Milli Eğitim Bakanı Mahmut ÖZER, “Bakanlık
olarak teftiş sisteminde yeni bir sistem kurduk. Yeni sistemde sadece
geleneksel inceleme ve soruşturma fonksiyonu olmayacak, ayrıca okullara yönelik
denetim ve rehberlik desteği sağlama ve illere yönelik izleme, değerlendirme ve
rehberlik desteği sağlama fonksiyonları da olacak. Böylece, eğitimin
kalitesinin sürekli iyileştirilmesine imkân veren bir kalite güvence sistemi
kurmuş olduk. Artık her okul eğitim kalitesini artırmaya odaklanacak. Bakanlık
olarak okullarımıza ve illere eğitim göstergelerinde hedeflerine ulaşmaları
için gerekli kaynakları sağlayacağız. Ayrıca rehberlik desteği de sağlayacağız.
Eğitim tarihimizde kalite adına çok önemli bir adım bu... Artık, okuldan ilçeye
ve ile, ilden Bakanlık'a kadar eğitim sisteminin tüm bileşenlerinin kalitesini
sürekli izleyen, değerlendiren ve rehberlik hizmeti sağlayan organik bir sistem
oluşturuldu. Bu sistemin oluşturulması için gerekli mevzuat altyapısını da
tamamladık. 78 ve 87 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri yayımlandıktan sonra
hazırladığımız Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Müfettişleri Yönetmeliği de 1 Mart
2022 tarihli ve 31765 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı. Tüm illerimizde eğitim
müfettişleri başkanlıkları kuruyoruz. İllerimizde eğitim müfettiş ihtiyacını
karşılamak için 750 eğitim müfettiş yardımcısı alım sürecini başlattık." açıklamasını
yapmış.
Teftiş sisteminin kuruluşuyla inceleme, soruşturma fonksiyonu
dışında yeni işlevlerin ortaya çıkacağı, denetim ve rehberlik sağlama,
izleme-değerlendirme desteği sağlanarak kalitenin geliştirilmesinin
hedeflendiği, oluşturulan mevzuat alt yapısı aracılığıyla ortaya çıkacak
denetim sisteminin bu hedefe ulaşmada önemli görevler icra edileceğinin beyan
edildiği bu açıklamadan anlaşılıyor. Buna karşın bazı değerlendirmelerde
denetim ile soruşturmanın ayrılması gereği üzerinde duran görüşlerin ileri
sürüldüğü görülüyor.
Kalitenin geliştirilmesinde denetim sisteminin kurulması
gereği önemli bir adım olabilir. Zira 2016 yılından bu güne denetim işlevi
eğitim sisteminin içinde adeta yok sayılan bir işlev konumuna indirilmişti.
Geçmişte gerektiği gibi etkin bir araç olmaktan çok uzak olan denetim işlevinin
tamamen ortadan kaldırılmış olması eğitim sistemi açısından çok da büyük bir
kayıp olmamakla birlikte yeni düzenleme sonrası geçmişten ders alınır beklentisini
oluşturmakla birlikte çok da fazla ümit bağlamanın doğru olmadığını ifade etmek
istiyorum. Zira yaşadığımız kalite sorunlarının bir mevzuatla oluşturulacak
denetim sistemi ile çözülemeyecek kadar köklü ve kapsamlı olduğunu görmek için
kahin veya dahi olmak gerekmiyor.
Denetim yönetimin bir alt dalıdır. Denetim işlevinin
etkililiği yönetim sisteminin etkililiği ile doğrudan doğruya bağlantılıdır.
Kalite ise tüm sistemle birlikte sistemin bağlı ve ilişkili olduğu ekonomik,
siyasal, sosyal ve kültürel alanları da ilgilendirmektedir. Bu nedenle sistemin
parçalarından birinde yapılacak bir düzenleme ile tüm sistemin
değiştirileceğine inanmak sistemi tanımamak anlamına gelmektedir.
En üst kavram yönetim kavramıdır dedik. Bu nedenle yönetimin
denetim ve onun alt katmanları olan işlevleri doğru bir şekilde işletmesi,
kullanması, değerlendirmesi gerekiyor. Eğitim sisteminin en üst temsilcisi olan
bakan Mahmut Özer’in sözlerine bakıldığında aslında oradan itibaren başlayan
bir çarpık bakışın, algının var olduğu görülüyor. Bakan Mahmut ÖZER’in
ifadelerinden teftiş sistemini doğru bir şeklide algılamadığı/algılayamadığı
izlenimi oluşuyor. Teftiş sisteminin geleneksel fonksiyonunun inceleme ve
soruşturma olduğu algısı genel anlamda yönetim kavramında doğru olmayan bir
değerlendirme. Yönetimin alt işlevi olan denetim/teftiş hakkında doğru bir algı
ve bakış açısı olmayınca ilk düğme yanlış iliklenmiş oluyor. Artık yukarı doğru
işlerin düzgün gidebilmesi de mümkün değil.
Ne yazık ki genel anlamda yönetim sistemimizde bu yanlış
bakış açısının doğurduğu sorunlardan kurtulabilmek mümkün olamadığı gibi
gelecekte de olmayacak gibi görünüyor. Genel yönetim anlayışı doğru bir temel
üzerine oturtulamadığı sürece yönetimin alt işlevlerindeki sorunların da
düzelebilmesi mümkün görünmüyor. Genel yönetim anlayışındaki sorunlu alanlar
denilince köklerini tarihte, kültürümüzde, siyasal ve sosyal yapımızda aramak
gerekiyor. Dolayısıyla yenileşme tarihimizle yönetim sorunlarımız da at başı
gidiyor dersek yanlış bir değerlendirme yapmış olmayız. Çağdaş yönetim
anlayışına sahip bir devlet sistemi kurulamadığı sürece de bu sorunlar
yaşanmaya, büyüyerek yaşanmaya devam eder. Çağdaş yönetim anlayışının gereği
olan yönetimde açıklık, istikrar, katılım, rasyonellik, hukukilik, sürekli iyileştirme
faaliyetleri ve bunların gereği bir yapının kurulması öyle tek kalemde
gerçekleştirilebilecek hususlar değil elbette. Tüm bu çalışmalar için yetişmiş
insan gücü, güçlü bir siyasi irade, etkin bir devlet yapısı, pek çok farklı
alanı içeren koordineli ve uzun süreli bir ekip çalışması ve maddi-manevi
kaynak gerekiyor. Bunların bir araya getirilebilmesi kolay görünmüyor. Üstelik
de tüm bu gerekliliklere muhalif geleneksel bir toplum ve devlet yapısını da
gözden uzak tutmamak gerekiyor. Bununla birlikte bu devasa işe bir yerlerden
başlamak gerekiyor. En azından eğitilmiş insan ordusunun bir üyesi olarak
içinde yaşadığımız topluma olan bir borç olarak bu konuların dile getirilmesi,
tartışma konusu yapılarak küçük de olsa tarihe not düşülmesine ihtiyaç var.
Bu çerçevede denetim mi soruşturma mı, denetim mi rehberlik
mi ikilemlerinin gereksizliğine, yanlışlığına vurgu yapmaya çalışacağım.
Denetimi/teftişi bir üst kavram olarak ele almak yönetim literatürünün bir
gereği olduğuna göre soruşturma ve rehberlik kavramlarını bu kavramın içinde
ele almak bir zorunluluk gibi görünüyor. Denetimi yönetimden bağımsız bir alan
olarak ele almak da yine bu çerçevede doğru olmaz. Yönetim kavramı
örgüt/kurum/kuruluş vb.ne şekilde nitelenirse nitelensin insanların birlikte iş
yaptıkları yapılar için temel işlev. Yönetim ve denetim başta olmak üzere tüm
diğer kavramlar teorik anlamda toplumsal yapıları nitelemekle birlikte bunların
tümü kişilerle ete kemiğe bürünmektedir. Yönetim varsa yönetici, denetim varsa
denetici ve diğer her tür işlevi yerine getirecek bir kişiye ihtiyaç olacağı
aşikar. Yönetim veya denetim işlevlerini yerine getirecek kişiler kurulacak
örgütsel yapılar içinde oluşturulan ilişkiler ağı içinde kendileri için
tanımlanmış işlevleri yerine getirerek bulundukları makamları, birimleri
yaşatırlar. Bu çerçevede doğru ilişkiler ağı oluşturulursa doğru sonuçlar
ortaya çıkabilir. Bu ise insan aklının/çabasının kullanılmasını gerektirir.
İlişkiler ağı ortaya bir organizasyonu, organizasyon farklı birimleri, farklı
birimler ise etkin bir işbirliğini gerektiriyor. Bir kişinin tüm işleri tek
başına yapabilmesi mümkün değil. Yönetici her işi yapamayacağı gibi buna
ihtiyaç da yok. Denetim işi de yine denetim konusunda yetkilendirilmiş
kişilerce yapılacaktır. Yöneticinin hem denetim hem diğer tüm işlevlere güç ve
zaman yetirebilmesi mümkün değildir. Kurumsal işleyiş ve yönetim birden çok
kişinin ortak faaliyetini tanımlar. Bu durumda kurumsal bir işleyişin olduğu
yerde birden çok kişinin ortak faaliyeti olmak zorundadır. Burada yapılması
gereken doğru bir işbirliği ve koordinasyondur. Bu ise kurumsal amaçlar denilen
hukuki-teorik temele dayalı olarak yapılabilir. O zaman doğru ve etkin bir
işleyiş düzeni kurulması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Yönetim işini yapanlar
ile denetim işini yapanlar, planlamayı yapanlarla diğer iş ve işlevleri yerine
getirenler arasında doğru bir işbirliği ve koordinasyonu sağlayan bir yapı
kurulması zorunludur. Burada sistemi kurgulayan siyasal zihniyete büyük iş
düşmektedir. Zira her kurumsal faaliyet alanı hayatın gerçekliği içinde ilgili
olduğu alanda çalışmakla birlikte devlet mekanizması, bürokrasi denilen
kavramlar daha çok genel siyasal politikayı ilgilendiren makro düzeydeki
kavramlar olup siyasal iradeye rağmen ele alınabilmesi mümkün olmayan
alanlardır. Yönetim kavramı da bu çerçevede makro düzeyde ele alınması gereken
bir kavramdır. Yönetimi etkin hale getirmek için nasıl bir yapı kurulacağı
kararını verecek olan siyasal iradedir.
Etkin bir yönetim için farklı işlevlere sahip alt birimler,
bu birimler için gerçekliği dikkate alan amaçlar, bu amaçları gerçekleştirmek
için rasyonel bir işleyiş yapısı, işlevler arasında işbirliği ve koordinasyon
olmazsa olmaz gerekliliklerdendir. Denetim kavramını, onun sahip olacağı
yapıyı, bu yapının işleyişini belirleyecek olan yönetim olduğuna göre yönetimin
denetim için de rasyonel bir yapı ve işleyiş belirlemesi elzemdir. Daha önce
dile getirdiğimiz denetim-soruşturma, rehberlik-denetim ikilemleri bu çerçevede
doğru bir şekilde konumlanması, tanımlanması, işlevlendirilmesi gerekiyor.
Denetim sistemi ana sistem, soruşturma, inceleme, kavramları da bunun alt
işlevleri olduğunu ve bu kavramları birbirinden ayırmayı düşünmek yönetim
teorisinin mantığına da uymuyor gibi geliyor. Rehberlik kavramı ise çok daha farklı
bir anlayışla ele alınması gerekiyor.
Soruşturma:
Soruşturmak işi. Bir sorunu açıklığa kavuşturmak amacıyla bir idari veya adli
makamın yönettiği, ilgililerden ve tanıklardan bilgi toplama, konuyu inceleme
işi, tahkik, tahkikat. Ceza muhakemesi hukukunda soruşturma,
şikayet, ihbar veya başka bir şekilde bir suçun işlendiği izlenimini veren bir
durumu öğrenen cumhuriyet savcısının yaptığı araştırma işlemlerinin tamamı.
Soruşturma:
Bir konu, durum ya da olayı tanıklara ve belgelere başvurarak ayrıntılarıyla
kovuşturma gibi anlamlar içeriyor. Dolayısıyla idari bir işleyiş prosedürünü
tanımlayan kavramın kim tarafından yapılacağına dair çok farklı görüş ve
düşünceler, değerlendirmeler bulunuyor.
Disiplin
amirlerinin sorumluluklarının başında, disiplin soruşturmasını başlatmak ve
yürütmek gelir. Disiplin hukukunda savunma, isnada ilişkin açıklama niteliğinde
olduğundan, böyle bir açıklama, ancak memur hakkındaki isnat belli olduktan
sonra yapılabilir. Bu da soruşturmanın açılması ve yapılmasını gerektirir.
Disiplin
suçlarının tespiti ve ortaya çıkartılması için soruşturma yapılır. Ancak,
disiplin soruşturmasının yöntemi konusunda ilgili mevzuatta herhangi bir hüküm
bulunmamaktadır. Bu nedenle disiplin soruşturmaları da genel hükümlere ve
teamüllere göre yürütülerek sonuçlandırılmaktadır.
Soruşturmayı tanımlayan nitelemelere bakıldığında bir sorunun
varlığı halinde bu sorunun nedenine, nasılına ilişkin bir araştırma faaliyetinden
söz edildiği ortadadır. Sorun, sisteme ilişkin olabilir, sistemi işleten
kişilere ilişkin olabilir. Sonuçta bir araştırma faaliyeti yapılacaktır. Bu
faaliyeti kimin yapacağı üzerinde durmak denetim işlevinin doğru tanımlanmasını
gerektirir. Yönetim teorisi açısından bakıldığında yönetimin farklı farklı alt
işlevleri olduğu, bu işlevler içinde ancak denetim işlevinin tüm diğer işlevler
üzerinde bir işleve sahip olduğu görülmektedir. Denetim işlevi tüm diğer
işlevler üzerinde sahip olduğu bu kapsayıcı işlevi nedeniyle araştırma işlevini
dolayısıyla da soruşturma ve inceleme işlevini de yerine getirmesi doğaldır.
Denetim kavramı sahip olduğu işleviyle yönetim sisteminin analizini de
gerektirir.
Sorun soruşturmanın sadece suçluyu bulup cezalandırma
düzeyinde kalmasında. Soruşturmanın tanımında var olan suçun neden ve nasıl
ortaya çıktığının araştırılmasının genel sistem boyutunda da ele alınması
gerekiyor. Mevcut sistemimizde suç unsurunu oluşturan öğeler ele alınırken
mevcut mevzuat hükümlerine uymayan durumlar ve nedenleri ortaya konup
belirlenmiş yaptırımların takdir edilmesiyle yetiniliyor. Bu durum bataklıktaki
sinekleri öldürmeye benziyor. Suç işleyene ceza vermek ama suça neden olan
sisteme hiç bakmamak denetimin alt dalı olan soruşturmanın tanımına da uymuyor.
Soruşturma kavramı sistem düzeyinde de ele alarak işletildiği takdirde denetim
işlevi amaçlarına ulaşmış olur. Denetimin amaçlarını ortaya koyarken yönetimin
genel amaçları gözetmesi gerekiyor. Denetim işlevinin alt işlevleri olan
soruşturma, inceleme ve rehberlik faaliyetleri yönetimin genel amaçlarına
hizmet edecek şekilde kullanıldığı takdirde doğru sonuçlar verir. Soruşturmayı
sadece yaptırım aracı olarak görmeyip sistemi iyileştirme, geliştirme aracı
haline getirmek ise yönetimin belirleyeceği bir işleyiş düzenine bağlı. Oysa
mevcut sistemimizde soruşturma sadece yaptırım aracı olarak kullanılmaktadır.
Denetim yönetimin bir alt dalı iken soruşturma tanımından da
anlaşılacağı gibi bir araştırma faaliyeti olarak denetimin bir alt işlevi
olarak görülmeli. Bu nedenle denetim ile soruşturmayı ayrı ayrı ele almak
yerine bir arada ancak doğru bir bakış açısıyla ele almak çok daha doğru ve
yararlı bir yaklaşım olacak gibi görünüyor.
Denetim işlevi elbette yönetimin bir alt dalı olarak bu
işlevini yönetim adına yerine getirecektir. Ancak hangi düzeydeki yönetim adına
bu işlev yerine getirilecek sorusu üzerinde belki özellikle durulabilir. Burada
da denetimin bulunacağı konumun kurumsal yapı içinde doğru oturtulmasının
gereği ortaya çıkıyor. Kurumsal yapı içinde bir tek denetim mekanizması mı
kurulacak yoksa farklı düzeylerde farklı denetim mekanizmaları mı oluşturulacak
sorusunun cevabını doğru vermenin gereği ortaya çıkıyor. Aslında oluşturulacak
yapı hayatın içindeki işlevin özelliğine göre değişecektir demek çok daha doğru
bir cevap olması gerekiyor. Zira hayatın içindeki hiçbir hizmet alanı diğerine
birebir aynıyla uymaz. Eğitim faaliyeti ile sağlık hizmetlerine ilişkin
faaliyetler, adalet işleri ile güvenlik işleri ve daha diğer tüm alanlar
birbirinden farklı farklı özelliklere sahip alanlardır. Her alanın kendi
özelliğine uygun bir işleyiş düzeninin kurulması gerekiyor. Bu ise oldukça zor
bir iş.
Eğitim alanında denetim faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin
sistemin etkin bir işleyişe kavuşabilmesi için oluşturulacak yapıda denetimi
hem üst yönetime hem de işin en ince ayrıntısına kadar yürütüldüğü alt
birimlere de yakın olacak şekilde dizayn etmek gerekiyor. Zira eğitime dair
alınan kararların felsefi mantığı kadar işleyişteki uygulamanın da doğru uygulanması
önemlidir. Denetimin bu çerçevede hem yönetime bağlı hem de özerk bir yapıda
olması gerekiyor.
Rehberlik kavramının ayrı bir başlık altında ele almak
gerektiğinden daha önce söz etmiştim. Rehberlik kavramının tanımına
bakıldığında daha çok öğrencilere yönelik bir uygulama düzeninden söz edildiği
görülmektedir. Buna göre rehberlik; bireyi
tanımak ve kendisine tanıtmaktır. Kişinin kendi problemlerini kendisinin
çözmesi, gerçekçi kararlar alması, yetenek ilgi ve isteklerini geliştirmesi,
kendisiyle uyum içinde olması ve böylece kendini gerçekleştirebilmesi için
yapılan sistemli, bilimsel ve profesyonel yardım sürecidir diye tanımlanır. Oysa
eğitim sisteminin en üstündeki bakanın açıklamalarından iş görenlere yönelik
bir rehberlik hizmetinden söz edildiği anlaşılmaktadır. Mesleki rehberlik
kavramı da çoğu zaman öğrencilere yönelik boyutuyla ele alınırken yetişkinlere
yönelik rehberlik kavramı ise daha çok kariyer gelişim süreci olarak ele
alındığı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanının dile getirdiği rehberlik daha
çok eğitim sisteminin içinde yer alan her tür iş görene yönelik bir uygulamanın
hedeflendiği, okullara, il ve ilçelere yönelik rehberlik faaliyetlerini
yürütmek amacıyla müfettişlik mevzuatında düzenleme yapılması hedeflendiği
anlaşılmaktadır. Bu yönüyle eğitim sisteminin içinde yönetici, öğretmen, diğer
personel başta olmak üzere çok çeşitli çalışan grupları vardır. Eğitim
sisteminin içinde yer alan okullar ve diğer kurumların çeşitliliği, kademelerin
farklılığı ve branşlar bazındaki çeşitlilik yönüyle bakıldığında pek çok farklı
alanla karşılaşılmaktadır. Tüm bu alanlarda görev yapan çalışanlar için tek bir
rehberlik faaliyetinden söz etmek oldukça zordur. Rehberlik yapılacak alanlar,
rehberlik yapılacak kişiler tümüyle çok çeşitlidir. Rehberlik faaliyeti
kişilere yardım süreci olduğuna göre bu faaliyeti yürütecek kişinin o alanda
yetişmiş olması gerekir. Bir kişinin tüm alanlarda yetiştirilmesi günümüz
şartları dikkate alındığında mümkün değildir. Bakanlığın hedeflediği anlamda
bir rehberlik faaliyetinin mevcut müfettişlik sistemiyle ve işleyiş düzeniyle
yerine getirilebilmesi de mümkün değildir. Rehberlik faaliyeti bir yardım
süreci olarak nitelendirilmektedir. Eğitim sisteminde kurum, kademe ve çalışan
çeşitliliği açısından tüm alanlara hitap edecek bir rehberlik sistemi
oluşturabilmek oldukça zordur. Yönetim birimlerine yönelik yapılacak rehberlik
ile diğer personele veya eğitim personeline yönelik yapılacak rehberlik aynı
içerik ve kapsamda olamaz. Özel veya resmi düzeyde faaliyette bulunan kurumlara
yönelik rehberlik faaliyeti de çok farklı özelliklere sahiptir. Eğitim öğretim
faaliyetlerinin yürütüldüğü okul türü kurumlarla bakanlık, merkez ve taşra
teşkilatı yönetim birimlerindeki faaliyetleri bir sepete koyabilmek mümkün
değildir. Mesleki ve teknik düzeydeki okullarla akademik eğitim verilen
okullar, okul öncesi ile ilkokul, ortaokul düzeyindeki okullar, bu kademelerde
görev yapan eğitim personeli tümüyle çok farklı çalışma düzenlerine sahip
alanlardır. Branşlar ve branşların çalışma düzenlerine ilişkin alanların tümünü
kapsayacak bir tek başlı rehberlik sisteminden söz edebilmek oldukça zordur. Bunların
tümüne yönelik bir rehberlik faaliyetini müfettişlik sistemi ile yürütüleceğini
düşünmek sistemi tanımamak anlamına gelir. Bu yönüyle rehberlik işini ve bu işi
yürütecek birimlere ilişkin kurulacak yapı üzerinde daha kapsamlı düşünmek
gerekiyor. Bu yönüyle rehberliği sadece denetim sisteminin bir işlevi olarak
görmek yanlış olacaktır. Rehberlik faaliyeti için yönetimin tüm alt işlevlerine
yönelik ve her alt işlevin bünyesinde işlev görecek bir yapı kurulması
gerekmektedir. Rehberlik bu yönüyle sadece denetim işlevinin bir alt basamağı
olarak ela alınamaz.
Çağdaş devlet yönetim anlayışında olması gereken katılım
kavramı bu çerçevede işbirliğini, yönetişimi, koordinasyonu da gerektiriyor.
Yönetim, denetim ve diğer tüm alt işlevler arasındaki bütünlüğü sağlayan
çimento ise yapının, organizasyonun, kurumsal sistemin kuruluş amaçları.
Kuruluş amaçları ise hukuki metinlere dayalı olarak ortaya konması gerekiyor.
Her toplumsal hizmet alanını tanımlayan eğitim, sağlık, güvenlik ve diğer
alanların özelliği amaçların da çerçevesini çizmesi gerekiyor. Gerçek hayatın
ortaya çıkardığı bu hizmet alanları amaçların çerçevesini belirlerken hukuki
çerçeve de işleyiş düzeninin çerçevesini çizmesi gerekiyor.
Eğitim alanı özelinde değerlendirmeler yapıldığı için eğitim
hizmetini üretme görevini üzerine alan Milli Eğitim Bakanlığı ve onun teşkilat
yapısında yönetim, denetim ve diğer tüm alt işlevlerin doğru bir şekilde
yapılandırılması, işletilmesi bu hizmetin kalitesine büyük oranda etki
yapacaktır. Bu ise yönetmelik düzeyinde yapılan bir mevzuat düzenlemesi ile
olmayacak bir iş. Hele hele geleneksel müfettişlik sistemini yeniden kurup
hayata geçirerek bu sorunun çözüleceğini beklemek daha da zor. Yapılan
düzenleme geçmişte yapılan bir hatadan dönüşe dair bir adımdan öte anlam
taşımıyor. Bakanın söylediği hedeflere ulaşabilmek için eğitim sisteminde çok
daha köklü düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Özellikle de 2018 sonrası ortaya
çıkan yeni yönetim yapısı sonrası çok daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var.
Denetime doğru bir işlev ve yapı kavuşturmak bir başlangıç
olabilir. Denetim sisteminin bakanlık ve taşra şeklinde ikili bir yapıda
olacağı aşikar gibi görünüyor. Bu durumda hiç olmazsa bakanlık düzeyindeki
denetim birimlerinin görev alanını sadece il/ilçe milli eğitim müdürlükleri
olarak belirlemek çok daha yararlı bir işleyiş olabilir. Zira il/ilçe milli
eğitim müdürlüklerinin ildeki denetim birimleri aracılığıyla denetlenebilmesi
mümkün görünmediği gibi il/ilçedeki kurum ve kuruluşların bakanlıkta görev
yapan denetim elemanları tarafından denetlenmesi de aynı şekilde işlevsel
görünmüyor. Yapının kurulması sonrası denetim işlevini yürütecek kişilerin
yetiştirilmesi ikinci önemli adım olması gerekiyor. Geçmişte uygulandığı gibi
öğretmenler arasından yapılacak bir sınavla seçilecek kişilere verilecek
bir-iki aylık eğitimle bu yetiştirmenin olması mümkün değil. Hele hukuk,
iktisat, işletme gibi farklı alanlardan alınacak kişilerin de bu sürece dahil
edilmesi sorunu büyütmekten fazla bir sonuç vermeyecektir. Yönetici seçme ve
yetiştirme sorunlarımızın benzeri denetim sisteminin ihtiyaç duyduğu personel
için de aynı şekilde varlığını sürdürmektedir. Yönetici ve denetim elemanı
yetiştirmeyi özel bir alan olarak ele almak sistemde kalite için olmazsa olmaz
bir bakış açısı olmalıdır. Bu çerçevede yine geçmişte yıllar yılı kağıt
üzerinde kalan eğitim akademisi açmayı bugün daha ciddi olarak ama hayata
geçirecek şekilde ele alınması bir zorunluluk.
Ali Hikmet Demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder