27 Şubat 2020 Perşembe

Manisa’da Ulaşım ve Yapılaşma Altyapısı Keşmekeşi


Manisa ili 2014 yılından itibaren büyükşehirlere yönelik yapılan yasal düzenlemeler sonrası nüfus kriteri dikkate alınarak büyükşehir statüsüne geçmiş. Yasal olarak büyükşehir kriterini tutturduğu tek yön nüfus olması aslında şehrin gelişmişlik düzeyine ilişkin bir gösterge. Nüfus kriteri konulurken il merkezlerinin nüfusu yerine ilin tamamının dikkate alınması da bir başka problemli durum. Manisa ili merkez dışında Turgutlu, Salihli, Akhisar gibi ilçeleri ikinci derecede, Soma ve Alaşehir üçüncü derecede nüfus büyüklüğüne sahip ilçeler. Manisa ilindeki nüfus yoğunluğunun en önemli nedeni İzmir’e yakın olması nedeniyle doyuma ulaşmış İzmir sanayisinin genişleme alanı olarak Manisa’nın görülmesi gibi görünüyor. İzmir ilindeki iş sahalarında ortaya çıkan sıkışma sonucunda çıkış aranması bir bakıma Manisa’daki iş imkanlarının da çoğalmasına neden olmuş denebilir. Ancak ortaya çıkan nüfus yoğunluğuna karşı uzun vadeli bir planlama olmaması nedeniyle Manisa ilinde şehirleşmede önemli sorunların ortaya çıkmasına neden olmuş.
Yapılaşma olmamış alanlar önceden planlanmış olsa gelen nüfusa ev yapacakları, yerleşebilecekleri hazır arsalar sunulabilmiş olsa kimin nereye ne yapacağını bilmiş olurdu. Ancak ülkemizde imar işleri rant aracı olarak görülür olmaktan çıkmadığı için ne yazık ki hiçbir yetkili makam böyle bir hazırlık ve planlama yapmayı kabul etmek istemiyor.
Şehir Spil dağının dibinde sıkışıp kalmış durumda. Eski Manisa diye nitelenen mahallelerde sokaklar daracık. Binalar yapılırken otopark ihtiyaçları sadece mevcut sokaklar düşünülmüş. Bu nedenle cadde diye nitelenen yollara sağlı sollu park eden araçlar sonrası ortada ancak bir tek aracın geçebileceği kadar bir yer kalıyor. Karşılıklı gelen iki araç olursa ve hareket alanı da olmazsa artık şoförlere Allah kolaylık versin. Kaldırımlar ise aynı şekilde neredeyse karşılıklı iki yaya yan yana rahat bir şekilde geçemeyecek kadar dar. Yeşil alan zaten hiç yok denecek durumda. Binalar adeta tren katarı gibi birbirine yapışmış durumda. Binaların arasında hava akımı, güneş görme şansınız yok denecek düzeyde. Bir hava alayım deseniz çevrede park alanı yok gibi. Şehri bu hale sıradan insanların kendi kendilerine getirebilmesi mümkün değil. Binalara bu şekilde ruhsat veren belediye yetkilileri en baş sorumlu durumundalar. Yıllar yılı şehri yönetenler insanların hırslarına alet olarak gelecek kuşakların planlı ve ferah bir şehirde yaşama haklarını ipotek altına aldıklarını hiç dikkate almamışlar. Şehirde İzmir Caddesi diye nitelenen en ana arter caddeye alternatifler hiç düşünülmemiş. Sanayi bölgesi olarak kullanılan şu anki alan bugün şehrin ortasında kalma durumuna gelmiş. Eski şehir olarak nitelenebilecek yerlerin bir kısmı ise gecekondu düzeni ile inşa edilmiş. Dağın eteklerindeki yerler derme çatma gecekondu görünümlü binalarla dolu. Eski şehir yerleşim yerlerinde yaşanan sorunların kısa vadede çözülebilmesi mümkün değil. Bari geçmişin hatalarını bugün tekrar etmeyelim denilmesi gerekirken ne yazık ki aynı hataların bugünkü belediye yöneticileri tarafından da tekrar edildiğini görmek gerçekten çok acı.
Manisa il merkezinde çoğu mahalleler geçmişten bugüne yaşayan insanların kendi sahip oldukları arsalarına istek ve ihtiyaçlarına göre aldıkları izinlerle yapılaşmış durumda. Bazı mahalleler kısmen de olsa yeni yapılaşmanın olduğu yerler. Uncubozköy, Güzelyurt, Horozköy ve Muradiye bunlardan başlıcaları.
Uncubozköy diye bilinen mahalleye gidildiğinde geniş yollar, ferah bir çevre, otopark alanları, yeşil alanlar bulamıyorsunuz. Binalar yeni ancak yetersiz yol ve yaya alt yapısı ile yeşil alanlarda da sorunlar büyük. Gelişmiş şehirciliğin göstergesi durumunda olabilecek bisiklet yolları, yayalar için yürüyüş yolları, yeşil alanlar ve spor alanları, araç otopark alanları Manisa için daha çok uzak bir gelecekte gibi görünüyor.
Güzelyurt civarında site içinde yer alan iki veya üç katlı villa tipli yerleri düşünenler bir nebze de olsa şehre hava alma imkanı sunmuş gibi görünüyor. Fakat buralar da on kat üzeri devasa binalarla çevrilmeye başlamış durumda.
Horozköy diye bilinen civar geçmişte derme çatma yapılaşmadan kurtulmak için yoğun bir yapılaşma içinde ancak eski Manisa’daki hatalar burada da sürdürülüyor denebilir. Horozköy’de de bina ve araçlar dışında yayaların düşünüldüğünü gösteren bir işaret görmek zor. Horozköy civarı henüz boş gibi görünüyor. Buralar şimdiden planlanarak geleceğe dair hazırlık yapılması için vakit geçmek üzere. Horozköy’den çevre yoluna giden yolların geliştirilmesi, kanal boyu diye nitelenen yolların iki yönden de elden geçirilerek alternatif ulaşım kanallarının açılması gerekiyor. İnsanların aileleri ile veya bireysel olarak çıkıp yürüyebilecekleri, hava alabilecekleri çevrelerin, bisiklet yollarının, park alanlarının ve otoparkların düşünülmesi gerekiyor.
Muradiye mahallesi son 5-10 yıl içinde devasa bir nüfus patlaması yaşandığı söylenen bir yerleşim yeri. Büyükşehir belediyesi olmadan önce var olan belediye son anda yaptığı bir hamle ile beldedeki kişilerin bireysel menfaatlerinin oyuncağı haline gelerek büyük bir hata yapmış gibi görünüyor. Bu mahalle de geleceğin sorunlu yerleşim yerlerinden biri olmaya aday. Büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyesi el ele vererek burası için bir an önce harekete geçmesi gerekiyor. Mahallenin giriş ve çıkış yollarının alternatiflerinin bir an önce çoğaltılması lazım. Otuz bini aşan nüfusu üç tane giriş çıkış yoluna mahkum etmenin mantığını anlamak zor. Acilen demiryolu alt geçitlerinin araç trafiğine uygun hale getirilmesi, Menemen yoluna alternatif bağlantı yolları, üniversite kampüsüne giden alternatif yollar açılması gerekiyor. Mahallenin Horozköy güzergahı ve Bağyolu güzergahındaki yollarının genişletilmesi, yaya yürüyüş yolları, yaya kaldırımları, bisiklet yolları, park alanları, otopark alanları ve yeşil alanların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Manisa ili geçmişte demiryolu ile ikiye bölünmüş bir şehir. Demiryolu şehri bölerken yapılaşma ve ulaşımı da büyük oranda sınırlamış. Geçmişte var olan duruma uygun bir ulaşım ve yapılaşma planlaması yapılmadığı için şu an itibariyle şehir içinden çıkılmaz sorunlarla boğuşmaya mahkum olmuş durumda. Demiryolunu kesen hemzemin geçitlerin sayı ve nitelik olarak yetersiz olması ulaşımı daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş durumda. Muradiye mahallesi ile Horozköy arasında hiçbir geçiş imkanı yok. Bu durum tüm trafiğin bu iki noktaya yönelmesine neden oluyor. Belediyenin bu konuya acil çözüm düşünmesi gerekiyor. Tüm bu sıkışıklık yetmiyormuş gibi demiryolunun hemen dibine bina yapım izni verilmesi büyük bir hata. Demiryoluna paralel karayollarının acilen açılması gerekiyor.
Kuşlubahçe mahallesine giriş ve çıkış noktasının ve şehrin doğusundan batıya geçişte sadece Mimar Sinan Bulvarının tek yönünün ayrılmış olması da yine tüm trafiği Devlet Bahçeli/Öğretmenevi önü üst geçidine yığılmasına neden oluyor. Açılışı henüz yapılmış olan üst geçit daha şimdiden sıkışmaya neden olmaya başlamış durumda. Akhisar caddesi ile Kuşlubahçe mahallesi arasında, Mimar Sinan Bulvarına yani şehrin doğusundan batısına geçişi kolaylaştıracak alternatif olabilecek yollar ve güzergahların mutlaka açılması gerekiyor.
Şehirde doğudan batıya, kuzeyden güneye geniş ve alternatif yollar açılmadığı sürece Manisa ilinde trafiğin, ulaşım alt yapısının gerçek anlamda bir büyükşehir görünümünü kazanabilmesi zor görünüyor. O zamana kadar devasa kasaba görünümündeki bu şehirde sıkış tepiş yaşıyormuş gibi yapmaya devam edeceğiz demek çok yanlış olmaz.
Ali Hikmet Demir


21 Şubat 2020 Cuma

Bir Yağmur Sonrası Manisa’da Tıkalı Mazgalın Düşündürttükleri


Havanın yağışlı olması nedeniyle yağan yağmur suları kendilerine nereden yol bulursa oraya akıyor veya çukurluklara birikiyor. Belediyenin yağmur sularının tahliyesi için açılmış mazgal uzun zamandır temizlenmediği için zamanla toprakla, çöplerle tıkanmış mazgalın üzerinde göllenmiş su birikintisinin resmini çekip twitterden MASKİ’nin Soma ilçesindeki bilgilendirici haberinin altına yorumla birlikte sabahleyin atmıştım. Manisa Derviş Ali Paşa Camisinin önündeki bu yerden öğlen tekrar geçerken bu mazgalın temizlendiğini, su birikintisinin de ortadan kalkmış olduğunu görünce MASKİ/belediyenin duyarlılığına adeta hayran kalmıştım. Ama mazgalın bulunduğu sokaktan aşağıya doğru yürürken aynı şekilde toprak ve çöple dolmuş onlarca mazgalı görünce bu hayranlığım bir an ortadan kalktı.
Sosyal medya insanların birbirleri ile haberleşmesinde, gördükleri, duydukları, yaşadıkları olayları diğerleri ile paylaşmada önemli bir araç. Topluma hizmet eden kurumların sosyal medyayı bu yönüyle kullanmaları ve gelen şikayetler konusunda anında hareket etmeleri güzel bir davranış. Ancak dile getirdiğim kendi başıma gelen olayda belediyenin/MASKİ’nin bir sokakta şikayete konu olan bir yere müdahale ederken aynı yerin çok yakınındaki benzer durumdaki diğer yerlere müdahale etmemesi belediyecilik hizmetlerimiz konusunda pek çok düşünceyi zihne getirdi.
Sıradan vatandaş ile kamu hizmeti sunmak amacıyla oluşturulmuş kamu kurumlarının farkı olmalı diye düşünüyor insan. Öyle ya sıradan bir insanın kişisel endişeleri, menfaatleri, beklentileri, gücü ve yapabilecekleri sınırlıdır. Oysa kamu hizmeti sunma amaçlı kurulmuş kamu kurumları devasa personele, bütçeye, araç gerece, imkana ve güce sahiptir. Belediyeler, hele büyükşehir belediyeleri bu yönüyle çok daha büyük imkanlara ve güce sahiptir. MASKİ bu çerçevede sadece su ve kanalizasyon işlerine yönelik işlerden sorumlu bir belediye birimi. Görevi su ve kanalizasyon işlerinin düzenli ve istenen niteliklere uygun olarak planlanmasını, yürütülmesini sağlamak olan MASKİ bundan dolayı benim Twitterdan atmış olduğum mazgal görüntüsü ve yorumuna ilgi duyarak gereğini yapma ihtiyacını hissetmiş ve harekete geçmiştir. Ancak insanın aklına MASKİ’nin neden sadece şikayet konusu mazgalla ilgilenmekle yetindiği sorusu geliyor. Aynı sokakta onlarca mazgal aynı durumda iken neden oralarla da ilgilenilmiyor da sadece fotoğraflanan mazgalla ilgilenip bırakıyor anlamak mümkün değil. Manisa ilinde ne kadar sokak ve cadde varsa tek tek gezip fotoğraflanması mı bekleniyor acaba? Böyle bir şey mümkün değil. Bu durum aslında şehircilik/belediyecilik anlayışımızın durumunu, seviyesini gösteriyor.
Aslında ülkemizde şehircilik/belediyecilik çok köklü bir geçmişe sahip değil. Şehircilik konulu herhangi bir kitaba baktığınızda ilk belediye teşkilatının Tanzimat dönemi denen 19.yüzyılın ikinci yarısı civarında ve sadece o dönem payitaht diye nitelenen Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’un küçük bir kısmı ile sınırlı olarak oluşturulduğunu öğreniyorsunuz. Yani bu ülkede şehircilik/belediyecilik anlayışının geçmişi iki yüz yıl bile değil. İstanbul dışında taşra diye nitelenen yerlerdeki şehirleşme/belediyecilik hizmetlerinin geçmişi çok daha yeni. Teşkilat olarak belediye kurulmuş bile olsa levha asmakla, kanun çıkarmakla, düzenleme ve plan yapmakla belediyecilik/şehircilik olmayacağını içinde yaşadığımız Manisa ilindeki duruma bakarak da görebiliyoruz.
Manisa ili belediyeciliğinin geçmişi konusuna kesin bir bilgiye sahip değilim ancak Cumhuriyet sonrası yavaş yavaş geliştiği, büyükşehir belediye kanunu sonrası yeni yasal/kurumsal düzenlemelerin yeniden başladığı konusu kesin. Manisa belediyecilik/şehircilik konusunda hala emekleme döneminde denilse yanlış olmaz. İşte bugünkü şahit olduğum tıkalı mazgal hadisesi de bunun bir başka göstergesi.
Kamu hizmeti sunma amaçlı kurulan kamusal kurum ve kuruluşlar tüzel kişiliğe sahip yapılar. Tüzel kişiliğe sahip olan kamusal kurum ve kuruluşlar kanun, yönetmelik ve kurallarla yönetilmesi gereken bir özelliğe sahiptir. Sıradan bir insan günlük yaşarken kendisinin ve en fazla ailesinin ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olmalarından dolayı bireysel güç ve imkanlarından daha fazlasını isteseler bile hayatın gerçekliği karşısında ellerinden bir şey gelmediği için gücü nisbetinde faaliyette bulunur, işe kalkışır. Nitekim özel sektör ülkemizde kişisel sermaye ile kurulduğu için yeterince güçlü bir yapıda da değildir. Bu durum ülkenin ekonomik yapısını ve faaliyetlerini de ona göre etkiler. Oysa kurumsal yapılar bir insanın ömrünü aşan bir zamanı dikkate alarak planlama yapmak zorundadır. Stratejik plan kavramı çerçevesinde kurumlar en azından yıllık, beş yıllık, on yıllık zamanı düşünerek geleceği planlarlar. Kurumlar bir kişinin değil, toplumun tümünü, şehrin tümünü, kendilerine özel olarak verilmiş çalışma alanı ne ise o alandaki tüm işleri görme sorumluluk ve yetkisine sahiptir. Bu nedenle ona göre insan, araç-gereç, bütçe ve imkanlar kullanımlarına sunulur.
MASKİ/Belediye de su ve kanalizasyon hizmetlerini bu çerçevede tüm şehri ve toplumu düşünerek planlaması, uygulaması ve harekete geçmesi gerekiyor. Kurumsal anlayışla çalışan bir kamu kurumu faaliyet alanına giren tüm alanı düşünmesi gerekir. Örneğimizden hareketle şikayete konu olan bir mazgal ile ilgili sorunu gidermekle kalmamalı. Tüm şehrin mazgal sistemini düşünmesi gerekir. Yaz ve kış dönemlerinde şehrin hangi noktasında ne tür sorunlar yaşanıyorsa uzun vadeli bir planlama ile uzun soluklu çözümler üretmesi gerekir. Benim naçizane gördüğüm tek bir sokaktaki duruma bakıp şehrin tamamına yönelik bir genelle yapılsa hiç de hoş olmayan durumların varlığından söz etmek kehanet değildir. Gerçekten hangi sokağa girseniz mazgalların ilk yapıldığı andan sonra bir daha elden geçirilmediğine şahit olursunuz dense yanlış olmaz. MASKİ/Belediyenin faaliyetlerine ilişkin sistemli ve düzenli bir mazgal temizleme faaliyeti var mı diye sokaktaki insana sorsanız yüzünüze garip garip bakıp ne diyorsun, bu ne demek istiyor diye baktıklarını veya galiba bu kişi belediye başkanının muhalifi, muhalif partili gibi bir yaftalama ile de karşılaşmanız garantidir.
Ben bu çerçevede gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim ki siyasal saiklerle belediyeye yaklaşmıyorum. Öncelikle sadece iki yıldır bu şehirde yaşıyorum. Bu belediyenin lehinde veya aleyhinde olacak bir menfaat beklentisi veya çatışması yaşayacak kadar bir süredir yaşamış değilim. Bir yönüyle sadece kişisel olarak şahit olduğum olumsuzluklara dikkat çekme endişesi taşıyorum. Bu çerçevede şunu söyleyebilirim ki belediyenin kurumsal bir anlayışla işletilmesi gerekiyor. Kurumsal bir anlayış ise her birimin kendisi için görev alanı ne ise sadece o alana odaklanması, şikayet gelmesini beklemeksizin sorunların farkına varması ve buna göre aylık, mevsimlik, yıllık çalışmalar planlanması ve uygulanması ve denetlenmesi gerekiyor. Örneğimizi ele alırsak şehrin neresinde su birikiyor, biriken suyun nedeni ne, yağmur suyu alt yapısı ne durumda diye bakılması, önlemler alınması, sistemin sürekli bakımdan geçirilmesine yönelik çalışmalar yapılması gerekiyor.
Toplum olarak şehircilik/belediyecilik geçmişimizin köklü olmadığından söz etmiştim. Gerçekten bu topraklarda yaşayan bir medeniyet olarak bizler Ortaasya’dan göçebe hayatın içinden geçerek bu günlere, bu topraklara gelip yerleştik. Aslında şehircilik kavramı toplum olarak bizde çok da köklü bir geleneğe sahip değil. Bazı hamasi nutukçuların dile getirdiği gibi biz şöyle devletler kurduk, böyle medeniyetler yarattık söylemleri aslında çok da aslı astarı olan veya gerçekliğe yansıyan söylemler değil. En azından şehircilik kültürü açısından böyle olmadığımızı düşünüyorum.
Yine içinde bulunduğumuz Manisa şehrinden hareketle bu konuda bir şeyler söylersek Manisa’ya şehzadeler şehri sıfatını resmi çevreler bir tarafa hemen herkes kullanıyor. Osmanlı’da 16.yüzyılın sonları, 17.yüzyılın başlarına kadar süren bir dönemde şehzadelerin yetişmesi için gönderildiği bir şehir olan Manisa’da şehzadeler şehri ismini vermeyi hak edecek bir yapılaşma, şehirleşme, alt yapı düzeni adına ne var diye bakarsanız birkaç cami dışında gösterilebilecek bir sistem, düzen, gelenek olmadığı görülür. Geçmişten bu güne mesir macunu dışında gelen bir kültürel öğe, hele hele şehrin o günden bu güne gelen bir düzeni, alt yapısı, şehirleşme kültürü, şehirleşme kalıntısı olarak tarihi binalar dışında hangi unsur gösterilebilir? Manisa şehri şehzadeler şehri sıfatını tarihi/kültürel/turistik bir öğe olarak kullanma dışında yapılabilecek, gösterilebilecek bir şeye sahip değildir dense çok da büyük bir hata yapılmamış olur.
Geçmişte atalarımız göçebe hayatının gereği olarak gittikleri her yeri geçici bir süre kullanılacak, barınılacak ve terk edilecek bir yer olarak görmüş ve ona göre yaşamış. Bu kültür hala toplumsal genlerimizde var olmaya devam ediyor. En temel ve eski yerleşim birimimiz olan köylerin durumlarına bakılsa ne demek istediğim daha kolay anlaşılır. Köylerde yaşayan insanların yerleşimlerine bakıldığında bir düzenden veya tertipten söz edilmekten çok ihtiyaçlara göre herkes kendine göre bir yeri çevirir, buraya ihtiyacına göre evini, hayvanı için barınağını, bağını, bahçesini kullanım tercihine ve gücüne göre yapar. Evlerin aralarındaki yolların düzeni, köyün ortak kullanacağı alanların genişliği, meydanlar, yeşil alanlara, atıkların toplanacağı yerler, hayvanların gübreleri vs. kimse düşünmez. Evinin önündeki çamurunu, günü birlik gidip geldiği yolun çamurunu, temizliğini kimse düşünmeksizin yaşar. Bu köy yerleşim kültürü aynı şekilde şehre geldiğinde de devam eder. Sıradan bir insanın tarihi, kültürel, sosyal ve çevresel boyutlarda derinlemesine ve kapsamlı düşünmesini, hareket etmesini beklemek doğru değildir. Ama topluma liderlik eden kişiler için, hele hele bir şehrin yönetimine aday olan kişiler için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Toplum liderleri, yöneticiler sıradan bir insanın düşünemeyeceği, bilemeyeceği şeyleri düşünerek liderlik sıfatını kazanırlar. Liderler toplumdaki sıradan insanın günlük ihtiyaçları ve bireysel menfaatlerinden çok toplumun genelinin faydasını, hayatını, ihtiyaçlarını düşünerek hareket etmesi gerekir. Buna göre başında bulundukları kurumsal yapıların işleyişine yön verir. Bu yapıları harekete geçirecek insan öğesini ona göre en liyakatli ve ehil kişilerden seçer. Kurumsallığın kökleşmesi için elinden geleni yapar. Dolayısıyla Manisa’nın her düzeydeki yöneticilerine bu yönüyle çok büyük işler düşüyor. Umarım bu duyarlılığa sahip yöneticilerimiz bulundukları makamların geçiciliği düşüncesini söylem olmaktan çıkarıp gerçekliğe yansıtacak şekilde davranırlar.

Ali Hikmet Demir


Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...