Havanın
yağışlı olması nedeniyle yağan yağmur suları kendilerine nereden yol bulursa
oraya akıyor veya çukurluklara birikiyor. Belediyenin yağmur sularının
tahliyesi için açılmış mazgal uzun zamandır temizlenmediği için zamanla
toprakla, çöplerle tıkanmış mazgalın üzerinde göllenmiş su birikintisinin
resmini çekip twitterden MASKİ’nin Soma ilçesindeki bilgilendirici haberinin
altına yorumla birlikte sabahleyin atmıştım. Manisa Derviş Ali Paşa Camisinin
önündeki bu yerden öğlen tekrar geçerken bu mazgalın temizlendiğini, su
birikintisinin de ortadan kalkmış olduğunu görünce MASKİ/belediyenin
duyarlılığına adeta hayran kalmıştım. Ama mazgalın bulunduğu sokaktan aşağıya
doğru yürürken aynı şekilde toprak ve çöple dolmuş onlarca mazgalı görünce bu
hayranlığım bir an ortadan kalktı.
Sosyal
medya insanların birbirleri ile haberleşmesinde, gördükleri, duydukları,
yaşadıkları olayları diğerleri ile paylaşmada önemli bir araç. Topluma hizmet
eden kurumların sosyal medyayı bu yönüyle kullanmaları ve gelen şikayetler
konusunda anında hareket etmeleri güzel bir davranış. Ancak dile getirdiğim kendi
başıma gelen olayda belediyenin/MASKİ’nin bir sokakta şikayete konu olan bir
yere müdahale ederken aynı yerin çok yakınındaki benzer durumdaki diğer yerlere
müdahale etmemesi belediyecilik hizmetlerimiz konusunda pek çok düşünceyi zihne
getirdi.
Sıradan
vatandaş ile kamu hizmeti sunmak amacıyla oluşturulmuş kamu kurumlarının farkı
olmalı diye düşünüyor insan. Öyle ya sıradan bir insanın kişisel endişeleri,
menfaatleri, beklentileri, gücü ve yapabilecekleri sınırlıdır. Oysa kamu hizmeti
sunma amaçlı kurulmuş kamu kurumları devasa personele, bütçeye, araç gerece,
imkana ve güce sahiptir. Belediyeler, hele büyükşehir belediyeleri bu yönüyle
çok daha büyük imkanlara ve güce sahiptir. MASKİ bu çerçevede sadece su ve
kanalizasyon işlerine yönelik işlerden sorumlu bir belediye birimi. Görevi su
ve kanalizasyon işlerinin düzenli ve istenen niteliklere uygun olarak planlanmasını,
yürütülmesini sağlamak olan MASKİ bundan dolayı benim Twitterdan atmış olduğum mazgal
görüntüsü ve yorumuna ilgi duyarak gereğini yapma ihtiyacını hissetmiş ve
harekete geçmiştir. Ancak insanın aklına MASKİ’nin neden sadece şikayet konusu
mazgalla ilgilenmekle yetindiği sorusu geliyor. Aynı sokakta onlarca mazgal
aynı durumda iken neden oralarla da ilgilenilmiyor da sadece fotoğraflanan
mazgalla ilgilenip bırakıyor anlamak mümkün değil. Manisa ilinde ne kadar sokak
ve cadde varsa tek tek gezip fotoğraflanması mı bekleniyor acaba? Böyle bir şey
mümkün değil. Bu durum aslında şehircilik/belediyecilik anlayışımızın durumunu,
seviyesini gösteriyor.
Aslında
ülkemizde şehircilik/belediyecilik çok köklü bir geçmişe sahip değil.
Şehircilik konulu herhangi bir kitaba baktığınızda ilk belediye teşkilatının
Tanzimat dönemi denen 19.yüzyılın ikinci yarısı civarında ve sadece o dönem
payitaht diye nitelenen Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’un küçük bir kısmı
ile sınırlı olarak oluşturulduğunu öğreniyorsunuz. Yani bu ülkede
şehircilik/belediyecilik anlayışının geçmişi iki yüz yıl bile değil. İstanbul
dışında taşra diye nitelenen yerlerdeki şehirleşme/belediyecilik hizmetlerinin
geçmişi çok daha yeni. Teşkilat olarak belediye kurulmuş bile olsa levha
asmakla, kanun çıkarmakla, düzenleme ve plan yapmakla belediyecilik/şehircilik
olmayacağını içinde yaşadığımız Manisa ilindeki duruma bakarak da
görebiliyoruz.
Manisa
ili belediyeciliğinin geçmişi konusuna kesin bir bilgiye sahip değilim ancak
Cumhuriyet sonrası yavaş yavaş geliştiği, büyükşehir belediye kanunu sonrası
yeni yasal/kurumsal düzenlemelerin yeniden başladığı konusu kesin. Manisa
belediyecilik/şehircilik konusunda hala emekleme döneminde denilse yanlış
olmaz. İşte bugünkü şahit olduğum tıkalı mazgal hadisesi de bunun bir başka
göstergesi.
Kamu
hizmeti sunma amaçlı kurulan kamusal kurum ve kuruluşlar tüzel kişiliğe sahip yapılar.
Tüzel kişiliğe sahip olan kamusal kurum ve kuruluşlar kanun, yönetmelik ve
kurallarla yönetilmesi gereken bir özelliğe sahiptir. Sıradan bir insan günlük
yaşarken kendisinin ve en fazla ailesinin ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu
olmalarından dolayı bireysel güç ve imkanlarından daha fazlasını isteseler bile
hayatın gerçekliği karşısında ellerinden bir şey gelmediği için gücü nisbetinde
faaliyette bulunur, işe kalkışır. Nitekim özel sektör ülkemizde kişisel sermaye
ile kurulduğu için yeterince güçlü bir yapıda da değildir. Bu durum ülkenin
ekonomik yapısını ve faaliyetlerini de ona göre etkiler. Oysa kurumsal yapılar
bir insanın ömrünü aşan bir zamanı dikkate alarak planlama yapmak zorundadır.
Stratejik plan kavramı çerçevesinde kurumlar en azından yıllık, beş yıllık, on
yıllık zamanı düşünerek geleceği planlarlar. Kurumlar bir kişinin değil,
toplumun tümünü, şehrin tümünü, kendilerine özel olarak verilmiş çalışma alanı
ne ise o alandaki tüm işleri görme sorumluluk ve yetkisine sahiptir. Bu nedenle
ona göre insan, araç-gereç, bütçe ve imkanlar kullanımlarına sunulur.
MASKİ/Belediye
de su ve kanalizasyon hizmetlerini bu çerçevede tüm şehri ve toplumu düşünerek
planlaması, uygulaması ve harekete geçmesi gerekiyor. Kurumsal anlayışla
çalışan bir kamu kurumu faaliyet alanına giren tüm alanı düşünmesi gerekir.
Örneğimizden hareketle şikayete konu olan bir mazgal ile ilgili sorunu
gidermekle kalmamalı. Tüm şehrin mazgal sistemini düşünmesi gerekir. Yaz ve kış
dönemlerinde şehrin hangi noktasında ne tür sorunlar yaşanıyorsa uzun vadeli
bir planlama ile uzun soluklu çözümler üretmesi gerekir. Benim naçizane
gördüğüm tek bir sokaktaki duruma bakıp şehrin tamamına yönelik bir genelle
yapılsa hiç de hoş olmayan durumların varlığından söz etmek kehanet değildir.
Gerçekten hangi sokağa girseniz mazgalların ilk yapıldığı andan sonra bir daha
elden geçirilmediğine şahit olursunuz dense yanlış olmaz. MASKİ/Belediyenin
faaliyetlerine ilişkin sistemli ve düzenli bir mazgal temizleme faaliyeti var
mı diye sokaktaki insana sorsanız yüzünüze garip garip bakıp ne diyorsun, bu ne
demek istiyor diye baktıklarını veya galiba bu kişi belediye başkanının
muhalifi, muhalif partili gibi bir yaftalama ile de karşılaşmanız garantidir.
Ben
bu çerçevede gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim ki siyasal saiklerle
belediyeye yaklaşmıyorum. Öncelikle sadece iki yıldır bu şehirde yaşıyorum. Bu
belediyenin lehinde veya aleyhinde olacak bir menfaat beklentisi veya çatışması
yaşayacak kadar bir süredir yaşamış değilim. Bir yönüyle sadece kişisel olarak
şahit olduğum olumsuzluklara dikkat çekme endişesi taşıyorum. Bu çerçevede şunu
söyleyebilirim ki belediyenin kurumsal bir anlayışla işletilmesi gerekiyor.
Kurumsal bir anlayış ise her birimin kendisi için görev alanı ne ise sadece o
alana odaklanması, şikayet gelmesini beklemeksizin sorunların farkına varması
ve buna göre aylık, mevsimlik, yıllık çalışmalar planlanması ve uygulanması ve
denetlenmesi gerekiyor. Örneğimizi ele alırsak şehrin neresinde su birikiyor,
biriken suyun nedeni ne, yağmur suyu alt yapısı ne durumda diye bakılması,
önlemler alınması, sistemin sürekli bakımdan geçirilmesine yönelik çalışmalar
yapılması gerekiyor.
Toplum
olarak şehircilik/belediyecilik geçmişimizin köklü olmadığından söz etmiştim. Gerçekten
bu topraklarda yaşayan bir medeniyet olarak bizler Ortaasya’dan göçebe hayatın
içinden geçerek bu günlere, bu topraklara gelip yerleştik. Aslında şehircilik
kavramı toplum olarak bizde çok da köklü bir geleneğe sahip değil. Bazı hamasi
nutukçuların dile getirdiği gibi biz şöyle devletler kurduk, böyle medeniyetler
yarattık söylemleri aslında çok da aslı astarı olan veya gerçekliğe yansıyan söylemler
değil. En azından şehircilik kültürü açısından böyle olmadığımızı düşünüyorum.
Yine
içinde bulunduğumuz Manisa şehrinden hareketle bu konuda bir şeyler söylersek
Manisa’ya şehzadeler şehri sıfatını resmi çevreler bir tarafa hemen herkes
kullanıyor. Osmanlı’da 16.yüzyılın sonları, 17.yüzyılın başlarına kadar süren
bir dönemde şehzadelerin yetişmesi için gönderildiği bir şehir olan Manisa’da
şehzadeler şehri ismini vermeyi hak edecek bir yapılaşma, şehirleşme, alt yapı
düzeni adına ne var diye bakarsanız birkaç cami dışında gösterilebilecek bir
sistem, düzen, gelenek olmadığı görülür. Geçmişten bu güne mesir macunu dışında
gelen bir kültürel öğe, hele hele şehrin o günden bu güne gelen bir düzeni, alt
yapısı, şehirleşme kültürü, şehirleşme kalıntısı olarak tarihi binalar dışında
hangi unsur gösterilebilir? Manisa şehri şehzadeler şehri sıfatını
tarihi/kültürel/turistik bir öğe olarak kullanma dışında yapılabilecek,
gösterilebilecek bir şeye sahip değildir dense çok da büyük bir hata yapılmamış
olur.
Geçmişte
atalarımız göçebe hayatının gereği olarak gittikleri her yeri geçici bir süre
kullanılacak, barınılacak ve terk edilecek bir yer olarak görmüş ve ona göre
yaşamış. Bu kültür hala toplumsal genlerimizde var olmaya devam ediyor. En
temel ve eski yerleşim birimimiz olan köylerin durumlarına bakılsa ne demek
istediğim daha kolay anlaşılır. Köylerde yaşayan insanların yerleşimlerine
bakıldığında bir düzenden veya tertipten söz edilmekten çok ihtiyaçlara göre
herkes kendine göre bir yeri çevirir, buraya ihtiyacına göre evini, hayvanı
için barınağını, bağını, bahçesini kullanım tercihine ve gücüne göre yapar. Evlerin
aralarındaki yolların düzeni, köyün ortak kullanacağı alanların genişliği,
meydanlar, yeşil alanlara, atıkların toplanacağı yerler, hayvanların gübreleri
vs. kimse düşünmez. Evinin önündeki çamurunu, günü birlik gidip geldiği yolun
çamurunu, temizliğini kimse düşünmeksizin yaşar. Bu köy yerleşim kültürü aynı
şekilde şehre geldiğinde de devam eder. Sıradan bir insanın tarihi, kültürel,
sosyal ve çevresel boyutlarda derinlemesine ve kapsamlı düşünmesini, hareket
etmesini beklemek doğru değildir. Ama topluma liderlik eden kişiler için, hele
hele bir şehrin yönetimine aday olan kişiler için aynı şeyi söylemek mümkün
değildir. Toplum liderleri, yöneticiler sıradan bir insanın düşünemeyeceği,
bilemeyeceği şeyleri düşünerek liderlik sıfatını kazanırlar. Liderler
toplumdaki sıradan insanın günlük ihtiyaçları ve bireysel menfaatlerinden çok
toplumun genelinin faydasını, hayatını, ihtiyaçlarını düşünerek hareket etmesi
gerekir. Buna göre başında bulundukları kurumsal yapıların işleyişine yön
verir. Bu yapıları harekete geçirecek insan öğesini ona göre en liyakatli ve
ehil kişilerden seçer. Kurumsallığın kökleşmesi için elinden geleni yapar.
Dolayısıyla Manisa’nın her düzeydeki yöneticilerine bu yönüyle çok büyük işler
düşüyor. Umarım bu duyarlılığa sahip yöneticilerimiz bulundukları makamların
geçiciliği düşüncesini söylem olmaktan çıkarıp gerçekliğe yansıtacak şekilde
davranırlar.
Ali Hikmet Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder