Eğitim müfredatı tartışmaları bu
günlerde en fazla gündemde olan konulardan birisi olarak eğitim ve toplum
gündemimizi yoğun şekilde işgal ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim müfredat
taslağını "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" adıyla web
sayfasında yayınladı. Yayınlanan taslak okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve
ortaöğretim kademelerindeki kültür derslerine yönelik dersleri kapsıyor. Bakanlık taslağı belirli bir süre
için kamuoyunun görüşüne sundu. Herkes kendince bir takım değerlendirmeler
yapıyor. Tek tek tüm ders türlerine özgü bir değerlendirme yapmak aslında ağaca
odaklanıp ormanı görmemek gibidir. Eğitim faaliyeti müfredat hazırlama
faaliyetinden çok daha fazlasıdır. Bu çerçevede eğitimin sorunlarını müfredat
düzenlemeleri ile çözmek bataklığı kurutmadan sinekleri öldürme çabasından
başka bir anlam taşımamaktadır.
Dünyadaki eğitim sistemlerindeki
uygulamalara yönelik ayrıntılı bir değerlendirme imkanı olmaması nedeniyle başka
uygulamalarla ülkemizdeki uygulamalarla bir kıyaslama yapmak da mümkün
görünmüyor. Bu durum aslında eğitim sistemini yönetme sorumluluğunu üzerine
almış olan bakanlığın veya bu alanda çalışan üniversitelerimizin üzerlerine
düşen sorumluluklarını yerine getirmediğinin de bir işareti olarak ele
alınabilir. Ülkelerin yönetimleri toplumlarına yol gösteren rehberlerdir.
Yönetim toplumdan aldığı yönetme gücünü kullanarak her türlü maddi ve manevi
kaynakları kullanarak toplumların dünyadaki diğer ülkeler, milletler arasında
varlığını sürdürmesine katkı sağlayan en dinamik araçtır. Toplumun içinde yer
alan her bireyin kişisel çabasıyla dünyaya açılması, takip edebilmesi ve buna
göre kişisel hayatını ve yaşadığı çevreyi şekillendirmesi beklenemez. Her bir
birey kendi kişisel yaşam hedeflerine göre hayatını sürdürmeye çalışır. Bireylerin
gücünün üstünde imkanlar devlet yönetim sistemi içinde yer alan kurumsal
yapıların elindedir. Bu kurumsal yapılar dünyadaki her tür gelişme ve işleyişi
takip ederek ülkesine taşıma gücüne de sahiptir. Bu yönüyle eğitim
sistemlerinin yönetimi için kurulmuş kurumsal yapı olan Milli Eğitim Bakanlığı
ve eğitim alanında çalışan üniversiteler dünyadaki gelişmeleri ülkemize taşıma
imkanına ve sorumluluğuna sahiptir. Bu kurumsal yapıların dünyada ne tür eğitim
sistemleri var ise bu sistemlere yönelik bilgi ve kültürü ülkenin iç kamuoyuna
ulaştırmaları beklenir. Dünyada var olan eğitim sistemlerine ilişkin
uygulamalar dağınık bir şekilde kütüphanelerde, araştırma birimlerinde
bulunuyor olabilir. Buna karşın bu konulara özgü veriler herkes tarafından
kolayca ulaşılır durumda değildir. Bu durum ülkemizdeki eğitim uygulamaları ile
dünyadaki eğitim uygulamalarını kıyaslama imkanını elimizden almaktadır.
Dünya uygulamalarına doğrudan
ulaşma imkanı olmayınca ülke içindeki uygulamalarımıza bakarak kendi iç işleyiş
düzenimize ilişkin değerlendirme yapmak zorunda kalıyoruz. Müfredat değişim
çalışmaları yapılırken bakanlık yurt dışında pek çok ülke uygulamasını
incelediğini beyan ediyor. Bununla birlikte bu alanda yapılan çalışmalara
ilişkin ayrıntılı bir veri paylaşımı söz konusu da değil. Bakanlık biz
inceledik, baktık, değerlendirdik ve bu taslağı hazırladık, bize güvenin
anlamında bir söylemle ortaya çıkmış iken yanlış yapmışsınız, yanlış örnekler seçmişsiniz
demek de mümkün görünmüyor. Oysa bakanlık hangi ülkelerde ne tür gözlem,
değerlendirme ve incelemeler yaptığını açık bir şekilde kamuoyu ile
paylaşabilirdi. Yapılan çalışmaları herkesin görmesi, incelemesi, anlaması
elbette beklenemez. Ancak bu alanda çalışan uzmanlar, sivil toplum ve diğer
ilgili paydaşlarla bu tür veriler paylaşılabilirdi. Ülkemizde eğitime dair
kararlar hemen her dönemde iktidar gücünü eline geçirmiş olanların kendi
inisiyatiflerine dayalı olarak tek yönlü alınıp topluma ve ilgili kişilere
dayatılır şekilde uygulanmıştır. Bu bakış açısı toplumda eğitim konusunda
yeterli uzlaşma ve güven ortamının oluşmasına da engel olmuştur. Oysa eğitim
toplumda uzlaşma sağlanması en başta gelen alanların birincisidir dense yanlış
olmaz. Eğitim, toplumun geleceğini şekillendirir. Toplum çok farklı anlayışlara
sahip gruplardan, insanlardan oluşur. Eğitimin üretildiği yerler olan okullar
her tür farklı anlayışı bir araya getirir.
Eğitime dair verilere ulaşma
güçlüğü, verilerin paylaşılmasında kıskançlık ve dayatmacı anlayış bir araya
gelince toplumsal bir uzlaşma aracı olan eğitim kendisinden beklenen yararı
üretemez hale gelmektedir. Eğitim hizmetini alanlar kadar bu hizmetin sunumunda
görev alan kişiler de tıpkı toplum gibi çok farklı gruplardan gelen insanlardan
oluşur. İki milyona yaklaşan bir personel ile görevini yerine getirmeye çalışan
milli eğitim bakanlığı devasa Titanik misali toplum denilen okyanusun içinde
yol almaya çalışmaktadır.
Eğitim hizmetlerinin yönetimi
milli eğitim bakanlığının görev ve sorumluluğunda bir iştir. Bakanlık bu
görevini yerine getirirken dünyadaki gelişmeleri, ülkenin içinde bulunduğu
şartları, eğitim bilimini, genel yönetimi, toplumun yapısını, ekonomiyi,
siyasal yapıyı ve daha pek çok etkeni göz önünde bulundurması gerekiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı iç ve dış
etkenlerden kaynaklanan devasa sorunlarla boğuşarak varlığını sürdürmeye
çalışıyor. Bakanlığın fiziksel, kurumsal ve bürokratik olarak varlığını
sürdürmesinde görünürde önemli bir sorun yok gibi bir algı olabilir. Fakat
ülkede eğitim alanındaki tartışmaların yansımalarına bakıldığında devasa
sorunların varlığı görülüyor. Müfredat taslağına yönelik çalışmalar da bu
tartışmalı alanlardan sadece birisi.
Ülkemizdeki müfredat tartışmaları
geçmişten bugüne bitmiş veya azalmış değil. Sürekli tartışılan konulardan
sadece birisi olarak varlığını güçlü bir şekilde apaçık gösteriyor. Geçmişte de
müfredat tartışmaları aynı şekilde vardı. Geçmişte de eğitim müfredatı,
içeriği, kapsamı, uygulanması ve diğer boyutlarıyla tartışılırdı. Bugünün
geçmişten en büyük farkı mevcut iktidarın döneminde bu tartışmaların azalmak
yerine artmasıdır dense yanlış olmaz. Geçmişte eğitime dair sorunlar
tartışılırken sorunların çözülememesinin gerekçesi olarak ülkede siyasal
istikrarın olmaması sunulurdu. Sık sık değişen iktidarlar ve bu iktidarın
mensubu olan bakanlar eğitim sistemine dair dönüşümü yapmaya zaman
bulamadıkları gerekçesini kullanırdı. Oysa mevcut siyasal iktidarın geldiği
günden bu yana Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir siyasal istikrarın varlığı
söz konusu. Buna rağmen sadece müfredat temelli tartışmaların bile bitmemesi
ülkemizin eğitim sisteminin yönetimi adına büyük bir handikap olarak ortada
durmaktadır. 2005’li yıllarda yapılandırmacı yaklaşıma dayalı müfredat
uygulamaları uzun süre iddialı bir şekilde dile getirilmişti. Herkes bu konuda
yönlendirilmeye çalışıldı. Bu yaklaşımın gereği bir sistem kurulmak için
gösterilen çabalar sonuç vermedi. Müfredata yönelik okul öncesi alanında
çalışmalar yapıldı. 2014 sonrası 4+4+4 sistemine geçilmesi ile birlikte yeni
bir bakış açısı geliştirilme yönelimi ortaya çıktı. Ortaöğretimin zorunlu hale
getirilmesi ile birlikte okul sistemi, kademelere yönelik düzenlemeler yeniden
ele alınmaya çalışıldı. Bugün geldiğimiz noktada Milli Eğitim Bakanlığı yeniden
bir müfredat değiştirme çalışmasına girmiş durumda. Her dönemde kullanılan
argümanların benzeri bu gün yeni kavram ve anlayışla yeniden gündeme geldi.
Bugünün siyasal söylemi Türkiye Yüzyılına erişim şeklinde şekillenmiş durumda.
Bir ülkenin yüz yıllık geleceğini bugünden şekillendirmek çok iddialı bir
yaklaşım olmakla birlikte ne derece gerçeklik kazanacak yaşayıp göreceğiz.
Geçmiş tecrübelerimiz başarı şansının düşük olduğunu gösteriyor.
Okul öncesi eğitim ülkemizde yeni
yeni gelişen bir alan. İlkokul ise eğitimin kurumsal olarak yapılanmasından çok
daha öncelere dayanan bir tarihi geçmişe sahip. Buna rağmen ilkokul kademesi
ülkemizde eğitim biliminin gereklerine uygun olarak ele alınabilmiş değil.
İlkokul bireyin eğitim sürecinin temeli olarak büyük bir öneme sahiptir. Buna
rağmen bizde her zaman ilkokul bu önemine ters bir anlayışla ele alınmıştır.
Eğitim sisteminde ilkokul kademesine yönelik bu bakış binayı çatıdan yapmaya
başlamak gibi yanlış bir anlayış olmasına rağmen bugün de terk edilmiş değil.
Temel eğitim düzeyi çok ciddi bir şekilde ele alınması gerekirken her zaman
ihmal edilmiştir. Temel eğitime yönelik öğretmen yetiştirme, kurumların işleyiş
düzenlerinin yapılandırılması, bu sürecin değerlendirilmesi gibi alanlar ihmal
edilerek hep daha üst kademelere odaklanılmıştır. Bugünkü müfredat çalışmaları da
bu ihmalin devam ettiğini gösteriyor.
Buna rağmen yayınlanmış olan
müfredat taslağı üzerinde yaşanan tartışmalar, müfredat kavramı ve müfredat
çalışması konusunda bir şeyler söyleme ihtiyacını ortaya çıkarmış görünüyor.
Yayınlanmış olan müfredat taslağı üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapabilmek tek
bir kişinin gücünün çok üstünde. Taslağa ait dokümanlar bakanlığın sosyal medya
hesabında yayınlanmış durumda. Belli bir süre için kamuoyunun görüş ve
değerlendirmesine sunulan taslağa tek tek dersler bazında yaklaşmak aslında hem
zor, hem de tek bir derse yönelik yapılacak değerlendirme eğitim sisteminin
geneline ilişkin doğru bir görüş vermeyecektir. Zira eğitim sistemi tek tek
derslerden çok farklı bir yapıda. Tek tek dersler eğitim sisteminin küçük
parçalarını oluşturuyor.
Bakanlık genel olarak eğitime
dair bir sadeleştirmenin hedeflendiğini iddia ediyor. Tek tek derslere
bakıldığında her bir dersin hangi kademede olursa olsun konu aldığı bireyi kendi
alanında en üst düzeye kadar çıkarmayı hedeflediği görülüyor. Okul öncesi
kademesinde dil, toplum, ekonomi, sosyal yapı, kültür yönüyle bilinç
kazandırılmasının hedeflendiği görülüyor. İlkokul kademesinde de yabancı dil,
din, bilim, kültür, sanat gibi alanlara yönelik iddialı hedefler konulmuş. Okul
öncesi eğitim kademesi ortaokul/lise dönemindeki gibi özel alanlara
derinlemesine fazlasıyla girmiş gibi görünüyor. Okulöncesi ve ilkokul çağı
geçmişten beri çocukların belirli akademik alanlara özel indirgeneceği, ele
alınacağı alanlar değildir söylemi eğitim biliminin temel ilkeleri olarak daima
dile getirilmiştir. Buna rağmen okulöncesi ve ilkokul bu bütünselliği bozan, bu
bütünselliğe uymayan bir anlayışla ele alınmış gibi görünüyor. Sınıf
öğretmenliği kavramı tamamen kaldırılmış. Tamamen özel alana özgü bir yapı
oluşturulmuş. Ortaokul, ortaöğretim kademeleri de dahil benzer bir bakış açısı
var. Müfredat yapım çalışmasına katılanlar sanki sırf kendi alanlarına
özgülenmiş bir eğitim sistemi varmış anlayışı ile özel ve genel hedefler,
beceriler ortaya koymuş gibi görünüyor. Sadeleştirme iddiasının bu yönüyle
gerçekleşebildiğini söylemek zor görünüyor. Belki tek tek dersler bazında bir
takım konular yer değiştirmiş olabilir. Belki birkaç konu çıkarılmıştır
denebilir. Ancak okul öncesinden ilkokula kadar, ortaokuldan ortaöğretime kadar
tek tek dersler bazında bir sadeleştirmenin olmadığı açıkça görülüyor.
Bu iddianın desteklenmesi adına
tüm kademelere yönelik derslere tek tek daha ayrıntılı bakılabileceği gibi
halen yürürlükte olan müfredatta var olan derslerle taslaktaki dersler
kıyaslanabilir. Örnek vermek gerekirse uygulamada olan İlkokul/ortaokul Türkçe
ders programı 66 sayfadan oluşurken taslaktaki aynı kademelere yönelik hazırlanmış
Türkçe dersi müfredat taslağı 500 sayfadan oluşuyor.
Eğitim programları ortak metnine
ilişkin dokümanın içeriği çok karmaşık. Çok fazla kavram ve alan etkileşimi ve
bunlar arasında karmaşık ilişkiler ağı oluşturulmuş. Hazırlanan dokümanı
bırakın sıradan bir insanın anlamasını öğretmenlerin dahi kolayca anlayabilmesi
için özel çaba harcaması gerekiyor. Ortak metin merkeze alındığında bunu
anlamayı bırakın, okuması bile büyük bir çaba gerektiriyor. Bu programlar
ülkenin her tarafındaki her okulu dikkate alacak şekilde planlanıyor. Oysa
doğusuyla batısıyla ülkede çok çeşitli şartlara sahip okullar, kurumlar
bulunuyor. İlkokul düzeyinde birleştirilmiş sınıflı eğitim yapılan okullara
yönelik hiçbir bölüm, açıklama, örnek bulunmuyor. Eğitim faaliyetlerinin
öğretim boyutunu bu kadar karmaşık hale getirmenin hiç kimseye faydası yok.
Felsefi kavramlara boğmakla anlaşılırlığı daha da zorlaştırmak fayda yerine
zarar vermektedir.
Hayat bilgisi 1-3.sınıf
öğrencilerini kapsıyor. Bu çerçevede sadece Hayat Bilgisi dersinin özel
amaçlarına bakıldığında bu çağ çocuğunun gelişim özelliklerine uymayan
hedeflerin konulduğu açıkça görülüyor. 7-9 yaş çocuğunun bu özel hedefler
doğrultusunda bir bilgi, beceri, tutum ve değer kazanıp bunları gösterebilmesi
mümkün değil. Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerinden
hangi kademedeki hangi ders alanının ele alırsanız alın taslaklarda çok büyük,
abartılı hedeflerin konulduğu görülüyor. Her ders alanı öğrenciyi o alanda en
üst düzeyde bir birey olarak görmek istiyor. Bu kadar ağır yükü çocukların
kaldırabilmesi mümkün değil.
Programlar ortalama bir insanın
kolayca anlayabileceği bir içerikte olması gerekir. Bu kadar abartılı hedefler
yerine günlük hayatın içindeki tutum, değer, davranış ve alışkanlıklar ile
temel düzeydeki bilgi düzeylerine genel hatlarıyla bakılması ve yaklaşılması
daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Daha genel bir çerçevenin küçük küçük
parçaları derslere paylaştırılmalıdır. Her ders bireyi o alanda en üst düzeye
çıkarma hedefi yerine genel çerçevenin küçük bir kısmına odaklanarak programlar
yapılandırılmalı. Müfredatın sadeleştirilmesinden söz ediliyorsa çağ nüfusunun
gelişim özelliklerinin mutlaka dikkate alınması gerekiyor.
Okulöncesi ve ilkokul düzeyinde
bakanlığın kazanım odaklı tek tek alanlara odaklanma yerine daha bütünsel somut
göstergeleri belirlemesi gerekiyor. Alanlara yönelik derinlemesine konu
listeleri şeklinde müfredat yapmak yerine çocuğu bütün olarak ele alan, hayata
hazırlayacak temel becerilere odaklanacak faaliyet ve bilgilere öncelik
verilmesi, buna göre sürecin yapılandırılması şart. Okulöncesi ve ilkokulda
hayatın temel, basit işleyiş düzenini kavramayı sağlayacak anlayış, beceri,
davranış ve alışkanlıkların kazandırılmasına odaklanılması, soyut düşünceyi,
teorik bilgiyi gerektiren sözel kazanımlardan tamamen kaçınılması gerekiyor. Ortaokul
ve lise düzeyi ise her alanda bilim uzmanı olacak anlayışla ders programları
hazırlamak yerine toplumun genel yapısına uygun ortalama insanı önceleyecek bir
anlayışın benimsenmesi önemli. Herkesi bilim adamı olacak anlayışı ile fen
lisesinden çok programlı liselere kadar tüm kademeler ve okul türleri için aynı
şekilde hazırlanan müfredat yerine farklı düzeyler için farklılaştırma imkanı
sunacak şekilde esneklik imkanı sunan bir müfredat anlayışının geliştirilmesi
gerekiyor.
Bunun için herkesi üniversiteye
yönelten sistemin yeniden gözden geçirilmesi, akademik başarı odaklı sınavla
öğrenci alan okul uygulamasının yaygınlaştırılması yerine mümkün olduğu kadar
sınırlanması, eğitim kademelerinin eğitim biliminin temel esaslarına uygun
olarak ele alınması, temel eğitim kademesine çok daha fazla önem ve öncelik
verilmesi, eğitim hizmetlerini yönetenler başta olmak üzere diğer tüm
çalışanlara yönelik personel politikaları geliştirilmesi, eğitimi sadece milli
eğitime bağlı bir iş olarak ele almak yerine ilgili ve doğrudan bağlı olduğu
genel yönetim, yerel yönetim, imar ve diğer sosyal politikalarla birlikte ele
almak gibi pek çok temel sorunların müfredat tasarısından çok daha önce ele
alınması gerekmektedir.
Ali Hikmet Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder