20 Mart 2022 Pazar

Denetim mi Soruşturma mı Sorusunun Anlamı Üzerine;

Milli Eğitim Bakanı Mahmut ÖZER, “Bakanlık olarak teftiş sisteminde yeni bir sistem kurduk. Yeni sistemde sadece geleneksel inceleme ve soruşturma fonksiyonu olmayacak, ayrıca okullara yönelik denetim ve rehberlik desteği sağlama ve illere yönelik izleme, değerlendirme ve rehberlik desteği sağlama fonksiyonları da olacak. Böylece, eğitimin kalitesinin sürekli iyileştirilmesine imkân veren bir kalite güvence sistemi kurmuş olduk. Artık her okul eğitim kalitesini artırmaya odaklanacak. Bakanlık olarak okullarımıza ve illere eğitim göstergelerinde hedeflerine ulaşmaları için gerekli kaynakları sağlayacağız. Ayrıca rehberlik desteği de sağlayacağız. Eğitim tarihimizde kalite adına çok önemli bir adım bu... Artık, okuldan ilçeye ve ile, ilden Bakanlık'a kadar eğitim sisteminin tüm bileşenlerinin kalitesini sürekli izleyen, değerlendiren ve rehberlik hizmeti sağlayan organik bir sistem oluşturuldu. Bu sistemin oluşturulması için gerekli mevzuat altyapısını da tamamladık. 78 ve 87 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri yayımlandıktan sonra hazırladığımız Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Müfettişleri Yönetmeliği de 1 Mart 2022 tarihli ve 31765 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı. Tüm illerimizde eğitim müfettişleri başkanlıkları kuruyoruz. İllerimizde eğitim müfettiş ihtiyacını karşılamak için 750 eğitim müfettiş yardımcısı alım sürecini başlattık." açıklamasını yapmış.

Teftiş sisteminin kuruluşuyla inceleme, soruşturma fonksiyonu dışında yeni işlevlerin ortaya çıkacağı, denetim ve rehberlik sağlama, izleme-değerlendirme desteği sağlanarak kalitenin geliştirilmesinin hedeflendiği, oluşturulan mevzuat alt yapısı aracılığıyla ortaya çıkacak denetim sisteminin bu hedefe ulaşmada önemli görevler icra edileceğinin beyan edildiği bu açıklamadan anlaşılıyor. Buna karşın bazı değerlendirmelerde denetim ile soruşturmanın ayrılması gereği üzerinde duran görüşlerin ileri sürüldüğü görülüyor.

Kalitenin geliştirilmesinde denetim sisteminin kurulması gereği önemli bir adım olabilir. Zira 2016 yılından bu güne denetim işlevi eğitim sisteminin içinde adeta yok sayılan bir işlev konumuna indirilmişti. Geçmişte gerektiği gibi etkin bir araç olmaktan çok uzak olan denetim işlevinin tamamen ortadan kaldırılmış olması eğitim sistemi açısından çok da büyük bir kayıp olmamakla birlikte yeni düzenleme sonrası geçmişten ders alınır beklentisini oluşturmakla birlikte çok da fazla ümit bağlamanın doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Zira yaşadığımız kalite sorunlarının bir mevzuatla oluşturulacak denetim sistemi ile çözülemeyecek kadar köklü ve kapsamlı olduğunu görmek için kahin veya dahi olmak gerekmiyor.

Denetim yönetimin bir alt dalıdır. Denetim işlevinin etkililiği yönetim sisteminin etkililiği ile doğrudan doğruya bağlantılıdır. Kalite ise tüm sistemle birlikte sistemin bağlı ve ilişkili olduğu ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel alanları da ilgilendirmektedir. Bu nedenle sistemin parçalarından birinde yapılacak bir düzenleme ile tüm sistemin değiştirileceğine inanmak sistemi tanımamak anlamına gelmektedir.

En üst kavram yönetim kavramıdır dedik. Bu nedenle yönetimin denetim ve onun alt katmanları olan işlevleri doğru bir şekilde işletmesi, kullanması, değerlendirmesi gerekiyor. Eğitim sisteminin en üst temsilcisi olan bakan Mahmut Özer’in sözlerine bakıldığında aslında oradan itibaren başlayan bir çarpık bakışın, algının var olduğu görülüyor. Bakan Mahmut ÖZER’in ifadelerinden teftiş sistemini doğru bir şeklide algılamadığı/algılayamadığı izlenimi oluşuyor. Teftiş sisteminin geleneksel fonksiyonunun inceleme ve soruşturma olduğu algısı genel anlamda yönetim kavramında doğru olmayan bir değerlendirme. Yönetimin alt işlevi olan denetim/teftiş hakkında doğru bir algı ve bakış açısı olmayınca ilk düğme yanlış iliklenmiş oluyor. Artık yukarı doğru işlerin düzgün gidebilmesi de mümkün değil.

Ne yazık ki genel anlamda yönetim sistemimizde bu yanlış bakış açısının doğurduğu sorunlardan kurtulabilmek mümkün olamadığı gibi gelecekte de olmayacak gibi görünüyor. Genel yönetim anlayışı doğru bir temel üzerine oturtulamadığı sürece yönetimin alt işlevlerindeki sorunların da düzelebilmesi mümkün görünmüyor. Genel yönetim anlayışındaki sorunlu alanlar denilince köklerini tarihte, kültürümüzde, siyasal ve sosyal yapımızda aramak gerekiyor. Dolayısıyla yenileşme tarihimizle yönetim sorunlarımız da at başı gidiyor dersek yanlış bir değerlendirme yapmış olmayız. Çağdaş yönetim anlayışına sahip bir devlet sistemi kurulamadığı sürece de bu sorunlar yaşanmaya, büyüyerek yaşanmaya devam eder. Çağdaş yönetim anlayışının gereği olan yönetimde açıklık, istikrar, katılım, rasyonellik, hukukilik, sürekli iyileştirme faaliyetleri ve bunların gereği bir yapının kurulması öyle tek kalemde gerçekleştirilebilecek hususlar değil elbette. Tüm bu çalışmalar için yetişmiş insan gücü, güçlü bir siyasi irade, etkin bir devlet yapısı, pek çok farklı alanı içeren koordineli ve uzun süreli bir ekip çalışması ve maddi-manevi kaynak gerekiyor. Bunların bir araya getirilebilmesi kolay görünmüyor. Üstelik de tüm bu gerekliliklere muhalif geleneksel bir toplum ve devlet yapısını da gözden uzak tutmamak gerekiyor. Bununla birlikte bu devasa işe bir yerlerden başlamak gerekiyor. En azından eğitilmiş insan ordusunun bir üyesi olarak içinde yaşadığımız topluma olan bir borç olarak bu konuların dile getirilmesi, tartışma konusu yapılarak küçük de olsa tarihe not düşülmesine ihtiyaç var.

Bu çerçevede denetim mi soruşturma mı, denetim mi rehberlik mi ikilemlerinin gereksizliğine, yanlışlığına vurgu yapmaya çalışacağım. Denetimi/teftişi bir üst kavram olarak ele almak yönetim literatürünün bir gereği olduğuna göre soruşturma ve rehberlik kavramlarını bu kavramın içinde ele almak bir zorunluluk gibi görünüyor. Denetimi yönetimden bağımsız bir alan olarak ele almak da yine bu çerçevede doğru olmaz. Yönetim kavramı örgüt/kurum/kuruluş vb.ne şekilde nitelenirse nitelensin insanların birlikte iş yaptıkları yapılar için temel işlev. Yönetim ve denetim başta olmak üzere tüm diğer kavramlar teorik anlamda toplumsal yapıları nitelemekle birlikte bunların tümü kişilerle ete kemiğe bürünmektedir. Yönetim varsa yönetici, denetim varsa denetici ve diğer her tür işlevi yerine getirecek bir kişiye ihtiyaç olacağı aşikar. Yönetim veya denetim işlevlerini yerine getirecek kişiler kurulacak örgütsel yapılar içinde oluşturulan ilişkiler ağı içinde kendileri için tanımlanmış işlevleri yerine getirerek bulundukları makamları, birimleri yaşatırlar. Bu çerçevede doğru ilişkiler ağı oluşturulursa doğru sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu ise insan aklının/çabasının kullanılmasını gerektirir. İlişkiler ağı ortaya bir organizasyonu, organizasyon farklı birimleri, farklı birimler ise etkin bir işbirliğini gerektiriyor. Bir kişinin tüm işleri tek başına yapabilmesi mümkün değil. Yönetici her işi yapamayacağı gibi buna ihtiyaç da yok. Denetim işi de yine denetim konusunda yetkilendirilmiş kişilerce yapılacaktır. Yöneticinin hem denetim hem diğer tüm işlevlere güç ve zaman yetirebilmesi mümkün değildir. Kurumsal işleyiş ve yönetim birden çok kişinin ortak faaliyetini tanımlar. Bu durumda kurumsal bir işleyişin olduğu yerde birden çok kişinin ortak faaliyeti olmak zorundadır. Burada yapılması gereken doğru bir işbirliği ve koordinasyondur. Bu ise kurumsal amaçlar denilen hukuki-teorik temele dayalı olarak yapılabilir. O zaman doğru ve etkin bir işleyiş düzeni kurulması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Yönetim işini yapanlar ile denetim işini yapanlar, planlamayı yapanlarla diğer iş ve işlevleri yerine getirenler arasında doğru bir işbirliği ve koordinasyonu sağlayan bir yapı kurulması zorunludur. Burada sistemi kurgulayan siyasal zihniyete büyük iş düşmektedir. Zira her kurumsal faaliyet alanı hayatın gerçekliği içinde ilgili olduğu alanda çalışmakla birlikte devlet mekanizması, bürokrasi denilen kavramlar daha çok genel siyasal politikayı ilgilendiren makro düzeydeki kavramlar olup siyasal iradeye rağmen ele alınabilmesi mümkün olmayan alanlardır. Yönetim kavramı da bu çerçevede makro düzeyde ele alınması gereken bir kavramdır. Yönetimi etkin hale getirmek için nasıl bir yapı kurulacağı kararını verecek olan siyasal iradedir.

Etkin bir yönetim için farklı işlevlere sahip alt birimler, bu birimler için gerçekliği dikkate alan amaçlar, bu amaçları gerçekleştirmek için rasyonel bir işleyiş yapısı, işlevler arasında işbirliği ve koordinasyon olmazsa olmaz gerekliliklerdendir. Denetim kavramını, onun sahip olacağı yapıyı, bu yapının işleyişini belirleyecek olan yönetim olduğuna göre yönetimin denetim için de rasyonel bir yapı ve işleyiş belirlemesi elzemdir. Daha önce dile getirdiğimiz denetim-soruşturma, rehberlik-denetim ikilemleri bu çerçevede doğru bir şekilde konumlanması, tanımlanması, işlevlendirilmesi gerekiyor. Denetim sistemi ana sistem, soruşturma, inceleme, kavramları da bunun alt işlevleri olduğunu ve bu kavramları birbirinden ayırmayı düşünmek yönetim teorisinin mantığına da uymuyor gibi geliyor. Rehberlik kavramı ise çok daha farklı bir anlayışla ele alınması gerekiyor.

Soruşturma: Soruşturmak işi. Bir sorunu açıklığa kavuşturmak amacıyla bir idari veya adli makamın yönettiği, ilgililerden ve tanıklardan bilgi toplama, konuyu inceleme işi, tahkik, tahkikat. Ceza muhakemesi hukukunda soruşturma, şikayet, ihbar veya başka bir şekilde bir suçun işlendiği izlenimini veren bir durumu öğrenen cumhuriyet savcısının yaptığı araştırma işlemlerinin tamamı.

Soruşturma: Bir konu, durum ya da olayı tanıklara ve belgelere başvurarak ayrıntılarıyla kovuşturma gibi anlamlar içeriyor. Dolayısıyla idari bir işleyiş prosedürünü tanımlayan kavramın kim tarafından yapılacağına dair çok farklı görüş ve düşünceler, değerlendirmeler bulunuyor.

Disiplin amirlerinin sorumluluklarının başında, disiplin soruşturmasını başlatmak ve yürütmek gelir. Disiplin hukukunda savunma, isnada ilişkin açıklama niteliğinde olduğundan, böyle bir açıklama, ancak memur hakkındaki isnat belli olduktan sonra yapılabilir. Bu da soruşturmanın açılması ve yapılmasını gerektirir.

Disiplin suçlarının tespiti ve ortaya çıkartılması için soruşturma yapılır. Ancak, disiplin soruşturmasının yöntemi konusunda ilgili mevzuatta herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle disiplin soruşturmaları da genel hükümlere ve teamüllere göre yürütülerek sonuçlandırılmaktadır.

Soruşturmayı tanımlayan nitelemelere bakıldığında bir sorunun varlığı halinde bu sorunun nedenine, nasılına ilişkin bir araştırma faaliyetinden söz edildiği ortadadır. Sorun, sisteme ilişkin olabilir, sistemi işleten kişilere ilişkin olabilir. Sonuçta bir araştırma faaliyeti yapılacaktır. Bu faaliyeti kimin yapacağı üzerinde durmak denetim işlevinin doğru tanımlanmasını gerektirir. Yönetim teorisi açısından bakıldığında yönetimin farklı farklı alt işlevleri olduğu, bu işlevler içinde ancak denetim işlevinin tüm diğer işlevler üzerinde bir işleve sahip olduğu görülmektedir. Denetim işlevi tüm diğer işlevler üzerinde sahip olduğu bu kapsayıcı işlevi nedeniyle araştırma işlevini dolayısıyla da soruşturma ve inceleme işlevini de yerine getirmesi doğaldır. Denetim kavramı sahip olduğu işleviyle yönetim sisteminin analizini de gerektirir.

Sorun soruşturmanın sadece suçluyu bulup cezalandırma düzeyinde kalmasında. Soruşturmanın tanımında var olan suçun neden ve nasıl ortaya çıktığının araştırılmasının genel sistem boyutunda da ele alınması gerekiyor. Mevcut sistemimizde suç unsurunu oluşturan öğeler ele alınırken mevcut mevzuat hükümlerine uymayan durumlar ve nedenleri ortaya konup belirlenmiş yaptırımların takdir edilmesiyle yetiniliyor. Bu durum bataklıktaki sinekleri öldürmeye benziyor. Suç işleyene ceza vermek ama suça neden olan sisteme hiç bakmamak denetimin alt dalı olan soruşturmanın tanımına da uymuyor. Soruşturma kavramı sistem düzeyinde de ele alarak işletildiği takdirde denetim işlevi amaçlarına ulaşmış olur. Denetimin amaçlarını ortaya koyarken yönetimin genel amaçları gözetmesi gerekiyor. Denetim işlevinin alt işlevleri olan soruşturma, inceleme ve rehberlik faaliyetleri yönetimin genel amaçlarına hizmet edecek şekilde kullanıldığı takdirde doğru sonuçlar verir. Soruşturmayı sadece yaptırım aracı olarak görmeyip sistemi iyileştirme, geliştirme aracı haline getirmek ise yönetimin belirleyeceği bir işleyiş düzenine bağlı. Oysa mevcut sistemimizde soruşturma sadece yaptırım aracı olarak kullanılmaktadır.

Denetim yönetimin bir alt dalı iken soruşturma tanımından da anlaşılacağı gibi bir araştırma faaliyeti olarak denetimin bir alt işlevi olarak görülmeli. Bu nedenle denetim ile soruşturmayı ayrı ayrı ele almak yerine bir arada ancak doğru bir bakış açısıyla ele almak çok daha doğru ve yararlı bir yaklaşım olacak gibi görünüyor.

Denetim işlevi elbette yönetimin bir alt dalı olarak bu işlevini yönetim adına yerine getirecektir. Ancak hangi düzeydeki yönetim adına bu işlev yerine getirilecek sorusu üzerinde belki özellikle durulabilir. Burada da denetimin bulunacağı konumun kurumsal yapı içinde doğru oturtulmasının gereği ortaya çıkıyor. Kurumsal yapı içinde bir tek denetim mekanizması mı kurulacak yoksa farklı düzeylerde farklı denetim mekanizmaları mı oluşturulacak sorusunun cevabını doğru vermenin gereği ortaya çıkıyor. Aslında oluşturulacak yapı hayatın içindeki işlevin özelliğine göre değişecektir demek çok daha doğru bir cevap olması gerekiyor. Zira hayatın içindeki hiçbir hizmet alanı diğerine birebir aynıyla uymaz. Eğitim faaliyeti ile sağlık hizmetlerine ilişkin faaliyetler, adalet işleri ile güvenlik işleri ve daha diğer tüm alanlar birbirinden farklı farklı özelliklere sahip alanlardır. Her alanın kendi özelliğine uygun bir işleyiş düzeninin kurulması gerekiyor. Bu ise oldukça zor bir iş.

Eğitim alanında denetim faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin sistemin etkin bir işleyişe kavuşabilmesi için oluşturulacak yapıda denetimi hem üst yönetime hem de işin en ince ayrıntısına kadar yürütüldüğü alt birimlere de yakın olacak şekilde dizayn etmek gerekiyor. Zira eğitime dair alınan kararların felsefi mantığı kadar işleyişteki uygulamanın da doğru uygulanması önemlidir. Denetimin bu çerçevede hem yönetime bağlı hem de özerk bir yapıda olması gerekiyor.

Rehberlik kavramının ayrı bir başlık altında ele almak gerektiğinden daha önce söz etmiştim. Rehberlik kavramının tanımına bakıldığında daha çok öğrencilere yönelik bir uygulama düzeninden söz edildiği görülmektedir. Buna göre rehberlik; bireyi tanımak ve kendisine tanıtmaktır. Kişinin kendi problemlerini kendisinin çözmesi, gerçekçi kararlar alması, yetenek ilgi ve isteklerini geliştirmesi, kendisiyle uyum içinde olması ve böylece kendini gerçekleştirebilmesi için yapılan sistemli, bilimsel ve profesyonel yardım sürecidir diye tanımlanır. Oysa eğitim sisteminin en üstündeki bakanın açıklamalarından iş görenlere yönelik bir rehberlik hizmetinden söz edildiği anlaşılmaktadır. Mesleki rehberlik kavramı da çoğu zaman öğrencilere yönelik boyutuyla ele alınırken yetişkinlere yönelik rehberlik kavramı ise daha çok kariyer gelişim süreci olarak ele alındığı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanının dile getirdiği rehberlik daha çok eğitim sisteminin içinde yer alan her tür iş görene yönelik bir uygulamanın hedeflendiği, okullara, il ve ilçelere yönelik rehberlik faaliyetlerini yürütmek amacıyla müfettişlik mevzuatında düzenleme yapılması hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle eğitim sisteminin içinde yönetici, öğretmen, diğer personel başta olmak üzere çok çeşitli çalışan grupları vardır. Eğitim sisteminin içinde yer alan okullar ve diğer kurumların çeşitliliği, kademelerin farklılığı ve branşlar bazındaki çeşitlilik yönüyle bakıldığında pek çok farklı alanla karşılaşılmaktadır. Tüm bu alanlarda görev yapan çalışanlar için tek bir rehberlik faaliyetinden söz etmek oldukça zordur. Rehberlik yapılacak alanlar, rehberlik yapılacak kişiler tümüyle çok çeşitlidir. Rehberlik faaliyeti kişilere yardım süreci olduğuna göre bu faaliyeti yürütecek kişinin o alanda yetişmiş olması gerekir. Bir kişinin tüm alanlarda yetiştirilmesi günümüz şartları dikkate alındığında mümkün değildir. Bakanlığın hedeflediği anlamda bir rehberlik faaliyetinin mevcut müfettişlik sistemiyle ve işleyiş düzeniyle yerine getirilebilmesi de mümkün değildir. Rehberlik faaliyeti bir yardım süreci olarak nitelendirilmektedir. Eğitim sisteminde kurum, kademe ve çalışan çeşitliliği açısından tüm alanlara hitap edecek bir rehberlik sistemi oluşturabilmek oldukça zordur. Yönetim birimlerine yönelik yapılacak rehberlik ile diğer personele veya eğitim personeline yönelik yapılacak rehberlik aynı içerik ve kapsamda olamaz. Özel veya resmi düzeyde faaliyette bulunan kurumlara yönelik rehberlik faaliyeti de çok farklı özelliklere sahiptir. Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü okul türü kurumlarla bakanlık, merkez ve taşra teşkilatı yönetim birimlerindeki faaliyetleri bir sepete koyabilmek mümkün değildir. Mesleki ve teknik düzeydeki okullarla akademik eğitim verilen okullar, okul öncesi ile ilkokul, ortaokul düzeyindeki okullar, bu kademelerde görev yapan eğitim personeli tümüyle çok farklı çalışma düzenlerine sahip alanlardır. Branşlar ve branşların çalışma düzenlerine ilişkin alanların tümünü kapsayacak bir tek başlı rehberlik sisteminden söz edebilmek oldukça zordur. Bunların tümüne yönelik bir rehberlik faaliyetini müfettişlik sistemi ile yürütüleceğini düşünmek sistemi tanımamak anlamına gelir. Bu yönüyle rehberlik işini ve bu işi yürütecek birimlere ilişkin kurulacak yapı üzerinde daha kapsamlı düşünmek gerekiyor. Bu yönüyle rehberliği sadece denetim sisteminin bir işlevi olarak görmek yanlış olacaktır. Rehberlik faaliyeti için yönetimin tüm alt işlevlerine yönelik ve her alt işlevin bünyesinde işlev görecek bir yapı kurulması gerekmektedir. Rehberlik bu yönüyle sadece denetim işlevinin bir alt basamağı olarak ela alınamaz.

Çağdaş devlet yönetim anlayışında olması gereken katılım kavramı bu çerçevede işbirliğini, yönetişimi, koordinasyonu da gerektiriyor. Yönetim, denetim ve diğer tüm alt işlevler arasındaki bütünlüğü sağlayan çimento ise yapının, organizasyonun, kurumsal sistemin kuruluş amaçları. Kuruluş amaçları ise hukuki metinlere dayalı olarak ortaya konması gerekiyor. Her toplumsal hizmet alanını tanımlayan eğitim, sağlık, güvenlik ve diğer alanların özelliği amaçların da çerçevesini çizmesi gerekiyor. Gerçek hayatın ortaya çıkardığı bu hizmet alanları amaçların çerçevesini belirlerken hukuki çerçeve de işleyiş düzeninin çerçevesini çizmesi gerekiyor.

Eğitim alanı özelinde değerlendirmeler yapıldığı için eğitim hizmetini üretme görevini üzerine alan Milli Eğitim Bakanlığı ve onun teşkilat yapısında yönetim, denetim ve diğer tüm alt işlevlerin doğru bir şekilde yapılandırılması, işletilmesi bu hizmetin kalitesine büyük oranda etki yapacaktır. Bu ise yönetmelik düzeyinde yapılan bir mevzuat düzenlemesi ile olmayacak bir iş. Hele hele geleneksel müfettişlik sistemini yeniden kurup hayata geçirerek bu sorunun çözüleceğini beklemek daha da zor. Yapılan düzenleme geçmişte yapılan bir hatadan dönüşe dair bir adımdan öte anlam taşımıyor. Bakanın söylediği hedeflere ulaşabilmek için eğitim sisteminde çok daha köklü düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Özellikle de 2018 sonrası ortaya çıkan yeni yönetim yapısı sonrası çok daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var.

Denetime doğru bir işlev ve yapı kavuşturmak bir başlangıç olabilir. Denetim sisteminin bakanlık ve taşra şeklinde ikili bir yapıda olacağı aşikar gibi görünüyor. Bu durumda hiç olmazsa bakanlık düzeyindeki denetim birimlerinin görev alanını sadece il/ilçe milli eğitim müdürlükleri olarak belirlemek çok daha yararlı bir işleyiş olabilir. Zira il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin ildeki denetim birimleri aracılığıyla denetlenebilmesi mümkün görünmediği gibi il/ilçedeki kurum ve kuruluşların bakanlıkta görev yapan denetim elemanları tarafından denetlenmesi de aynı şekilde işlevsel görünmüyor. Yapının kurulması sonrası denetim işlevini yürütecek kişilerin yetiştirilmesi ikinci önemli adım olması gerekiyor. Geçmişte uygulandığı gibi öğretmenler arasından yapılacak bir sınavla seçilecek kişilere verilecek bir-iki aylık eğitimle bu yetiştirmenin olması mümkün değil. Hele hukuk, iktisat, işletme gibi farklı alanlardan alınacak kişilerin de bu sürece dahil edilmesi sorunu büyütmekten fazla bir sonuç vermeyecektir. Yönetici seçme ve yetiştirme sorunlarımızın benzeri denetim sisteminin ihtiyaç duyduğu personel için de aynı şekilde varlığını sürdürmektedir. Yönetici ve denetim elemanı yetiştirmeyi özel bir alan olarak ele almak sistemde kalite için olmazsa olmaz bir bakış açısı olmalıdır. Bu çerçevede yine geçmişte yıllar yılı kağıt üzerinde kalan eğitim akademisi açmayı bugün daha ciddi olarak ama hayata geçirecek şekilde ele alınması bir zorunluluk.

 

                                                                                   Ali Hikmet Demir

                                                                              ahdemir35@gmail.com üzeyde alınacak eğitim formasyonu rı                                             



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okulda Şiddeti Önleme Tedbirleri Üzerine

  Son dönemde okullarda yaşanan olaylar eğitim sisteminin işleyiş düzeni üzerinde yeniden düşünüp tartışmanın gerekliliğini bir kez daha ort...