Bilim ve akıl birbirinin tamamlayıcısı olan iki kavram. Bilimsel bir
çalışma aklın gereğine de uygunluğu gerektirir. Akıl ise doğada her işin
gereğine uygun hareket etmeyi gerektirir. Doğal hayatın içindeki her alan
kendine özgü yöntem, teknik ve araç gereçleri kullanmak aklın da bir gereğidir.
Aklını kullanan insanlar bilimsel metot ve teknikleri geliştirerek
bilimleri de geliştirmiştir. Bilim, akıl aracılığıyla ulaşılan bilgilerin
sistematik hale getirilmiş şekillerinden oluşur. Bu nedenle akıl ve bilim
birbiriyle ilişkili iki kavramdır ve doğada başarıya ulaşmak isteniyorsa bu
ikisinin gereğine göre hareket etmek zorunluluktur.
Çok çeşitli bilim alanları ve türleri vardır. Tıp bilimi sağlığa dair,
mekanik bilimler makinelere dair, fizik/kimya/biyoloji gibi bilimler doğaya
dair, jeoloji yere dair bilimlerdir. Bilimsel kategorilerin oluşturulması da
ayrı bir bilim alanıdır. Bilim felsefesi tüm bilimsel alanlara, bilimsel
düşüncenin sistematiğine yönelik düşünce üretmeyi kendine iş edinmiştir. Doğaya
yönelik bilimler yanında topluma, bireye yönelik bilimler de vardır. Bunlara
toplum bilimleri/beşeri bilimler gibi isimler verilir. İnsana dair her alana
özgü olay ve olgular bilimsel bir bakış açısıyla ele alınması mümkündür.
En yakın zamanda(6 Şubat 2023) ülkemizde yaşanan deprem jeoloji
bilimine uyulmadığında neyle karşılaşılabileceğini çok canlı bir şekilde
göstermiştir.
Tıp bilimine uyulmazsa sağlıkla ilgili sorunlar yaşanır. Doğa
bilimlerine uyulmazsa çevre sorunlarıyla hayat yaşanmaz olur. Marmara’da
yaşanan müsilaj sorunu bunun en göze çarpan örneğidir. Bilim alanları ısrarla
bu çevre sorununa karşı önlem alınmazsa yaşanacak çevre felaketini şimdiden
haber vermektedirler. Aynı şekilde İzmir Körfezi, Trakya’da ve diğer yerlerde
ortaya çıkan çevre sorunları bu konularda ne kadar büyük bir tehlike ile yüz
yüze olunduğunu gün gibi ortaya koymaktadır.
İnsan ve topluma dair var olan toplumsal/beşeri bilimlerin olduğu da
yukarıda söylenmişti. Psikoloji ruh sağlığını ilgilendirir. Toplumdaki bu
bilimlerden birisi de yönetim bilimidir. Yönetim kavramı insanlığın ilk
zamanlarından itibaren var olmakla birlikte Yönetim Biliminin ortaya çıkması
18-19.yüzyıllarda ortaya çıkmıştır. İşletmelerde var olan insan davranışlarına
yönelik gözlem ve değerlendirmelerle başlayan yönetim bilim faaliyetleri gün
geçtikçe gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Modern devletlerin ortaya çıkması ile
birlikte yönetim biliminin gereklerini yerine getiren ve getirmeyen ülkeler
arasında gelişmiş/az gelişmiş/gelişmemiş şeklinde kategorilerin ortaya
çıkmasına neden olmuştur. Yönetim biliminin ilke ve kuralları vardır. Buna göre
toplumsal hayat sistematik bir anlayışla ele alınmalıdır.
Bilimlere sıradan bir insanın, toplumda yer alan tüm bireylerin akıl
erdirmesi beklenemez. Bilimsel düşüncenin gelişmesi eğitimli bir bireye ve yoğun
bir çabaya ihtiyaç gösterir. Yönetimin temel ilke ve kuralları, işleyiş düzeni
vardır. Bu alanda çalışan uzmanlar yönetim kavramı üzerinde bilimsel bir bilgi
havuzu oluşturmuşlardır. Uzun yıllar boyunca farklı toplumlarda, farklı ortamlarda,
farklı zamanlarda yapılan gözlem ve değerlendirmeler derlenip toparlanarak
yönetimi bilimsel bir temele oturtmuşlardır. Buna göre ilke ve kurallar
geliştirilmiştir. Bu bilimsel temele dayanan devlet, toplum ve kurumsal/örgütsel
yapılar, sistemler kurmuşlardır. Kurulmuş olan bu sistemler ve yapılar
aracılığıyla toplumun ihtiyaç duyduğu tüm alanlarda çözümler üreterek toplumun
refah seviyesini yükseltebilmişlerdir. Bugün gelişmiş ülkeler diye nitelenen
tüm bu ülkelerde insanların refah seviyeleri gıpta edilecek bir konuma
yükselmiştir. Dünyanın her yerinden insanlar bu refah seviyesinin bulunduğu
ülkelere gitme çabası içindedirler. Bu gelişmiş ülkeler dünyanın her yerinden
en seçkin beyinleri kendisine çekebilmektedir. Beyin göçü bu ülkeler tarafından
çok etkin bir şekilde öncelikle kendi toplumlarının yararına olarak kullanılmaktadır.
Yönetime dair kurulmuş olan bu temelde teorik düzeyde planlama,
işbirliği/koordinasyon, kontrol gibi çok genel kavramlar olmazsa olmaz başlıca
işlevler olarak yapılandırılmıştır.
Toplumda var olan her tür faaliyetin yürütülmesinde iş bölümü
yapılması, yapılan işbölümüne göre yetkilendirmeler yapılması, yetkilerin
paylaşılması, kurumsal işleyişin gereği olarak disiplin çalışma düzeni, etkin
işleyen bir emir/komuta/talimat sistemi, kurumsal bir bütünlük, kurumsal
çıkarların bireysel çıkarların önünde bulunması, çalışanlara ödenen özlük
hakları/ücret sistemi, hizmet alanının merkezi bir yapıdan yönlendirilmesi,
hiyerarşik bir işleyiş düzeni, adaletli bir işleyiş düzeni, personel
devamlılığı, çalışanlara inisiyatif kullanma imkan ve yetkisinin sunulması,
takım ruhuna dayalı bir ekip çalışması, kararların alınması sürecinde ilgililerin
görüşüne önem veren yönetişim gibi ilkeler kurulan bu teorik yapının ete kemiğe
bürünmesi için ortaya konulan ilkeleri oluşturmaktadır.
Denetim, yönetim faaliyetlerinin en can alıcı yönlerinden birisidir.
Vücuttaki sinir sistemi ne ise eğitim sisteminde denetim de aynı işleve
sahiptir.
Denetime dair literatür
incelendiğinde; denetimin mevcudu ortaya koyma, olması gerekenle kıyaslama,
değerlendirme, iyileştirme, düzeltme, sistemin yeniden ele alınması için
yapılması gerekenleri ortaya koyma, rehberlik yapma gibi görev ve işler
aracılığıyla yönetime yol gösterme gibi kurumlar için hayati işlevleri yerine
getirme görevini üstlendiği dile getirilmektedir. Denetime dair Cumhuriyet
öncesi ve sonrası devasa bir bilgi birikimi, uygulama tecrübesi ve tartışma/sempozyum/her
düzeyde araştırmalar/şûralarda sunulan görüşler bulunmaktadır. Mevcut bu bilgi
birikimini görmezden gelmek büyük bir handikaptır. Denetimin bu işlevi yerine
getirebilmesi için yönetimin denetimden bu işlevlerin gereğine göre bir iş
yapmasını istemesi gerekir. Yönetim bu konularda bilinçli olmazsa denetimin kendiliğinden
bu görevi yapması, yönetimin önüne geçerek yönetim adına karar verebilmesi mümkün
değildir. Denetim, yönetimin istemesi halinde etkinlik gösterebilir.
Yönetim ve onunla bağlantılı olan tüm kavram ve ilkelerin resmi ve özel
tüm tüzel kişilikler için söz konusu olduğu görülmektedir. Bu çerçevede yazıda eğitim
sistemindeki yönetim ve denetim uygulamalarına odaklanılmıştır.
Eğitim hizmetleri kamusal bir
hizmet olarak devletin resmi bir görevidir. Özel öğretim kurumları açısından
piyasa taleplerinin eğitim hizmetlerinin kalitesine yönelik bir etkisi
olabilir. Kamu hizmeti olan resmi kurumlarca üretilen eğitim hizmetinin niteliğine
dair bir değerlendirme kamu idaresinin kendi iç işleyişine bağlıdır.
Milli Eğitim Bakanlığında denetime
dair işleyiş sürecine genel anlamda bakılınca ilk anda bakıldığında eğitim
sisteminin kurulduğu ilk andan itibaren denetim konusunda bir ihtiyacın
farkında olunduğu görülmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına yukarıdan beri yönetim ve denetime dair teorik
yapı ve somut ilkeler çerçevesinde bakılırsa bir takım sorunların gün geçtikçe
büyümekte olduğunu iddia etmeyi haklı çıkaracak uygulamaların dile getirilmesi
ihtiyacı sistemin geleceği açısından hayati bir öneme sahip olduğu
görülmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetim
sisteminin yapılandırılmasının geçmişten bu güne geleneksel bir yapıya
kavuşturulabildiği söylenemez. Özellikle Cumhuriyet sonrası denetim sistemi
sürekli değişiklik gösteren bir yapı içinde istikrar kazanmaktan uzak kalmıştır.
Eğitim sisteminin bütününe yönelik güçlü bir yapının kurulamayıp sürekli
değişmesinin benzeri denetim sistemi için de aynı şekilde geçerli olmuştur. En azından
ülkemizde köklü değişmelerin yaşanmasına sebep olan 1980 sonrası döneme
bakıldığında eğitim sisteminde denetim adına sürekli olarak isim ve sistem
değişikliği yaşandığı görülmektedir. Bu durum genel eğitim sistemi için de söz
konusu olmakla birlikte denetimin sistemdeki hayati işlevleri dikkate alındığında
çok daha büyük bir öneme sahiptir. Bilimsel çalışmaların temel ilkelerinden
olan geçmişte yaşananlardan ders alma, tecrübe ve bilgi birikimi kavramlarının
ihmal edildiğini göstermektedir.
Milli Eğitim Bakanlığında nasıl
bir denetim sistemi kurulması gerektiği konusunda açık bir politika
bulunmamaktadır. Merkezde ve taşrada denetim birimlerinin oluşturulması
konusunda karar vericiler sürekli farklı uygulamalara yönelmekte, eski/yeni
uygulamalar sürekli git-gel, yap-boz şekilde yürümektedir. Denetim faaliyetleri
merkezi ve taşra birimleri tarafından aynı şekilde yerine getirilmektedir. Aynı
görev için merkezden ve taşradan benzer görevleri yapan çalışanların
görevlendirilmesi emek ve para harcanmasına neden olmaktadır. Bu durum aynı
işin farklı birimler ve kişiler tarafından yapılması nedeniyle israfa yol
açmaktadır. Denetim sisteminin bu yapılanması eğitim sisteminin de rasyonel bir
yapı kurulamamış olduğunun göstergesidir. Denetim sisteminin sorunları eğitim
sisteminin ve yönetim sisteminin sorunlarından kaynaklanmaktadır. Kurumlar
farklı kişiler tarafından aynı konularda sık sık ziyaret edilmekte, bu durum
sisteme olan güveni de sarsmaktadır. Bu olgu en temel yönetim ilkelerinden
birisi olan işbirliği/koordinasyon kavramlarının gerektiği gibi sistemde
hayatiyet kazanamadığını göstermektedir.
Denetim
sisteminde bir kariyer sisteminin olmaması çalışanlarda yeni yükselme
motivasyonu sağlamaktan uzak bulunmaktadır. Kariyer olarak sadece tüm memurlar
için söz konusu olan kademe derece sistemi uygulanması çalışanlarda tükenmeyi
getirmektedir. En son kademe dereceye ulaşan bir personel için yeni bir
motivasyonun olmaması sürekli iyileşme/gelişme sistemine uymamaktadır. Denetim
faaliyetlerini yürütecek görevlilerin yetiştirilmesi konusunda kurumsal,
gelenekselleşmiş bir sistem bulunmamaktadır. Müfettişlik mesleği kariyer
mesleği olarak nitelense de müfettişlik mesleği için özel bir eğitim süreci
bulunmamaktadır. Yapılan sınavlarla girilen meslekte rehber olarak
görevlendirilen kişilerin yönlendirmesi ve merkezi/yerel düzeyde uzaktan veya
yüz yüze kurslar aracılığıyla müfettiş yetiştirme sistemi uygulanmaktadır. Bu
durum alaylı/mektepli ikileminin yönetim sisteminde halen varlığını güçlü bir
şekilde sürdürdüğünün göstergesidir. 1997 yılında Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat
yapısı ile getirilen kanuni düzenlemede Milli Eğitim Akademisi diye bir bölüm
getirilmiş olmakla birlikte bu madde yıllar boyu kağıt üzerinde kalmıştır.
Milli Eğitim Akademisine hayatiyet kazandırma gereği görülmemiş olması sistemde
bilimsel anlayışa uymayan davranışların geçmişte de mevcut olduğunu
göstermektedir.
Milli Eğitim
Bakanlığında denetim işlevini yürüten personelin nitelikleri yanında nicelik
olarak da önemli sorunların bulunduğu görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı
taşra teşkilatında 2009 yılından sonra personel alımı tamamen durdurulmuştur.
2022 yılına kadar yeni müfettiş alımı olmamıştır. Halen sistemdeki müfettiş
sayısı ihtiyacın çok çok altındadır. Bazı illerde hiç müfettiş bulunmamakta, mevcut müfettiş sayısı ise halen ihtiyacın ancak üçte birini karşılayabilecek durumdadır.
Halen görevde olan sayın Milli Eğitim Bakanı Yusuf TEKİN müsteşarlık görevini
yürüttüğü bir dönemde, 8 Haziran 2016 tarihinde, TBMM’deki komisyon
görüşmelerinde, ülke çapında eğitim sisteminde denetim görevini 500 kişilik
müfettiş kadrosuyla yapılabileceğini ileri sürmüş ve sistemin de buna göre
dizayn edilmesini sağlamıştı. Bu kanuni düzenlemeler sonrası 2016-2022 yılları
arasında ülkenin eğitim sisteminde denetim faaliyetleri büyük oranda bırakılmıştı. Milli
Eğitim Bakanlığında 2009-2022 arası müfettiş alımı yapılmamış, 2016-2022
arasında da denetim faaliyetleri büyük oranda askıya alınmıştı. Denetim gibi
hayati bir işlevin on yıla varan bir sürede askıya alınmış olmasının sisteme
getirdiklerini ortaya koyabilmek için söylemden başka bir delilimiz ne yazık ki
bulunmuyor. Ancak eğitim sisteminde bugün denetimin askıya alınması sonucunda
yaşanan sorunları görmek için kahin olmak gerekmiyor. Denetim sisteminin askıya
alınması sürecinin bilimsel olarak değerlendirmesini yapabilmek mümkün
görünmüyor.
Denetim
sisteminde görev yapan personelin özlük haklarına yönelik mevcut duruma
bakıldığında eğitim sisteminde aynı işi yaptığı halde farklı özlük haklarına
sahip olan personelin varlığı temel yönetim ilkelerinden olan adalet ve ücret
ilkelerine uymamaktadır. Denetim işlevinin yönetim sistemindeki sahip olduğu konuma
rağmen denetim elemanlarına yapılan ödemelerin son dönemlerde öğretmen ve diğer
personelden daha aşağılara düşmüş olması hiyerarşi ilkesine de aykırı bir
durumdur. Milli Eğitim Bakanlığında yönetim kademelerinde görev yapmakta olan
şube müdürleri de denetim elemanlarına uygulanan ücret politikasında aynı
durumdadır. Milli Eğitim Bakanlık sisteminde hiyerarşinin bu görünümü yönetim
bilim ilkelerine uymamaktadır.
Bu sorunlu işleyiş düzenine çözüm
adına aslında yıllardır yapılmış çalışmalarda hemen tüm yönleriyle sunulmuş
öneriler bulunmaktadır. Bu yönüyle yapılacaklar çok da karmaşık olmamakla
birlikte buna karar verme iradesinin kullanımı en büyük sorundur.
Denetim sistemine ilişkin bir
politikaya ihtiyaç olduğu apaçık ortadadır. Denetimin güçlendirilmesi yönetimin
güçlendirilmesi demektir. Bu anlamda denetime yönelik var olan kişisel olumsuz
bakışlar terk edilerek en temel yönetim ilkesi olan kurumsal amaçların bireysel
amaçlardan önce gelmesi anlayışından hareketle yönetim biliminin gereği olarak
güçlü bir denetim sistemi acilen kurulmalıdır.
Merkez ve taşra yapılanması
şeklinde ikili yapıdan Milli Eğitim Bakanlığı’nın vazgeçemediği
anlaşılmaktadır. Aynı işlerin farklı kişilerce yapılmaması adına bakanlık
merkez teşkilatındaki denetim birimlerinin görev alanı sadece bakanlık merkez
ve taşra birimleri olan bakanlık/il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin
denetimiyle sınırlandırılarak taşradaki tüm diğer kurumlara yönelik denetim
çalışmalarının taşradaki denetim birimlerine verilmesi şeklinde bir yapı
kurulabilir. Bu durum görevler arasında binişikliği, tekrarı, örtüşmeyi de
engelleyecektir. Merkez ve taşra denetim birimleri iş yüküne uygun bir iş
analizi yapılarak buna göre bir personel istihdam politikasının planlanması
gerekmektedir. Buna göre de merkez ve taşra denetim birimleri arasında
koordinasyon daha kolay ve etkin şekilde sağlanabilir.
Personelin nicelik ve nitelik
yönüyle seçimi, eğitilmesi ve geliştirilmesinin usta/çırak, mektepli/alaylı
sisteminden kesinlikle çıkarılması gerekmektedir. Denetim alanında özel bir
eğitim alınması olmazsa olmaz bir kural olarak kabul edilmelidir. Bu amaçla
milli eğitim akademisi etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Personel nicelik ve
niteliğinin geliştirilmesi çerçevesinde yükselme sistemi, hiyerarşi, ücret ve
özlük haklarının da denetim sistemine yakışır bir hale getirilmesi de önemli
bir akıl ve bilimsel gerekliliktir.
Bu çerçevede Milli Eğitim
Bakanlığı’nın yönetim ilkeleri açısından önemli sorunlarla yüz yüze olduğunu
iddia etmenin dayanaksız olmadığını söylemek yanlış olmaz. Buna rağmen
çözümlerin de zor olmaması ümitsizliği bir nebze azaltmaktadır. Bugüne kadar
atılan doğru adımlardan birisi de neden bu olmasın. Umarım akıl ve bilimin
gereğini yapmanın faydaları herkes tarafından görülür.
Ali Hikmet Demir
