Eğitim faaliyetleri kamu
hizmetlerinden en stratejik olanların başında gelmektedir. Eğitim faaliyeti
aracılığıyla toplumun insan gücü şekillendirilir. Bu kadar önemli bir
faaliyetin yönetimi çok daha önem taşır.
Eğitimin büyük oranda devletin
elinde olması eğitim sisteminin yönetiminde kamu otoritesini büyük bir aktör
haline getirmektedir. Kamu otoritesi olarak Milli Eğitim Bakanlığı eğitim
faaliyetlerini tümüyle yönlendirme yetkisine ve sorumluluğuna sahiptir. Özel
sektör eğitim faaliyetleri bakanlığın yoğun bir gözetimi altında varlığını
sürdürmeye çalışmaktadır. Özel sektör eğitim faaliyetleri sıkı bir şekilde ve
yakından gözetilmektedir. Bu durum özel sektör eğitim faaliyetlerinin kendi
doğal işleyiş süreci içinde gelişmesine engel olduğu da görülmektedir.
Bakanlığın sahip
olduğu yetki ve sorumluluk eğitim faaliyetlerine yönelik alanda yaşanan
sorunların da kaynağında aynı şekilde bakanlığın bulunmasına da yol açmaktadır.
Bakanlık güç ve sorumluluk sahibi olarak eğitim faaliyetleri alanında yegane
aktör olarak yer alırken hiçbir müdahaleyi de kabul etmemektedir. Bu işleyiş
bakanlığın otoriter bir anlayışla eğitim alanına hakim olduğu görüntüsünü
açıkça vermektedir.
Yönetim faaliyetleri
başta olmak üzere eğitim alanındaki her tür faaliyet bakanlığın yönetim
anlayışını etkisiyle sistemi yukarıdan aşağı şekillendirmektedir. Bu işleyiş
aşağıdan yukarı iletişimin büyük oranda yetersiz kalmasına yol açmaktadır.
Eğitim sisteminin işleyişi açısından sağlıklı bir görüntü oluşturmayan bu
durumun kısa sürede değişebileceğine dair bir gidişatın olduğunu söylemek de şu
aşamada pek mümkün görünmemektedir.
Yetki ve gücü
tekelinde bulunduran bakanlık adeta kendi çalıp oynamaktadır. Figüran rolündeki
daha alt düzeydekilere söz hakkı vermeyen bu anlayışla insan ilişkilerinin
yoğun olduğu eğitim gibi bir alanında çağın gerektirdiği demokratik bir işleyiş
düzeninin oluşması da mümkün olmamaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı
merkezi bir anlayışla eğitim sistemini düzenleyerek yöneten bir sistem kurduğu
görülmektedir. Bunun gereği olarak da alanda yapılan tüm uygulamalara hakim
olma ve haberdar olma gayreti ile hareket edilmektedir. Bu durum devasa bir eğitim
sisteminin oluşmasına yol açmaktadır. Her şeyin merkezden yönlendirilme gayreti
taşranın/alanın inisiyatif kullanma beceri ve yeteneğinin de kadük kalmasına,
gelişmemesine neden olmaktadır. Devasa bir kafası olan cılız bir vücut
görünümünde bir yapının ortaya çıkması eğitim faaliyetlerinin dinamik bir
yapıya kavuşmasını engellemektedir.
Taşra/alan her şeyi
merkeze danışmak veya merkezin onay vermediği hiçbir şeyi yapmaya izin
verilmeyen bir yapıda niteliğin gelişmesi de kolay olmamaktadır.
Merkezden her şeyi
kontrol etme çabası alanda var olan gerçekliğin geliştirilen modüller
aracılığıyla görülmeye çalışması işleyişin büyük oranda kâğıt üzerinde
kalmasına neden olmaktadır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin gerçek anlamda
yürütüldüğü okullardaki işleyiş merkezin belirlediği kriterlere göre var olan
modüllere girildiği halde alandaki gerçeklik ancak yaşanan ve kamuya yansıyan
olaylar veya merkezi sınavla ortaya çıkan sınav sonuçlarıyla ortaya
çıkmaktadır. Bu durum eğitim sisteminin kendi içinde çelişkilerle yürümesine
neden olmaktadır. E okul sisteminde girilen notlara göre en üst düzeyde başarı
göstergeleri var gibi görünürken merkezi sınavlardaki sonuçlarda notlarla
çelişen sonuçların varlığı ortaya çıkınca şaşkınlık ve tartışmaların yaşanmasına
neden olmaktadır.
Eğitim sisteminde
diğer tüm beşeri bilimlerde olduğu gibi insan unsuru büyük bir önem
taşımaktadır. İnsan unsurunun en yoğun olduğu alan eğitim sistemidir. Kurulmuş
olan sistematik yapılarda yönetim faaliyeti en can alıcı unsurdur. İnsan unsuru
ağırlıklı eğitim sisteminde yönetim faaliyetleri diğer alanlardan çok daha
fazla öneme sahiptir. Yönetim faaliyeti sistemin adeta kalbi/beyni mesabesindedir.
Bakanlıktaki yönetim yapısının işleyişine bakıldığında önemli sorunların var
olduğu görülmektedir. Yönetim sistemine ilişkin herkes tarafından tartışmasız
bir şekilde geliştirilmiş bir işleyiş düzeninden söz edebilmek mümkün
görünmemektedir. Merkez ve taşra teşkilatı yöneticilik makamlarına ilişkin
yetiştirme, seçme, geliştirme ve değerlendirme sisteminden söz edebilmek mümkün
değildir. Yöneticilik nitelikleri konusunda bir standart veya istikrarlı bir
işleyiş bulunmamaktadır. Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı yönetim birimleri
için hangi niteliklere sahip kişiler hangi süreçten geçerek yetişeceğini
belirleyen bir sistem yoktur. Okul müdürü bir anda bakanlığın merkezindeki bir
birimde yöneticilik makamına gelebilmektedir. Yapılacak göreve özel bir eğitim
süreci bulunmamaktadır. Son yıllarda geliştirilmeye çalışılan akademi sistemi yeni
yeni kurulmaya çalışıldığı halde halen sadece öğretmen yetiştirmeye odaklanmış
bir şekilde kurulmaya çalışılmaktadır. Okul müdürlükleri için dahi yönetici
yetiştirme sisteminde akademi ilk defa son bir ay içinde uygulanmıştır. Bu sistemin
geleceği konusunda bir netlik bulunmamaktadır. Okul yöneticisi yetiştirme
sistemi ise sürekli değişen, sürekli oynanan bir işleyiş düzeni içinde sistem
tanımından çok uzak bir anlayışla yürütülmeye çalışılmaktadır. Okul yöneticilikleri
dışındaki diğer yöneticilik makamları için var olan mevzuat herkes için aynı
şekilde uygulanmamaktadır.
Merkez teşkilatındaki
yöneticilik makamlarında özel bir yetiştirme süreci bulunmamaktadır. Ülkenin
tümüne yönelik politika geliştirmesi gereken bakanlık merkez teşkilatına özel
bir yönetici seçme/yetiştirme ve değerlendirme süreci bugüne kadar
geliştirilmesi adeta hiç akla gelmemiştir. Bürokratik kararlarla
şekillendirilen yönetim makamlarına gelip gitme pedagojik veya yönetsel
ilkelerden çok subjektif kriterlerle işletilmektedir.
Taşra teşkilatındaki
il/ilçe müdürlüğü, müdür yardımcılığı ve şube müdürlüğü gibi kritik görevlere
geliş gidişe ilişkin istikrarlı bir işleyiş düzeni bulunmamaktadır. Şube
müdürleri bakanlığın cefakar personeli olarak mevzuata en ince ayrıntısına
kadar tabi tutulurken diğer yöneticiler için mevzuat hükümleri görmezden
gelindiğini gösteren uygulamalar çalışanlardaki moral ve motivasyonu olumsuz
etkilemektedir.
Yöneticilik sıfatını taşıyan
kişilere yönelik sağlanan özlük hakları açısından sisteme bakıldığında çok daha
acıklı bir durumla karşı karşıya gelinmektedir. Yönetici makamına gelen kişiler
hiyerarşik olarak üstünde olduğu kişilerden daha düşük özlük haklarına razı
olmaya zorlanmış durumdadır. Öğretmen Meslek Kanunu ile yapılan düzenlemeler
sonrasında öğretmenler için getirilen uzman/baş öğretmenlik sistemi hayata
geçirilirken yöneticiler görmezden gelinmiştir. Bu durum yönetimin temel
ilkelerinden olan hiyerarşi kavramının eğitim sisteminde isimden ibaret bir
duruma gelmesine yol açmıştır.
Eğitim sisteminde yönetim
gibi kritik bir işlev üzerinde halen tartışmasız ve etkin işleyen bir sistem
kurulamamışken yönetim faaliyetleri aracılığıyla yönlendirilen diğer alanlardaki
sorunların çözülebileceği beklentisinin ne kadar gerçekçi olduğu üzerinde ciddi
bir şekilde tartışmak gerekiyor.
Yönetim gibi bu kadar hassas bir
işlevin bu kadar sorunlarla gidiyor olması eğitim faaliyetlerinde var olan
sorunların da sağlıklı bir şekilde ele alınmasını engellemektedir. Vücudun
kalbi/beyni mesabesindeki yönetim merkezi belirsizlik, istikrarsızlık ve
düzensizlikle malul haldedir.
Bakanlık yetkilileri uzun zamandır
bu çarpık yapıya yönelik çözüm yolları üzerinde çalıştığı yönündeki söylemler
sonucunda ortaya çıkan düzenlemelere bakılınca tartışmaların kısa dönemde bitmeyeceğini
göstermektedir.
Yönetim biliminde yönetim
işlevlerinin en önemli parçasından olan denetim işlevine bakıldığında durumun
çok daha acıklı olduğu görülmektedir. Yönetim ve denetim kamu hizmetlerinin
yürütülmesinde at başı gitmesi gereken iki ana parça olmasına rağmen iki atın
birbiriyle ters yönlerde koşturulmaya çalışıldığı görüntüsü yönetim bilim
ilkeleri açısından dikkatle ele alınması gereken bir durumdur.
Ali Hikmet Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder