğini düşünenlerin hayal gücüne bırakıyorum. Halen sistemin içinde denetim yapılabilen kurumların oranı yüzde on-on beşler düzeyinde tahmin etmek çok da yanlış olmayacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı 2023 yılında 750 tane müfettiş almak için sınav açmıştır. İlk başvuruda alınan kişi sayısı planlanan sayıya ulaşamayınca ikinci başvuru süreci uygulanmıştır. İkinci başvuru süreci sonunda da 750 kişilik kadronun ancak üçte ikisi doldurulabilmiştir. Üç yıllık yardımcılık süreci sonuna yaklaşıldığı şu günlerde bu kadroların üçte birinin istifa ettiği tahmin edilmektedir. Bu durum eğitim sisteminde denetim faaliyetlerinin durumuna ilişkin fikir verecek bir resim ortaya koymaktadır. Denetim gibi stratejik bir işlevin bu kadar istenmez konuma düşmesinin gerekçesini bakanlık yetkililerinin ciddi bir şekilde düşünmesi gerekmektedir.

Milli Eğitim Bakanlında görev ifa eden üst düzey yöneticilerin eğitim çalışanlarına yönelik söylemleri doğrudan okulla ilgili olmamakla birlikte okulların paydaşlarından olan kişi ve grupların okula olan bakışına büyük etki etmektedir. Geçmişte eğitimle bilgi düzeyi itibariyle doğrudan ilgisi olmamakla birlikte yetkili makamlara gelmiş bazı sorumsuz yetkililerin öğretmen ve eğitim çalışanlarına yönelik söylemleri toplum nezdinde eğitim sektörü çalışanlarını adeta şamar oğlanına dönüştürmüştür. Bu tür söylemler konusunda en başta yetkili olan kişilerin dikkat etmesi, eğitimle ilgisi olmayan kişilerin de eğitimle ilgili karar organlarının yetkili noktalarına getirilmemesi gerekmektedir. Eğitim belki sadece eğitimcilere bırakılmayacak kadar önemli bir iş olabilir. Bu durum eğitimi herkesin bildiği ve konuşabileceği bir alan olduğu anlamına da gelmemelidir. Bu gün okullarda eğitimi öğretmenden dahi iyi bildiğini düşünen velilerin çıkardığı sorunlar hiç de az değildir.

Okullarda güvenlik önlemleri, kapılara cihazlar konulması, polis vb güvenlik görevlisi konulması, velilerin randevu ile okula gelmesi gibi uygulamalar köklü sorunlara çözüm olmak yerine sorunların ötelenmesine neden olacaktır.

Rehberlik, özel eğitim, yönetim, denetim gibi temel eğitim süreçlerindeki değerlendirmeler bir bütün olarak ele alındığında Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan üzücü olayların neden yaşandığı sorusu üzerinde herkese bir fikir verebilir. Umalım ki bu elim olaylar bir milat olur da süreçler akıl ve bilim ilkelerinin ışığında iyi niyetle ele alınır.


 

                                                                                    Ali Hikmet Demir

                                                                              alihikmetdemir@gmail.com

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...