1 Mayıs 2024 Çarşamba

Eğitim Müfredatı Taslağı Üzerine

Eğitim müfredatı tartışmaları bu günlerde en fazla gündemde olan konulardan birisi olarak eğitim ve toplum gündemimizi yoğun şekilde işgal ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim müfredat taslağını "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" adıyla web sayfasında yayınladı. Yayınlanan taslak okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerindeki kültür derslerine yönelik dersleri kapsıyor. Bakanlık taslağı belirli bir süre için kamuoyunun görüşüne sundu. Herkes kendince bir takım değerlendirmeler yapıyor. Tek tek tüm ders türlerine özgü bir değerlendirme yapmak aslında ağaca odaklanıp ormanı görmemek gibidir. Eğitim faaliyeti müfredat hazırlama faaliyetinden çok daha fazlasıdır. Bu çerçevede eğitimin sorunlarını müfredat düzenlemeleri ile çözmek bataklığı kurutmadan sinekleri öldürme çabasından başka bir anlam taşımamaktadır.

Dünyadaki eğitim sistemlerindeki uygulamalara yönelik ayrıntılı bir değerlendirme imkanı olmaması nedeniyle başka uygulamalarla ülkemizdeki uygulamalarla bir kıyaslama yapmak da mümkün görünmüyor. Bu durum aslında eğitim sistemini yönetme sorumluluğunu üzerine almış olan bakanlığın veya bu alanda çalışan üniversitelerimizin üzerlerine düşen sorumluluklarını yerine getirmediğinin de bir işareti olarak ele alınabilir. Ülkelerin yönetimleri toplumlarına yol gösteren rehberlerdir. Yönetim toplumdan aldığı yönetme gücünü kullanarak her türlü maddi ve manevi kaynakları kullanarak toplumların dünyadaki diğer ülkeler, milletler arasında varlığını sürdürmesine katkı sağlayan en dinamik araçtır. Toplumun içinde yer alan her bireyin kişisel çabasıyla dünyaya açılması, takip edebilmesi ve buna göre kişisel hayatını ve yaşadığı çevreyi şekillendirmesi beklenemez. Her bir birey kendi kişisel yaşam hedeflerine göre hayatını sürdürmeye çalışır. Bireylerin gücünün üstünde imkanlar devlet yönetim sistemi içinde yer alan kurumsal yapıların elindedir. Bu kurumsal yapılar dünyadaki her tür gelişme ve işleyişi takip ederek ülkesine taşıma gücüne de sahiptir. Bu yönüyle eğitim sistemlerinin yönetimi için kurulmuş kurumsal yapı olan Milli Eğitim Bakanlığı ve eğitim alanında çalışan üniversiteler dünyadaki gelişmeleri ülkemize taşıma imkanına ve sorumluluğuna sahiptir. Bu kurumsal yapıların dünyada ne tür eğitim sistemleri var ise bu sistemlere yönelik bilgi ve kültürü ülkenin iç kamuoyuna ulaştırmaları beklenir. Dünyada var olan eğitim sistemlerine ilişkin uygulamalar dağınık bir şekilde kütüphanelerde, araştırma birimlerinde bulunuyor olabilir. Buna karşın bu konulara özgü veriler herkes tarafından kolayca ulaşılır durumda değildir. Bu durum ülkemizdeki eğitim uygulamaları ile dünyadaki eğitim uygulamalarını kıyaslama imkanını elimizden almaktadır.

Dünya uygulamalarına doğrudan ulaşma imkanı olmayınca ülke içindeki uygulamalarımıza bakarak kendi iç işleyiş düzenimize ilişkin değerlendirme yapmak zorunda kalıyoruz. Müfredat değişim çalışmaları yapılırken bakanlık yurt dışında pek çok ülke uygulamasını incelediğini beyan ediyor. Bununla birlikte bu alanda yapılan çalışmalara ilişkin ayrıntılı bir veri paylaşımı söz konusu da değil. Bakanlık biz inceledik, baktık, değerlendirdik ve bu taslağı hazırladık, bize güvenin anlamında bir söylemle ortaya çıkmış iken yanlış yapmışsınız, yanlış örnekler seçmişsiniz demek de mümkün görünmüyor. Oysa bakanlık hangi ülkelerde ne tür gözlem, değerlendirme ve incelemeler yaptığını açık bir şekilde kamuoyu ile paylaşabilirdi. Yapılan çalışmaları herkesin görmesi, incelemesi, anlaması elbette beklenemez. Ancak bu alanda çalışan uzmanlar, sivil toplum ve diğer ilgili paydaşlarla bu tür veriler paylaşılabilirdi. Ülkemizde eğitime dair kararlar hemen her dönemde iktidar gücünü eline geçirmiş olanların kendi inisiyatiflerine dayalı olarak tek yönlü alınıp topluma ve ilgili kişilere dayatılır şekilde uygulanmıştır. Bu bakış açısı toplumda eğitim konusunda yeterli uzlaşma ve güven ortamının oluşmasına da engel olmuştur. Oysa eğitim toplumda uzlaşma sağlanması en başta gelen alanların birincisidir dense yanlış olmaz. Eğitim, toplumun geleceğini şekillendirir. Toplum çok farklı anlayışlara sahip gruplardan, insanlardan oluşur. Eğitimin üretildiği yerler olan okullar her tür farklı anlayışı bir araya getirir.

Eğitime dair verilere ulaşma güçlüğü, verilerin paylaşılmasında kıskançlık ve dayatmacı anlayış bir araya gelince toplumsal bir uzlaşma aracı olan eğitim kendisinden beklenen yararı üretemez hale gelmektedir. Eğitim hizmetini alanlar kadar bu hizmetin sunumunda görev alan kişiler de tıpkı toplum gibi çok farklı gruplardan gelen insanlardan oluşur. İki milyona yaklaşan bir personel ile görevini yerine getirmeye çalışan milli eğitim bakanlığı devasa Titanik misali toplum denilen okyanusun içinde yol almaya çalışmaktadır.

Eğitim hizmetlerinin yönetimi milli eğitim bakanlığının görev ve sorumluluğunda bir iştir. Bakanlık bu görevini yerine getirirken dünyadaki gelişmeleri, ülkenin içinde bulunduğu şartları, eğitim bilimini, genel yönetimi, toplumun yapısını, ekonomiyi, siyasal yapıyı ve daha pek çok etkeni göz önünde bulundurması gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı iç ve dış etkenlerden kaynaklanan devasa sorunlarla boğuşarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bakanlığın fiziksel, kurumsal ve bürokratik olarak varlığını sürdürmesinde görünürde önemli bir sorun yok gibi bir algı olabilir. Fakat ülkede eğitim alanındaki tartışmaların yansımalarına bakıldığında devasa sorunların varlığı görülüyor. Müfredat taslağına yönelik çalışmalar da bu tartışmalı alanlardan sadece birisi.

Ülkemizdeki müfredat tartışmaları geçmişten bugüne bitmiş veya azalmış değil. Sürekli tartışılan konulardan sadece birisi olarak varlığını güçlü bir şekilde apaçık gösteriyor. Geçmişte de müfredat tartışmaları aynı şekilde vardı. Geçmişte de eğitim müfredatı, içeriği, kapsamı, uygulanması ve diğer boyutlarıyla tartışılırdı. Bugünün geçmişten en büyük farkı mevcut iktidarın döneminde bu tartışmaların azalmak yerine artmasıdır dense yanlış olmaz. Geçmişte eğitime dair sorunlar tartışılırken sorunların çözülememesinin gerekçesi olarak ülkede siyasal istikrarın olmaması sunulurdu. Sık sık değişen iktidarlar ve bu iktidarın mensubu olan bakanlar eğitim sistemine dair dönüşümü yapmaya zaman bulamadıkları gerekçesini kullanırdı. Oysa mevcut siyasal iktidarın geldiği günden bu yana Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir siyasal istikrarın varlığı söz konusu. Buna rağmen sadece müfredat temelli tartışmaların bile bitmemesi ülkemizin eğitim sisteminin yönetimi adına büyük bir handikap olarak ortada durmaktadır. 2005’li yıllarda yapılandırmacı yaklaşıma dayalı müfredat uygulamaları uzun süre iddialı bir şekilde dile getirilmişti. Herkes bu konuda yönlendirilmeye çalışıldı. Bu yaklaşımın gereği bir sistem kurulmak için gösterilen çabalar sonuç vermedi. Müfredata yönelik okul öncesi alanında çalışmalar yapıldı. 2014 sonrası 4+4+4 sistemine geçilmesi ile birlikte yeni bir bakış açısı geliştirilme yönelimi ortaya çıktı. Ortaöğretimin zorunlu hale getirilmesi ile birlikte okul sistemi, kademelere yönelik düzenlemeler yeniden ele alınmaya çalışıldı. Bugün geldiğimiz noktada Milli Eğitim Bakanlığı yeniden bir müfredat değiştirme çalışmasına girmiş durumda. Her dönemde kullanılan argümanların benzeri bu gün yeni kavram ve anlayışla yeniden gündeme geldi. Bugünün siyasal söylemi Türkiye Yüzyılına erişim şeklinde şekillenmiş durumda. Bir ülkenin yüz yıllık geleceğini bugünden şekillendirmek çok iddialı bir yaklaşım olmakla birlikte ne derece gerçeklik kazanacak yaşayıp göreceğiz. Geçmiş tecrübelerimiz başarı şansının düşük olduğunu gösteriyor.

Okul öncesi eğitim ülkemizde yeni yeni gelişen bir alan. İlkokul ise eğitimin kurumsal olarak yapılanmasından çok daha öncelere dayanan bir tarihi geçmişe sahip. Buna rağmen ilkokul kademesi ülkemizde eğitim biliminin gereklerine uygun olarak ele alınabilmiş değil. İlkokul bireyin eğitim sürecinin temeli olarak büyük bir öneme sahiptir. Buna rağmen bizde her zaman ilkokul bu önemine ters bir anlayışla ele alınmıştır. Eğitim sisteminde ilkokul kademesine yönelik bu bakış binayı çatıdan yapmaya başlamak gibi yanlış bir anlayış olmasına rağmen bugün de terk edilmiş değil. Temel eğitim düzeyi çok ciddi bir şekilde ele alınması gerekirken her zaman ihmal edilmiştir. Temel eğitime yönelik öğretmen yetiştirme, kurumların işleyiş düzenlerinin yapılandırılması, bu sürecin değerlendirilmesi gibi alanlar ihmal edilerek hep daha üst kademelere odaklanılmıştır. Bugünkü müfredat çalışmaları da bu ihmalin devam ettiğini gösteriyor.

Buna rağmen yayınlanmış olan müfredat taslağı üzerinde yaşanan tartışmalar, müfredat kavramı ve müfredat çalışması konusunda bir şeyler söyleme ihtiyacını ortaya çıkarmış görünüyor. Yayınlanmış olan müfredat taslağı üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapabilmek tek bir kişinin gücünün çok üstünde. Taslağa ait dokümanlar bakanlığın sosyal medya hesabında yayınlanmış durumda. Belli bir süre için kamuoyunun görüş ve değerlendirmesine sunulan taslağa tek tek dersler bazında yaklaşmak aslında hem zor, hem de tek bir derse yönelik yapılacak değerlendirme eğitim sisteminin geneline ilişkin doğru bir görüş vermeyecektir. Zira eğitim sistemi tek tek derslerden çok farklı bir yapıda. Tek tek dersler eğitim sisteminin küçük parçalarını oluşturuyor.

Bakanlık genel olarak eğitime dair bir sadeleştirmenin hedeflendiğini iddia ediyor. Tek tek derslere bakıldığında her bir dersin hangi kademede olursa olsun konu aldığı bireyi kendi alanında en üst düzeye kadar çıkarmayı hedeflediği görülüyor. Okul öncesi kademesinde dil, toplum, ekonomi, sosyal yapı, kültür yönüyle bilinç kazandırılmasının hedeflendiği görülüyor. İlkokul kademesinde de yabancı dil, din, bilim, kültür, sanat gibi alanlara yönelik iddialı hedefler konulmuş. Okul öncesi eğitim kademesi ortaokul/lise dönemindeki gibi özel alanlara derinlemesine fazlasıyla girmiş gibi görünüyor. Okulöncesi ve ilkokul çağı geçmişten beri çocukların belirli akademik alanlara özel indirgeneceği, ele alınacağı alanlar değildir söylemi eğitim biliminin temel ilkeleri olarak daima dile getirilmiştir. Buna rağmen okulöncesi ve ilkokul bu bütünselliği bozan, bu bütünselliğe uymayan bir anlayışla ele alınmış gibi görünüyor. Sınıf öğretmenliği kavramı tamamen kaldırılmış. Tamamen özel alana özgü bir yapı oluşturulmuş. Ortaokul, ortaöğretim kademeleri de dahil benzer bir bakış açısı var. Müfredat yapım çalışmasına katılanlar sanki sırf kendi alanlarına özgülenmiş bir eğitim sistemi varmış anlayışı ile özel ve genel hedefler, beceriler ortaya koymuş gibi görünüyor. Sadeleştirme iddiasının bu yönüyle gerçekleşebildiğini söylemek zor görünüyor. Belki tek tek dersler bazında bir takım konular yer değiştirmiş olabilir. Belki birkaç konu çıkarılmıştır denebilir. Ancak okul öncesinden ilkokula kadar, ortaokuldan ortaöğretime kadar tek tek dersler bazında bir sadeleştirmenin olmadığı açıkça görülüyor.

Bu iddianın desteklenmesi adına tüm kademelere yönelik derslere tek tek daha ayrıntılı bakılabileceği gibi halen yürürlükte olan müfredatta var olan derslerle taslaktaki dersler kıyaslanabilir. Örnek vermek gerekirse uygulamada olan İlkokul/ortaokul Türkçe ders programı 66 sayfadan oluşurken taslaktaki aynı kademelere yönelik hazırlanmış Türkçe dersi müfredat taslağı 500 sayfadan oluşuyor.

Eğitim programları ortak metnine ilişkin dokümanın içeriği çok karmaşık. Çok fazla kavram ve alan etkileşimi ve bunlar arasında karmaşık ilişkiler ağı oluşturulmuş. Hazırlanan dokümanı bırakın sıradan bir insanın anlamasını öğretmenlerin dahi kolayca anlayabilmesi için özel çaba harcaması gerekiyor. Ortak metin merkeze alındığında bunu anlamayı bırakın, okuması bile büyük bir çaba gerektiriyor. Bu programlar ülkenin her tarafındaki her okulu dikkate alacak şekilde planlanıyor. Oysa doğusuyla batısıyla ülkede çok çeşitli şartlara sahip okullar, kurumlar bulunuyor. İlkokul düzeyinde birleştirilmiş sınıflı eğitim yapılan okullara yönelik hiçbir bölüm, açıklama, örnek bulunmuyor. Eğitim faaliyetlerinin öğretim boyutunu bu kadar karmaşık hale getirmenin hiç kimseye faydası yok. Felsefi kavramlara boğmakla anlaşılırlığı daha da zorlaştırmak fayda yerine zarar vermektedir.

Hayat bilgisi 1-3.sınıf öğrencilerini kapsıyor. Bu çerçevede sadece Hayat Bilgisi dersinin özel amaçlarına bakıldığında bu çağ çocuğunun gelişim özelliklerine uymayan hedeflerin konulduğu açıkça görülüyor. 7-9 yaş çocuğunun bu özel hedefler doğrultusunda bir bilgi, beceri, tutum ve değer kazanıp bunları gösterebilmesi mümkün değil. Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerinden hangi kademedeki hangi ders alanının ele alırsanız alın taslaklarda çok büyük, abartılı hedeflerin konulduğu görülüyor. Her ders alanı öğrenciyi o alanda en üst düzeyde bir birey olarak görmek istiyor. Bu kadar ağır yükü çocukların kaldırabilmesi mümkün değil.

Programlar ortalama bir insanın kolayca anlayabileceği bir içerikte olması gerekir. Bu kadar abartılı hedefler yerine günlük hayatın içindeki tutum, değer, davranış ve alışkanlıklar ile temel düzeydeki bilgi düzeylerine genel hatlarıyla bakılması ve yaklaşılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Daha genel bir çerçevenin küçük küçük parçaları derslere paylaştırılmalıdır. Her ders bireyi o alanda en üst düzeye çıkarma hedefi yerine genel çerçevenin küçük bir kısmına odaklanarak programlar yapılandırılmalı. Müfredatın sadeleştirilmesinden söz ediliyorsa çağ nüfusunun gelişim özelliklerinin mutlaka dikkate alınması gerekiyor.

Okulöncesi ve ilkokul düzeyinde bakanlığın kazanım odaklı tek tek alanlara odaklanma yerine daha bütünsel somut göstergeleri belirlemesi gerekiyor. Alanlara yönelik derinlemesine konu listeleri şeklinde müfredat yapmak yerine çocuğu bütün olarak ele alan, hayata hazırlayacak temel becerilere odaklanacak faaliyet ve bilgilere öncelik verilmesi, buna göre sürecin yapılandırılması şart. Okulöncesi ve ilkokulda hayatın temel, basit işleyiş düzenini kavramayı sağlayacak anlayış, beceri, davranış ve alışkanlıkların kazandırılmasına odaklanılması, soyut düşünceyi, teorik bilgiyi gerektiren sözel kazanımlardan tamamen kaçınılması gerekiyor. Ortaokul ve lise düzeyi ise her alanda bilim uzmanı olacak anlayışla ders programları hazırlamak yerine toplumun genel yapısına uygun ortalama insanı önceleyecek bir anlayışın benimsenmesi önemli. Herkesi bilim adamı olacak anlayışı ile fen lisesinden çok programlı liselere kadar tüm kademeler ve okul türleri için aynı şekilde hazırlanan müfredat yerine farklı düzeyler için farklılaştırma imkanı sunacak şekilde esneklik imkanı sunan bir müfredat anlayışının geliştirilmesi gerekiyor.

Bunun için herkesi üniversiteye yönelten sistemin yeniden gözden geçirilmesi, akademik başarı odaklı sınavla öğrenci alan okul uygulamasının yaygınlaştırılması yerine mümkün olduğu kadar sınırlanması, eğitim kademelerinin eğitim biliminin temel esaslarına uygun olarak ele alınması, temel eğitim kademesine çok daha fazla önem ve öncelik verilmesi, eğitim hizmetlerini yönetenler başta olmak üzere diğer tüm çalışanlara yönelik personel politikaları geliştirilmesi, eğitimi sadece milli eğitime bağlı bir iş olarak ele almak yerine ilgili ve doğrudan bağlı olduğu genel yönetim, yerel yönetim, imar ve diğer sosyal politikalarla birlikte ele almak gibi pek çok temel sorunların müfredat tasarısından çok daha önce ele alınması gerekmektedir.

                                                                                     Ali Hikmet Demir

                                                                              alihikmetdemir@gmail.com

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...