16 Ocak 2025 Perşembe

Milli Eğitim Bakanlığı’nda Akıl ve Bilimin Gerekleri Üzerine Bir Yönetim Kurmaya Dair

Bilim ve akıl birbirinin tamamlayıcısı olan iki kavram. Bilimsel bir çalışma aklın gereğine de uygunluğu gerektirir. Akıl ise doğada her işin gereğine uygun hareket etmeyi gerektirir. Doğal hayatın içindeki her alan kendine özgü yöntem, teknik ve araç gereçleri kullanmak aklın da bir gereğidir.

Aklını kullanan insanlar bilimsel metot ve teknikleri geliştirerek bilimleri de geliştirmiştir. Bilim, akıl aracılığıyla ulaşılan bilgilerin sistematik hale getirilmiş şekillerinden oluşur. Bu nedenle akıl ve bilim birbiriyle ilişkili iki kavramdır ve doğada başarıya ulaşmak isteniyorsa bu ikisinin gereğine göre hareket etmek zorunluluktur.

Çok çeşitli bilim alanları ve türleri vardır. Tıp bilimi sağlığa dair, mekanik bilimler makinelere dair, fizik/kimya/biyoloji gibi bilimler doğaya dair, jeoloji yere dair bilimlerdir. Bilimsel kategorilerin oluşturulması da ayrı bir bilim alanıdır. Bilim felsefesi tüm bilimsel alanlara, bilimsel düşüncenin sistematiğine yönelik düşünce üretmeyi kendine iş edinmiştir. Doğaya yönelik bilimler yanında topluma, bireye yönelik bilimler de vardır. Bunlara toplum bilimleri/beşeri bilimler gibi isimler verilir. İnsana dair her alana özgü olay ve olgular bilimsel bir bakış açısıyla ele alınması mümkündür.

En yakın zamanda(6 Şubat 2023) ülkemizde yaşanan deprem jeoloji bilimine uyulmadığında neyle karşılaşılabileceğini çok canlı bir şekilde göstermiştir.

Tıp bilimine uyulmazsa sağlıkla ilgili sorunlar yaşanır. Doğa bilimlerine uyulmazsa çevre sorunlarıyla hayat yaşanmaz olur. Marmara’da yaşanan müsilaj sorunu bunun en göze çarpan örneğidir. Bilim alanları ısrarla bu çevre sorununa karşı önlem alınmazsa yaşanacak çevre felaketini şimdiden haber vermektedirler. Aynı şekilde İzmir Körfezi, Trakya’da ve diğer yerlerde ortaya çıkan çevre sorunları bu konularda ne kadar büyük bir tehlike ile yüz yüze olunduğunu gün gibi ortaya koymaktadır.

İnsan ve topluma dair var olan toplumsal/beşeri bilimlerin olduğu da yukarıda söylenmişti. Psikoloji ruh sağlığını ilgilendirir. Toplumdaki bu bilimlerden birisi de yönetim bilimidir. Yönetim kavramı insanlığın ilk zamanlarından itibaren var olmakla birlikte Yönetim Biliminin ortaya çıkması 18-19.yüzyıllarda ortaya çıkmıştır. İşletmelerde var olan insan davranışlarına yönelik gözlem ve değerlendirmelerle başlayan yönetim bilim faaliyetleri gün geçtikçe gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Modern devletlerin ortaya çıkması ile birlikte yönetim biliminin gereklerini yerine getiren ve getirmeyen ülkeler arasında gelişmiş/az gelişmiş/gelişmemiş şeklinde kategorilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yönetim biliminin ilke ve kuralları vardır. Buna göre toplumsal hayat sistematik bir anlayışla ele alınmalıdır.

Bilimlere sıradan bir insanın, toplumda yer alan tüm bireylerin akıl erdirmesi beklenemez. Bilimsel düşüncenin gelişmesi eğitimli bir bireye ve yoğun bir çabaya ihtiyaç gösterir. Yönetimin temel ilke ve kuralları, işleyiş düzeni vardır. Bu alanda çalışan uzmanlar yönetim kavramı üzerinde bilimsel bir bilgi havuzu oluşturmuşlardır. Uzun yıllar boyunca farklı toplumlarda, farklı ortamlarda, farklı zamanlarda yapılan gözlem ve değerlendirmeler derlenip toparlanarak yönetimi bilimsel bir temele oturtmuşlardır. Buna göre ilke ve kurallar geliştirilmiştir. Bu bilimsel temele dayanan devlet, toplum ve kurumsal/örgütsel yapılar, sistemler kurmuşlardır. Kurulmuş olan bu sistemler ve yapılar aracılığıyla toplumun ihtiyaç duyduğu tüm alanlarda çözümler üreterek toplumun refah seviyesini yükseltebilmişlerdir. Bugün gelişmiş ülkeler diye nitelenen tüm bu ülkelerde insanların refah seviyeleri gıpta edilecek bir konuma yükselmiştir. Dünyanın her yerinden insanlar bu refah seviyesinin bulunduğu ülkelere gitme çabası içindedirler. Bu gelişmiş ülkeler dünyanın her yerinden en seçkin beyinleri kendisine çekebilmektedir. Beyin göçü bu ülkeler tarafından çok etkin bir şekilde öncelikle kendi toplumlarının yararına olarak kullanılmaktadır.

Yönetime dair kurulmuş olan bu temelde teorik düzeyde planlama, işbirliği/koordinasyon, kontrol gibi çok genel kavramlar olmazsa olmaz başlıca işlevler olarak yapılandırılmıştır.

Toplumda var olan her tür faaliyetin yürütülmesinde iş bölümü yapılması, yapılan işbölümüne göre yetkilendirmeler yapılması, yetkilerin paylaşılması, kurumsal işleyişin gereği olarak disiplin çalışma düzeni, etkin işleyen bir emir/komuta/talimat sistemi, kurumsal bir bütünlük, kurumsal çıkarların bireysel çıkarların önünde bulunması, çalışanlara ödenen özlük hakları/ücret sistemi, hizmet alanının merkezi bir yapıdan yönlendirilmesi, hiyerarşik bir işleyiş düzeni, adaletli bir işleyiş düzeni, personel devamlılığı, çalışanlara inisiyatif kullanma imkan ve yetkisinin sunulması, takım ruhuna dayalı bir ekip çalışması, kararların alınması sürecinde ilgililerin görüşüne önem veren yönetişim gibi ilkeler kurulan bu teorik yapının ete kemiğe bürünmesi için ortaya konulan ilkeleri oluşturmaktadır.

Denetim, yönetim faaliyetlerinin en can alıcı yönlerinden birisidir. Vücuttaki sinir sistemi ne ise eğitim sisteminde denetim de aynı işleve sahiptir.

Denetime dair literatür incelendiğinde; denetimin mevcudu ortaya koyma, olması gerekenle kıyaslama, değerlendirme, iyileştirme, düzeltme, sistemin yeniden ele alınması için yapılması gerekenleri ortaya koyma, rehberlik yapma gibi görev ve işler aracılığıyla yönetime yol gösterme gibi kurumlar için hayati işlevleri yerine getirme görevini üstlendiği dile getirilmektedir. Denetime dair Cumhuriyet öncesi ve sonrası devasa bir bilgi birikimi, uygulama tecrübesi ve tartışma/sempozyum/her düzeyde araştırmalar/şûralarda sunulan görüşler bulunmaktadır. Mevcut bu bilgi birikimini görmezden gelmek büyük bir handikaptır. Denetimin bu işlevi yerine getirebilmesi için yönetimin denetimden bu işlevlerin gereğine göre bir iş yapmasını istemesi gerekir. Yönetim bu konularda bilinçli olmazsa denetimin kendiliğinden bu görevi yapması, yönetimin önüne geçerek yönetim adına karar verebilmesi mümkün değildir. Denetim, yönetimin istemesi halinde etkinlik gösterebilir.

Yönetim ve onunla bağlantılı olan tüm kavram ve ilkelerin resmi ve özel tüm tüzel kişilikler için söz konusu olduğu görülmektedir. Bu çerçevede yazıda eğitim sistemindeki yönetim ve denetim uygulamalarına odaklanılmıştır.

Eğitim hizmetleri kamusal bir hizmet olarak devletin resmi bir görevidir. Özel öğretim kurumları açısından piyasa taleplerinin eğitim hizmetlerinin kalitesine yönelik bir etkisi olabilir. Kamu hizmeti olan resmi kurumlarca üretilen eğitim hizmetinin niteliğine dair bir değerlendirme kamu idaresinin kendi iç işleyişine bağlıdır.

Milli Eğitim Bakanlığında denetime dair işleyiş sürecine genel anlamda bakılınca ilk anda bakıldığında eğitim sisteminin kurulduğu ilk andan itibaren denetim konusunda bir ihtiyacın farkında olunduğu görülmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığına yukarıdan beri yönetim ve denetime dair teorik yapı ve somut ilkeler çerçevesinde bakılırsa bir takım sorunların gün geçtikçe büyümekte olduğunu iddia etmeyi haklı çıkaracak uygulamaların dile getirilmesi ihtiyacı sistemin geleceği açısından hayati bir öneme sahip olduğu görülmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetim sisteminin yapılandırılmasının geçmişten bu güne geleneksel bir yapıya kavuşturulabildiği söylenemez. Özellikle Cumhuriyet sonrası denetim sistemi sürekli değişiklik gösteren bir yapı içinde istikrar kazanmaktan uzak kalmıştır. Eğitim sisteminin bütününe yönelik güçlü bir yapının kurulamayıp sürekli değişmesinin benzeri denetim sistemi için de aynı şekilde geçerli olmuştur. En azından ülkemizde köklü değişmelerin yaşanmasına sebep olan 1980 sonrası döneme bakıldığında eğitim sisteminde denetim adına sürekli olarak isim ve sistem değişikliği yaşandığı görülmektedir. Bu durum genel eğitim sistemi için de söz konusu olmakla birlikte denetimin sistemdeki hayati işlevleri dikkate alındığında çok daha büyük bir öneme sahiptir. Bilimsel çalışmaların temel ilkelerinden olan geçmişte yaşananlardan ders alma, tecrübe ve bilgi birikimi kavramlarının ihmal edildiğini göstermektedir.

Milli Eğitim Bakanlığında nasıl bir denetim sistemi kurulması gerektiği konusunda açık bir politika bulunmamaktadır. Merkezde ve taşrada denetim birimlerinin oluşturulması konusunda karar vericiler sürekli farklı uygulamalara yönelmekte, eski/yeni uygulamalar sürekli git-gel, yap-boz şekilde yürümektedir. Denetim faaliyetleri merkezi ve taşra birimleri tarafından aynı şekilde yerine getirilmektedir. Aynı görev için merkezden ve taşradan benzer görevleri yapan çalışanların görevlendirilmesi emek ve para harcanmasına neden olmaktadır. Bu durum aynı işin farklı birimler ve kişiler tarafından yapılması nedeniyle israfa yol açmaktadır. Denetim sisteminin bu yapılanması eğitim sisteminin de rasyonel bir yapı kurulamamış olduğunun göstergesidir. Denetim sisteminin sorunları eğitim sisteminin ve yönetim sisteminin sorunlarından kaynaklanmaktadır. Kurumlar farklı kişiler tarafından aynı konularda sık sık ziyaret edilmekte, bu durum sisteme olan güveni de sarsmaktadır. Bu olgu en temel yönetim ilkelerinden birisi olan işbirliği/koordinasyon kavramlarının gerektiği gibi sistemde hayatiyet kazanamadığını göstermektedir.

Denetim sisteminde bir kariyer sisteminin olmaması çalışanlarda yeni yükselme motivasyonu sağlamaktan uzak bulunmaktadır. Kariyer olarak sadece tüm memurlar için söz konusu olan kademe derece sistemi uygulanması çalışanlarda tükenmeyi getirmektedir. En son kademe dereceye ulaşan bir personel için yeni bir motivasyonun olmaması sürekli iyileşme/gelişme sistemine uymamaktadır. Denetim faaliyetlerini yürütecek görevlilerin yetiştirilmesi konusunda kurumsal, gelenekselleşmiş bir sistem bulunmamaktadır. Müfettişlik mesleği kariyer mesleği olarak nitelense de müfettişlik mesleği için özel bir eğitim süreci bulunmamaktadır. Yapılan sınavlarla girilen meslekte rehber olarak görevlendirilen kişilerin yönlendirmesi ve merkezi/yerel düzeyde uzaktan veya yüz yüze kurslar aracılığıyla müfettiş yetiştirme sistemi uygulanmaktadır. Bu durum alaylı/mektepli ikileminin yönetim sisteminde halen varlığını güçlü bir şekilde sürdürdüğünün göstergesidir. 1997 yılında Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat yapısı ile getirilen kanuni düzenlemede Milli Eğitim Akademisi diye bir bölüm getirilmiş olmakla birlikte bu madde yıllar boyu kağıt üzerinde kalmıştır. Milli Eğitim Akademisine hayatiyet kazandırma gereği görülmemiş olması sistemde bilimsel anlayışa uymayan davranışların geçmişte de mevcut olduğunu göstermektedir.

Milli Eğitim Bakanlığında denetim işlevini yürüten personelin nitelikleri yanında nicelik olarak da önemli sorunların bulunduğu görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatında 2009 yılından sonra personel alımı tamamen durdurulmuştur. 2022 yılına kadar yeni müfettiş alımı olmamıştır. Halen sistemdeki müfettiş sayısı ihtiyacın çok çok altındadır. Bazı illerde hiç müfettiş bulunmamakta, mevcut müfettiş sayısı ise halen ihtiyacın ancak üçte birini karşılayabilecek durumdadır. Halen görevde olan sayın Milli Eğitim Bakanı Yusuf TEKİN müsteşarlık görevini yürüttüğü bir dönemde, 8 Haziran 2016 tarihinde, TBMM’deki komisyon görüşmelerinde, ülke çapında eğitim sisteminde denetim görevini 500 kişilik müfettiş kadrosuyla yapılabileceğini ileri sürmüş ve sistemin de buna göre dizayn edilmesini sağlamıştı. Bu kanuni düzenlemeler sonrası 2016-2022 yılları arasında ülkenin eğitim sisteminde denetim faaliyetleri büyük oranda bırakılmıştı. Milli Eğitim Bakanlığında 2009-2022 arası müfettiş alımı yapılmamış, 2016-2022 arasında da denetim faaliyetleri büyük oranda askıya alınmıştı. Denetim gibi hayati bir işlevin on yıla varan bir sürede askıya alınmış olmasının sisteme getirdiklerini ortaya koyabilmek için söylemden başka bir delilimiz ne yazık ki bulunmuyor. Ancak eğitim sisteminde bugün denetimin askıya alınması sonucunda yaşanan sorunları görmek için kahin olmak gerekmiyor. Denetim sisteminin askıya alınması sürecinin bilimsel olarak değerlendirmesini yapabilmek mümkün görünmüyor.

Denetim sisteminde görev yapan personelin özlük haklarına yönelik mevcut duruma bakıldığında eğitim sisteminde aynı işi yaptığı halde farklı özlük haklarına sahip olan personelin varlığı temel yönetim ilkelerinden olan adalet ve ücret ilkelerine uymamaktadır. Denetim işlevinin yönetim sistemindeki sahip olduğu konuma rağmen denetim elemanlarına yapılan ödemelerin son dönemlerde öğretmen ve diğer personelden daha aşağılara düşmüş olması hiyerarşi ilkesine de aykırı bir durumdur. Milli Eğitim Bakanlığında yönetim kademelerinde görev yapmakta olan şube müdürleri de denetim elemanlarına uygulanan ücret politikasında aynı durumdadır. Milli Eğitim Bakanlık sisteminde hiyerarşinin bu görünümü yönetim bilim ilkelerine uymamaktadır.

Bu sorunlu işleyiş düzenine çözüm adına aslında yıllardır yapılmış çalışmalarda hemen tüm yönleriyle sunulmuş öneriler bulunmaktadır. Bu yönüyle yapılacaklar çok da karmaşık olmamakla birlikte buna karar verme iradesinin kullanımı en büyük sorundur.

Denetim sistemine ilişkin bir politikaya ihtiyaç olduğu apaçık ortadadır. Denetimin güçlendirilmesi yönetimin güçlendirilmesi demektir. Bu anlamda denetime yönelik var olan kişisel olumsuz bakışlar terk edilerek en temel yönetim ilkesi olan kurumsal amaçların bireysel amaçlardan önce gelmesi anlayışından hareketle yönetim biliminin gereği olarak güçlü bir denetim sistemi acilen kurulmalıdır.

Merkez ve taşra yapılanması şeklinde ikili yapıdan Milli Eğitim Bakanlığı’nın vazgeçemediği anlaşılmaktadır. Aynı işlerin farklı kişilerce yapılmaması adına bakanlık merkez teşkilatındaki denetim birimlerinin görev alanı sadece bakanlık merkez ve taşra birimleri olan bakanlık/il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin denetimiyle sınırlandırılarak taşradaki tüm diğer kurumlara yönelik denetim çalışmalarının taşradaki denetim birimlerine verilmesi şeklinde bir yapı kurulabilir. Bu durum görevler arasında binişikliği, tekrarı, örtüşmeyi de engelleyecektir. Merkez ve taşra denetim birimleri iş yüküne uygun bir iş analizi yapılarak buna göre bir personel istihdam politikasının planlanması gerekmektedir. Buna göre de merkez ve taşra denetim birimleri arasında koordinasyon daha kolay ve etkin şekilde sağlanabilir.

Personelin nicelik ve nitelik yönüyle seçimi, eğitilmesi ve geliştirilmesinin usta/çırak, mektepli/alaylı sisteminden kesinlikle çıkarılması gerekmektedir. Denetim alanında özel bir eğitim alınması olmazsa olmaz bir kural olarak kabul edilmelidir. Bu amaçla milli eğitim akademisi etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Personel nicelik ve niteliğinin geliştirilmesi çerçevesinde yükselme sistemi, hiyerarşi, ücret ve özlük haklarının da denetim sistemine yakışır bir hale getirilmesi de önemli bir akıl ve bilimsel gerekliliktir.

Bu çerçevede Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetim ilkeleri açısından önemli sorunlarla yüz yüze olduğunu iddia etmenin dayanaksız olmadığını söylemek yanlış olmaz. Buna rağmen çözümlerin de zor olmaması ümitsizliği bir nebze azaltmaktadır. Bugüne kadar atılan doğru adımlardan birisi de neden bu olmasın. Umarım akıl ve bilimin gereğini yapmanın faydaları herkes tarafından görülür.

 

 

                                                                                    Ali Hikmet Demir

                                                                              alihikmetdemir@gmail.com

 

 

 

14 Ocak 2025 Salı

Özel Eğitim Faaliyetlerinin Yönetimi Konusunda Sistemde Yaşanan Sorunlar

Özel eğitim faaliyetleri resmi ve özel kurumlar aracılığıyla yürütülen hizmetlerdir. Bu faaliyetlerin yürütülmesinde Milli Eğitim Bakanlığı baş düzenleyici yetkili kurum olarak sistemin işleyişinden birinci derecede sorumludur. Bu alanda var olan sorunlar eğitim sisteminin sorunlarının da göstergesidir.

Özel eğitim alanı tıbbi boyutları da olan bir alandır. Bu nedenle sadece eğitsel boyutta ele alınması doğru değildir. Tıbbi işlemler sağlık sistemi üzerinden yapılırken eğitim faaliyetleri de eğitim sistemi üzerinden yürütülür. Eğitim sistemi üzerinden yürütülen faaliyetler sadece sınıf içindeki faaliyetlerle sınırlı değildir. Sınıf içi faaliyetler bir yönüyle en son aşamadır denebilir. Sınıf içi faaliyetlerin yürütülmesi için bu faaliyetlerin çerçevesinin doğru bir şekilde çizilmesi gerekmektedir.

Özel eğitim faaliyetleri ile özel öğretim faaliyetleri birbirine genelde karıştırılmaktadır. Özel eğitim bireye yönelik bir eğitim faaliyeti iken özel öğretim özel şahıslar tarafından yürütülen her türlü eğitim öğretim faaliyetini kapsar.

Milli Eğitim Bakanlığında özel eğitim faaliyetleri ile ilgili olarak farklı merkezi düzeyde birimler bulunmaktadır. Özel eğitim ve rehberlik hizmetleri genel müdürlüğü, Özel öğretim kurumları genel müdürlüğü bu çerçevede başlıca kurumlardır. Bunlardan başka Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı da oldukça önemli bir birim olarak sayılmalıdır. Bu merkezi birimler arasında koordinasyonun etkin bir şekilde sağlanması verilecek hizmetlerin kalitesi konusunda önemli bir unsurdur. Bu yönüyle merkez teşkilatında birimler arası koordinasyon eksikliği bu hizmetlerin kalitesini de etkilemektedir.

Özel eğitim hizmetlerinin resmi kurumlarda yürütülmesi ile özel kurumlarda yürütülmesi arasında da yine önemli sorunlar bulunmaktadır.

Özel eğitim hizmetlerinin yönetimi uzmanlık gerektiren bir alandır. Okul yöneticilerinin bu alanda yetkin olmaları bu hizmetlerin niteliğine olumlu veya olumsuz etki yapmaktadır.

Özel eğitim hizmetleri tek kişinin çabası ile yürütülmez. Birey, bireyin yakın çevresi, bireye eğitim hizmeti sunanlar, bu hizmetleri yönlendiren kişiler ve kurumlar bu alanda iyi bir işbirliği yapmaları gerekir. Kurumsal koordinasyon kadar kişiler arası koordinasyon da önemlidir.

Özel eğitim hizmetlerinin sunumunda görev alanların bu alanda özel olarak yetişmiş olmaları önemlidir. Özel eğitim hizmetine ihtiyaç duyan birey diğer bireyler gibi değildir. Özellikle yetersizlik veya engel nedeniyle özel eğitim alan bireylerin özel yöntem, teknik, araç gereç ve uygulamalarla öğrenmesi mümkündür. Bu konularda yeterli bilgi, beceri, tutum ve davranışa sahip olmayan kişilerin bu hizmetleri gerektiği gibi sunabilmesi mümkün değildir.

Özel kişiler tarafından özel eğitim hizmeti sunulması özel öğretim kurumları kapsamında açılan kurumlar eliyle olur. Özel sektörün sunduğu bu hizmetler MEB’de özel öğretim kurumları genel müdürlüğü tarafından yönetilir.

Özel eğitim hizmetine ihtiyaç duyacak kişilerin hangi alanda ne tür bir eğitim çerçevesinde eğitime tabi tutulacağı eğitsel tanılama denilen bir süreçle belirlenir. Bu süreç tek kişi veya kurum tarafından yönetilmez. Milli Eğitim Bakanlığında Rehberlik Araştırma Merkezleri olarak yapılandırılmış olan kurumlar özel eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde kritik kurumlar arasında yer alır. Rehberlik Araştırma Merkezleri bireye verilecek özel eğitimin çerçevesini çizer. Bu yönüyle bu çerçevenin doğru bir şekilde betimlenmesi eğitimin niteliğine büyük etki yapar. Rehberlik Araştırma Merkezlerinin çalışma düzenleri Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılandırılır. Bu yönüyle Milli Eğitim Bakanlığının merkezi ve taşra düzeyindeki çalışma düzeni özel eğitim hizmetlerinin niteliğine doğrudan etki yapmaktadır.

Eğitsel tanılama süreci hassas bir süreçtir. Bu sürecin doğru yönetilmesi bireye verilecek eğitim hizmetinin niteliğini doğrudan etkiler. Eğitsel tanılamada Rehberlik Araştırma Merkezleri kritik önemde olmakla birlikte tüm süreç bu kurumun çizdiği çerçevenin içinde kalmak zorunda değildir.

Özel eğitim ihtiyacına sahip bireylerin fiziksel, zihinsel, duygusal yönlerinde değişkenlik yaşanması nedeniyle sürekli, mutedil, tekdüze bir işleyişten söz edilemez. Bireye özgülük çok ön plandadır. Öğrenme stilleri kişiden kişiye, durumdan duruma farklılık gösterebilir.

Resmi kurumlar bünyesinde yürütülen özel eğitim hizmetleri için uygulanan prosedür ile özel öğretim kapsamında yer alan kurumlar bünyesinde yürütülen özel eğitim hizmetlerinde benzerlikler kadar farklılıklar da vardır. 

Özel eğitim hizmetleri bireysel ve grup eğitimleri şeklinde yapılandırılabilir. Bireysel eğitimler doğrudan doğruya bireyin kişisel yeterlilik düzeyinin geliştirilmesini hedeflerken grup eğitimleri sosyal yeterliklerinin geliştirilmesine katkı yapmayı hedefler.

Özel öğretim kapsamında yürütülen özel eğitim hizmetleri karşılığı devlet/kamu bu hizmeti veren kurumlara maddi ödeme yapmaktadır. Bireysel ve grup eğitimleri bakanlığın belirlediği çerçeve içinde sunulur. Özel öğretim kapsamındaki özel eğitim hizmetlerinin bu yönüyle çok daha dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Her bir öğrenci için önemli bir kamu kaynağı kullanılmaktadır. Bu kaynakların verimli bir şekilde dağıtıldığını söylemek güçtür.

Özel öğretim kurum sahipleri bu alanda yetkinlik kazanmış kişiler olarak ilgili diğer paydaşlar üzerinde büyük etkiye sahiptir. Özel öğretim kurum sahipliklerinin yetkinliği akla nitelikli bir eğitim hizmeti sunumunu getirse de bu konuda önemli istismarların yaşandığı görülmektedir. Özel eğitim hizmetlerinin sunumu karşılığı verilen ödemeler nedeniyle bu alan ticari bir boyuta da bürünmektedir. Eğitim faaliyetinin ticari boyut kazanması önemli sorunlara neden olmaktadır. Ülke gündemindeki yeni doğan üniteleri aracılığıyla yaşanan SGK dolandırıcılıklarının benzeri eğitim sektöründe de özel eğitim hizmetlerinin sunumu aracılığıyla yaşanabilmektedir.

Özel eğitim faaliyetlerinde nitelik konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır. Özel eğitimi en iyi şekilde vermesi gereken Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda önemli eksiklerle malüldür. Her tür eğitim faaliyetini öncelikle vermekle yükümlü olan bakanlık özel eğitim alanındaki çalışmalarda en başta fiziki ortamlar olmak üzere personel, araç gereç ve işleyişi yönetme konusunda önemli eksikler içinde adeta boğulmuş durumdadır. Özel eğitim konusu hakkında en üst düzeyde bakanlıkta oluşmuş bir temel anlayış bulunmamaktadır. Özel eğitim faaliyetleri son yıllarda geliştirilmeye çalışılmaktadır. Özel eğitim faaliyetlerinin yürütüleceği fiziki ortamlar yönüyle okullarda yeterli alanlar yoktur. Bakanlık öncelikle genel eğitime odaklanmaktadır. Özel eğitim arkadan gelmekte ve ancak yoğun bir toplumsal talep ve baskı oluşursa harekete geçilmektedir. Özel eğitime dair işleyişi düzenleyecek olan mevzuat alanında zihinler henüz net bir anlayışa sahip olabilmiş değildir. Mevzuat adı altında çıkarılan kanuni düzenlemelerin uygulanmasına yönelik yönetmelikler çıkarılmakla birlikte bu yönetmeliklerin uygulamaya yeterince destek verdiği söylenemez. Farklı türlerde özel eğitim ihtiyaçlarının tümünün farkında olunmadığı görülmektedir. Görevi salt özel eğitim olan eğitim kurumlarının sayısı ve niteliği çok yetersiz düzeylerdedir. Özel eğitime ihtiyaç duyan kişilere yönelik destek eğitim faaliyetlerinin yürütüleceği derslikler pek çok okulda bulunmamaktadır. Fiziki alanlardaki eksikliğin daha büyüğü personel boyutunda yaşanmaktadır. Özel eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde görev alan kişilerin büyük çoğunluğu kadrolu olmadığı gibi uzmanlık eğitimi almış da değildir. Büyük çoğunluğu bu konularda katıldıkları kurslardan aldıkları belgelere dayanarak yıllar boyu okullarda özel eğitim hizmetlerini yürütüyor görünmektedir. Özel eğitim hizmetlerini yürütme faaliyetlerinde yetkin personel sayısı çok yetersiz olduğu gibi bu faaliyetleri yürüten personel arasında koordinasyon sağlaması gereken yöneticilerin de bu konularda yeterli formasyona sahip olmadıkları açık bir gerçektir. Yöneticilik görevi halen eğitim sisteminde herkesin bir şekilde yapabileceği sıradan işler gibi görülmekte, yönetici yetiştirme, eğitimi ve değerlendirme süreci halen bilimsel bir temele oturabilmiş değildir. Özel eğitim faaliyetleri doğrudan sınıfta bu faaliyetleri yürütmekle görevlendirilmiş kişilerin tek başına omuzlamak zorunda kaldığı ve çoğu zaman bu ağır yükün altından kalkılamayarak kağıt üzerinde kalan işler halinde okullarda sürdürülmeye çalışılmaktadır. İl/İlçe düzeyinde özel eğitim faaliyetlerinin yönetim ve koordinasyonundan sorumlu birimlerin okullardaki işleyişi gerektiği gibi takip edebildiğini söylemek zor görünmektedir. İl/ilçe düzeyindeki özel eğitim faaliyetleri rutin işlerin dışına çıkmaktan uzak faaliyetler olarak tıpkı okullardaki gibi kağıt üzerinde kalmaktadır. Özel eğitim faaliyetlerinin yönetimine yönelik işler çoğu zaman bu alanda yeterli eğitim almamış kişilerin eliyle yürütülmeye, yönetilmeye çalışılmaktadır. Daha çok mevzuatın genel gereklerinin yerine kağıt üzerinde getirilmesinden daha fazla bir faaliyetin yapılabildiğini söylemek zor görünmektedir.

Özel eğitim faaliyetlerinin en büyük paydaşlarından birisi olan Rehberlik Araştırma Merkezleri özel eğitim alanında belki de en bilinçli kişilerin bulunduğu kurumsal yapılar olabilir. Bununla birlikte rehberlik araştırma merkezlerinin özel eğitim faaliyetleri yanında rehberlik faaliyetleri olarak ikinci bir görev alanı daha bulunmaktadır. Özel eğitim ve rehberlik faaliyetleri bu kurumların iki ana görevi olmakla birlikte bu kurumların işleyişinde de önemli sorunlar görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı çıkardığı mevzuatta nüfusa göre kurum açma şartı getirmiş olmakla birlikte bu şartın bile gereğini yerine getirme geleneğine sahip olabilmiş değildir. Rehberlik araştırma merkezlerinin açılışında tek karar verici olan bakanlık bu konuda ihtiyaçları gerektiği gibi gerçekçi bir şekilde takip ederek yönetebilmekten oldukça uzaktır. Bakanlık genel olarak her ilçede bir tane rehberlik araştırma merkezi açmak yerine hangi kritere göre hareket ettiği anlaşılması imkansız bir anlayışla rehberlik araştırma merkezi açma politikasını kendi kendine saklamaktadır. Bakanlığın bu konudaki politikasının anlaşılmasını sağlayacak bir hüküm, düzenleme, sistem bulunmamaktadır. Yedi yüz bini aşan ilçede de bir Rehberlik araştırma merkezi açan bakanlık bu sayıyı iş yüküne göre artırma gibi bir işleyişe henüz kazanabilmiş değildir. Bazı ilçelerde hiç rehberlik araştırma merkezi bulunmamakta, komşu ilçelere de hizmet etme sorumluluğu yüklenmektedir. Bakanlığın bu çarpık uygulaması genelde rehberlik araştırma merkezlerini iş yükünün altında ezmektedir. Okullarda yürütülen rehberlik araştırma merkezlerinin görev alanına giren faaliyetler bu yönüyle de sahipsiz kalmaktadır. Özel eğitim hizmetleri kadar rehberlik faaliyetleri de rehberlik araştırma merkezlerinin yoğun iş yükünden dolayı yetiştirilememekte ve pek çok işin uygulama geçmesi yerine kağıt üzerinde kalmasına neden olmaktadır.

Özel eğitim faaliyetleri bakanlık tarafından yetiştirilemeyince ve gerektiği gibi yaygınlaştırılamayınca özel sektöre kapı açılmaktadır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri bu yönüyle bakanlığın yürütmesi gereken özel eğitim hizmetlerini devletten aldıkları para karşılığında yerine getirmeyi hedeflemektedir. Özel eğitim hizmetlerine yönelik harcanan kamu kaynakları her geçen gün artmaktadır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin ilk çıktığı dönemlerde büyük yolsuzluklar yaşanmıştır. Pek çok kurum devletin verdiği parayı almak için her tür yolsuzluğu sonuna kadar yapmıştır. Geçmişte gizlenen özel eğitimli bireyler devletin verdiği parasal destek nedeniyle aileler için adeta geçim kapısına dönüşmüştür. Yapılan inceleme soruşturmalarla yapılan usulsüz ödemelerin bir kısmı geri alınmaya çalışılırken yolsuzluğu önleyecek sistemin kurulması yolunda çalışmalar halen sürmektedir. Bugün bu alanda yolsuzluk var mıdır, yok mudur sorusunun cevabını verebilmek için kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiği açıktır. Özel eğitim ve rehabilitasyon sürecinin ortaya çıkardığı devasa kaynak tüketiminin gerektiği gibi yerine ulaşmasını sağlayabilmek için halen önemli adımların atılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde fatura ödemeye esas evrak anlamında bir eksiklik veya usulsüzlük, yolsuzluk olduğunu ispat edebilmek güç olmakla birlikte yapılan faaliyetlerin odağında olan bireylere verilen eğitimin gerektiği gibi etkin ve verimli olup olmadığının tespitinde önemli eksikliklerin bulunduğu açıkça söylenebilir. Özel eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde aktörlük yapan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri bu alanda büyük bir sektör haline gelmiş durumdadır. Bu sektörde gerçekten başarılı hizmetler veren kurumların sayısı hiç de az olmamakla birlikte bu kurumların etkin ve verimli işletilmesinde sorumluluk sahibi olan bakanlık birimlerinin çok daha etkin ve aktif olması gerekmektedir. Oysa bakanlıkta bu işleri yürütmesi gereken birimler henüz emekleme aşamasındadır. Bu kurumların kendilerine yüklenen görevleri yerine getirebilmesi için daha çok adımların atılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Özel eğitim faaliyetlerinin bireyler, aile, çevre ve toplum boyutunda da önemli sorunlar olmakla birlikte bu yazıyı eğitim sisteminin en önemli aktörü olan bakanlık boyutundakine odaklanılmasıyla sınırlanmıştır.

 

 

                                                                                    Ali Hikmet Demir

                                                                              alihikmetdemir@gmail.com

 

 

 

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...