16 Nisan 2024 Salı

Köy Enstitüsü Tecrübesine Yeniden Bakmak


 

Köy enstitüleri mantığında toplumsal dönüşümü sağlamak vardı. Toplumsal dönüşüm Cumhuriyet rejimini odağına alarak sağlanmak hedefleniyordu. Cumhuriyet rejimi kurulduğu andan itibaren toplumu her yönden çağdaş uygarlık seviyesine ve hatta üzerine çıkarmayı kendine hedef olarak seçmişti. Toplumun bu hedefi gönüllü olarak benimsemesinin mümkün olmadığı bu gün de açıkça dile getirilmektedir. Bir yönüyle Cumhuriyet rejimi halka rağmen halkı dönüştürme projesini kendisine hedef seçmişti. Bu hedef doğrultusunda Cumhuriyet rejimi tüm gücünü kullandı. 1937’lere gelindiğinde Cumhuriyet rejiminin toplumun sınırlı bir kesimine ancak ulaşabildiği görülmüştü. Halkın Cumhuriyet rejimine olan bağlılığının zayıflığını o günkü şartlarda aslında yadırgamamak gerekiyor. Uzun imparatorluk döneminde hiçbir zaman halk günlük ihtiyaçları dışında başka işlerle meşgul olmamıştı. Devletin istediği asker ve diğer vergi gibi yükümlülükleri vermek/vermemek gibi bir seçenek hiçbir zaman halka sorulmadı. Halk her zaman reaya konumunda kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiren bir unsur olarak görüldü. Devlet her zaman yöneten sınıfı oluşturan iktidardakilerin malı imiş gibi algılandı. Devlet işlerine karışmak sıradan insanlar için gereksiz bir iş olarak görülürdü. Hatta zaman zaman devleti yönetenler tarafından fitne çıkarılıyor diyerek cezalandırılmayı gerektiren bir davranıştı. Toplumda en önemli değer olan din kurumu da toplumdaki bu kültürü ulül emre itaat farzdır anlayışı ile destekleyici nitelikte işlemekteydi. Bu tür bir geleneğin hakim olduğu bir toplumsal yapının bir anda devletin yönetimine ilişkin üst düzey bir bilince ulaşmasını beklememek gerekiyor.

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte ortaya çıkan yeni yönetim yapısında da aslında geçmişten beri mevcut olan geleneğe ilişkin fazla bir şey değiştiği söylenemez. Egemenlik milletindir ilkesi kabul edildiği söylense de bu söylemin ete kemiğe büründüğü bugün bile söylenemez. Cumhuriyet rejiminin getirdiği halkın temsilcisi olan milletvekillerinin belirlenmesi süreci halktan bağımsız bir şekilde işletilmiştir. Cumhuriyet rejiminin kurulmasından itibaren oyunun kuralları her zaman yaşadığı sürece Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlendi. Kimin nereden milletvekili olacağı, devletin yönetiminde kimlerin görev alacağı, hangi tür faaliyetlerin nerede ve ne zaman yapılacağı yaşadığı sürece Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiştir. CHP tek parti olarak kurulduğu andan itibaren Kurtuluş Savaşında işbirliği yapan eşraf, din adamı, asker, bürokrat kesimden özellikle iktidarı ele geçiren eşraf, asker ve bürokrat kesimden belirli bir grubun güdümüne girmiş ve devlet geçmişteki işlevinden farklı bir işleve bürünememiştir. Kurtuluş savaşının muzaffer komutanı olarak büyük bir karizmaya kavuşmuş olan Mustafa Kemal Atatürk de bu gidişi değiştirmedi/değiştiremedi. Devleti, orduyu, siyaseti ve hemen her imkanı halka rağmen halk için dönüştürme projesini gerçekleştirmede kullandı.

Köy enstitüleri süreci bu çabalardan sadece birisinin örneğidir. Köy enstitüleri uygulaması nüfusun yüzde 80’i köylerde yaşayan bir topluma ulaşma çabasıdır. Bu çabaya yönelik değerlendirme yapmak aslında toplumsal dönüşüm sistematiğinin mantığı üzerine değerlendirme yapmak anlamına gelmektedir. Sosyal bilim uzmanları ve tarihçiler zora dayalı, üstten, devlet gücü kullanılarak toplumsal dönüşüm çabalarının aslında başarı şansının olmadığını söylemektedir.

Köy enstitüleri denemesi bir dönüşüm projesi olarak kendi tarihi tecrübemizden kaynaklanan bir tecrübe olması itibariyle değerlidir. Köy enstitüsü tecrübesinin uygulanması sürecinde olumlu veya olumsuz, başarılı veya başarısız yönleri üzerinde yapılacak incelemeler sonucunda çıkarılacak dersler gelecekte yapılacak veya yapılmayacak hususların ortaya konmasını sağlayabilir.

Köy enstitüsü uygulamasında başarılı uygulamalar olarak yönetsel, eğitsel, sosyal, ekonomik, siyasal boyutlarda değerlendirmeler yapılabilir. Kısa sürede öğretmen yetiştirme sisteminin planlanması, bu sistemi kuracak ve işleteceklerin bir ekip ruhu içinde çalışması, sistemin en üst düzeyde genel yönetimin desteğinde kurularak sürekli gözden geçirilmesi, özerk bir yapının kurularak kendisi için belirlenen hedefler doğrultusunda çalışması, sistemin içinde yer alan yönetici, öğretmen ve öğrencilerin tüm paydaşlar olarak işleyişe müdahil olabilmeleri yönetsel boyuttaki başarılı uygulamalar olarak değerlendirilebilir.

Eğitsel açıdan ise öğrencilerin hayatın içindeki şartlar dikkate alınarak teorik eğitimden daha çok uygulamaya dayanan bir anlayışla eğitilmeleri, mesleki bir alt yapının oluşturulması çabası, okuma kültürünün yüceltilmesi, yaşanan çevrenin dönüştürülmesini hedef alan her tür faaliyetler başta olmak üzere ekonomik, sosyal, kültürel her tür faaliyete doğrudan katılıma önem verilmesi, okulların programlarını yakın çevrede yaygın olan ekonomik, sosyal, kültürel faaliyetlerle zenginleştirmesi, alanında yetişmiş kişilerin usta öğretici olarak okullarda görev alması, toplumda var olan adet, gelenek ve uygulamalara yönelik inceleme araştırma ve halk eğitim uygulamalarına önem verilmesi, parçası olunan toplumun tümüyle dönüştürülmesinde görev alındığına ilişkin ülküsel bir bilincin aşılanması, Kurulan sistemin girdisi ve çıktısı olacak alt ve üst yapıların düşünülerek hareket edilmesi, öğrenci kaynağının köylerden alınması, mezunların yükseköğretim düzeyinde eğitim görecekleri üst öğretim kurumlarının oluşturulması, mezunların alanda sürekli takip edilmesi, desteklenmesi, ihtiyaç duyulacak fiziki ortamların önceden düşünülerek çalışma planları hazırlanması, çalışmaların sadece öğrenmeye dayalı değil üretime yönelik olarak planlanması ve uygulanması gibi faaliyetler de bu yönüyle başarılı uygulamalardır.

Köy enstitüsü uygulamasının hayata geçirildiği dönem ikinci dünya savaşı yıllarına denk gelmiştir. Bu dönem dünya sahnesinde güç sahibi ülkelerin kendi aralarında varlık yokluk mücadelesi yaptıkları bir dönemdir. Savaşın getirdiği yıkım nedeniyle herkes kendi derdiyle baş başa kalmış bir durumdaydı. Dünyanın bu içine kapanmış döneminde Türkiye’de de köy enstitüsü uygulaması hayata geçirildi. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren oluşturulmuş olan tek parti yönetimi tüm gücüyle halk üzerinde egemenliğini kullanıyordu. Bu dönem köy kanununun getirdiği yasal yükümlülükler nüfusun % 80’ini oluşturan köylüler üzerinde mecburi işler olarak yoğun bir şekilde uygulama dönemi olmuştur. Toplumun belli kesimlerine sorumluluk yüklenirken diğer kesimin dikkate alınmaması toplumsal adalet duygusunu sarsan bir uygulama olmuştur. Bu durum köy enstitülerine yönelik muhalefet söyleminde angarya yüklenmesi şeklinde dile getirilmiştir. Bu yükümlülükler devleti yönetenler tarafından toplumun tüm kesimlerini içerecek şekilde düzenlenebilseydi tepkinin dozu bir oranda azaltılabilirdi.

Bir başka yönden öğretmenlere kaldıramayacakları kadar ağır yük, görev, sorumluluk verilmesi de önemli bir sorun kaynağı olarak gelişmiştir. Toplumda var olan menfaat gruplarının görmezden gelinerek hareket edilmesi ve enstitülerde ideolojik olarak sol/komünist söylem ve değerlerin ön plana alınması da yine önemli hatalı adımlar olarak sayılabilir.

Yüzyıllar boyu toplumun hayatında büyük bir etkiye sahip değer olan din kavramının yok sayılması, görmezden gelinmesi hatta geri kalmışlığın sorumlusu olarak görülerek kötülenmesi toplumda var olan çatışmanın derinleşmesine yol açmıştır. Bu çatışmanın izleri bugün de halen varlığını sürdürmektedir.

Toplumsal dönüşüm projesi niteliğinde hayata geçirilmesi düşünülen bir hareketin tutması için olmazsa olmaz bazı gereklilikler bulunmaktadır. Bu gereklilikleri köy enstitüsü tecrübesinde çıkarmak mümkündür. Bunlar; sadece yasal düzenlemelerle ortaya konulan toplumun belirli kesimlerine yüklenen yükümlülükler adalet algısını zedelediği, yasal görevin yapılabilirliğinin mutlaka gözden geçirilmesi, gerçekçi bir görev tanımı yapılması, toplumda ilişkili olan alt ve üst yapıların bir arada koordineli işletilmesi, eğitime dair sorunları sadece eğitim sisteminde yapılacak düzenlemelerle çözülmesi mümkün olmadığı, devletin işleyişinin baştan ayağa ele alınarak düzenlemelerin hayata geçirilmesi, toplumun içindeki ekonomik, sosyal ilişkilerin çok ayrıntılı analiz edilmesi, alt yapının tüm topluma yarar sağlayacak şekilde ekonomik olarak planlı bir şekilde ele alınması,(toplu taşıma, demiryolları, imar, toprak rejimi, bürokratik işleyiş, mali işleyiş düzeni, adaletli bir vergi sistemi)gibi birkaç başlıkta ele alınabilir.

Bu gün öğretmen yetiştiren bilim ürettiği iddia edilen kurumların mezunlarını takip ettiği söylenemez. Mezunların alanda karşılaştığı sorunlardan habersiz bir üniversite kendi anlayışında öğretmen yetiştirmektedir. Yetiştirdiği öğretmenleri alanda takip etmemekte, kendi işleyiş sürecini ürünlerini kontrol ederek gözden geçirmemektedir. Bu uygulama bilimsel düşünme sistemine uymamaktadır. Bilimsel düşünme sistemine uymayan bilim üreten kurumların içine düştükleri tezat kara komik bir senaryo konusu olacak bir durumun örneğidir.

Eğitim sistemimizde bireyler hayattan tamamen yalıtılmış bir vaziyette yetiştirilmektedir. Anne ve babalar da çocuklarını okullarda hiçbir işe el sürmemeleri gerektiği düşüncesiyle okula göndermektedir. Yaptırılacak en küçük bir işi bile hizmetçilik, angarya, istismar gibi algılamakta, kendileri de çocuklarının yerine her şeyi yaparak onları yormadan, üzmeden, kendilerinin görmediği şartları onlara sunarak el bebek, gül bebek büyüterek ideal anne-baba rolünü oynadıklarını vehmetmektedirler. Bu konuda ailelere ne yazık ki rehberlik edebilecek bir eğitsel yapıdan da söz edebilmek mümkün görünmüyor. Eğitim sistemi bu yönüyle büyük bir boşluk içinde yuvarlanıp gidiyor. Bu yönüyle ülkenin geleceği konusunda umutlu olmak için argümanların her geçen gün azaldığını üzülerek görmek gerçekten büyük bir ıstıraptır.

                                                                                        Ali Hikmet Demir

                                                                              alihikmetdemir@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...