Milli Eğitim Bakanlığı köy okullarını açmayı
planlıyor. Bu planın hayata geçmesinin fayda ve zararları üzerinde durmak
gerekiyor. Köy okullarının açılmasının amaçlarının ne olduğunu bakanlık açıkça
dile getirmiyor. Ancak muhtemel amaçlar tahminle ortaya konabiliyor. Bu da çok
sağlıklı sonuçlar vermiyor. Bu durum bakanlığın genel bir yönetim anlayışı
olarak varlığını sürdürüyor. Aslında yönetim kültürümüzün genel işleyişi de bu
şekilde. Yönetenler alacağı kararın amacını ilgili taraflarla açıklıkla
paylaşmıyor. Hemen her zaman dile getirilen yönetişim kavramı bir türlü yazı ve
sözden öteye geçip uygulama şansı bulamıyor.
Aslında eğitime dair sorunlarımızın pek çok
nedenlerinden başta gelen kök sorunlarından birisi bu şekilde işleyen yönetim
kültürü uygulamalarımız. Yöneten, yönetme yetkisini kişisel inisiyatif alanı
içinde tutuyor. Yönetirken danışmayı, sormayı bir zaafmış gibi algılıyor.
Yöneticilik gücünün kaybolacağını zannediyor. Oysa yönetişim kavramı, tersine
danışmayı, sormayı, tartışmayı, amaçlardan herkesin haberdar olmasını, amaçlar
doğrultusunda fikir alışverişini gerektiriyor.
Milli Eğitim Bakanlığında hayata geçen
uygulamalar genelde alttan üste yapılan tartışma, görüşme ve değerlendirmelerle
ortaya çıkmaz. Üstten irade beyanı ile bakanlık bir uygulamayı hayata geçirmeye
karar verir. Alttaki birimler buna göre bir sistem dizayn etme çabası içine
girer. Oysa çağdaş dünyada hayatın içinden sistemler doğar. Sistemler hayata
göre dizayn edilirken hayatı kolaylaştırır, hayatta karşılaşılan sorunlara
çözümler üretir. Bizde eğitim sisteminde olduğu gibi hemen her alanda hayat
sistemlere uydurulmaya zorlanır. Bunun sonucunda da her zaman gerçeklik doğal
olarak galip gelir. Bizde eğitim sistemi başta olmak üzere pek çok alanda
proje/uygulama ve sistem enkaz/mezarlık/çöplüklerinin var olması bundan
doğmaktadır. Şu kısa geçmişe baktığımızda hangi proje/sistem/uygulama/ program
uygulamaları ile karşılaşmadık ki. Saymak için bayağı bir çaba harcamak
gerekiyor. Benzer şekilde mevzuat düzenlemelerinin değişme hızına da
bakıldığında bu hıza yetişebilmek oldukça güçtür. Yönetici atama ile ilgili
mevzuatın son yirmi yıl içindeki değişim sayısını bilen yoktur. Ortaöğretim/temel
eğitim alanındaki okul uygulama yönetmeliklerinin değişim sayısı, sınav ve
sınavla girilen okullara ilişkin sistem, üniversiteye giriş sistemi, müfredat
programlarının değişim sayısı vs, vs. Tüm bu değişim sürecine yakından bakıldığında
Milli Eğitim Bakanlığı hiçbir zaman gerekçe açıklama ihtiyaç duymamıştır. Neden
böyle bir şeye ihtiyaç oldu sorusunun muhatabı bulunmaz. Milli Eğitim
Bakanlığındaki işleyiş tam bir körler sağırlar diyaloğu şeklindedir.
Bu çerçevede köy okullarının açılış amacının
muhtemel gerekçeleri açıklanmadığından yine herkes kendince tahminlerde
bulunmak zorunda kalıyor.
Köy okullarının açılmasının muhtemel
yararları ve zararları üzerinde yapılacak bir değerlendirme bu yönüyle çok
iddialı bir çalışma değildir. Kişisel okuma, gözlem ve tecrübeye dayanan bu
değerlendirmeyi bu yönüyle ele almak gerekir. Köy okullarının açılmasının
muhtemel yararları farklı farklı yönlerden ele alınmalıdır. Okul devletin bir
kurumu olarak eğitim hizmetini o hizmeti talep edenlere yakın bir yerden
sunmakla daha büyük yararlar ortaya çıkacağı zannediliyor. Bu bir yarar olarak
görülebilir. Okulun açılması köy hayatına bir canlılık getireceği farz
ediliyor. Köy çocukları yakınlarındaki okula gelip gitmede daha büyük bir
kolaylığa sahip olacakları için fazla yorulmayacak ve derslere daha iyi çalışacak
ve eğitimin kalitesi yükselecek diye düşünülüyor. Yüz binlerce mezun öğretmene
iş kapısı açılacak diye düşünülüyor. Açılan her okula yönetici ve diğer
personel istihdamı doğmuş olacak diye düşünülüyor. Açılan her okul taşımalı
eğitim yükünün azalmasına neden olacaktır diye de düşünülüyor olabilir. Vatandaş
yaşadığı yere gelen öğretmene daha kolay yaklaşacağı için eğitimli insanlarla
etkileşim toplumsal kültürlenmeyi geliştirecektir diye de düşünülüyor olabilir.
Bu muhtemel yararlar ekonomik, sosyal, eğitsel yararlar şeklinde
başlıklandırılabilir.
Bunun dışında açılacak okulların ortaya
çıkarması muhtemel zararlar üzerinde de ayrıca durmak gerekiyor. Geçmişten bu
güne eğitim faaliyetlerine yönelik köy veya kent her durumda defalarca denenmiş
uygulama tecrübelerimiz var. Bu tecrübelerden hareketle köylerde yapılan
eğitimden yeterli verim alınamadığı görüldüğü için taşımalı eğitim sistemi,
yatılı bölge okulları sistemi gibi sistemler ülkemizde uygulandı. Eğitim
hizmetinin yakından sunulacağı zannedilen köy okullarının öğrenci sayısı
oldukça düşük. 5-10 öğrencinin olduğu bir okulda tüm kademelere yönelik bir
eğitim hizmeti sunan okulun açılması mümkün değil. Açılacağı düşünülen köy
okulları denilince akla okul öncesi ve ilkokullar gelmektedir. Okul öncesi ve
ilkokul dışındaki bir okulun köy okullarına açılabilmesi zaten mümkün de değil.
Okul öncesi ve ilkokul çağı çocuklar için açılacak okullardan köy ilkokulları
sistemi yıllar boyunca ülkemizde uygulandı. Köy ilkokulları birleştirilmiş
sınıflı okullar şeklinde ve tek derslikli olarak açılmak zorunda. Her sınıftaki
öğrenci sayısının yetersiz olması eğitim sisteminde birleştirilmiş sınıflı
eğitim kavramının doğmasına neden olmuştur. Birleştirilmiş sınıflı okul
uygulamasına ilişkin sistem artık üniversitelerde bile öğretilmekten çıkmış
durumda. Birleştirilmiş sınıflı okul uygulamasından haberdar olmayan
teorisyenlerimiz öğretmen adaylarına kağıt üzerinde birleştirilmiş sınıfı
öğretemedikleri için öğretmenler ancak böyle bir ortamla karşı karşıya
geldikten sonra acemi nalbant misali deneme-yanılmalarla bu işe aşina
olabiliyorlar.
Birleştirilmiş sınıflı eğitim uygulamasının faydalarına
ilişkin uzun yazılı dokümanlar bulmak mümkün. Bununla birlikte uzun uygulama
tarihimiz boyunca bu alanda yetkin öğretmen yetiştirilememesinin bir sonucu
olarak birleştirilmiş sınıf uygulaması ülkemizde kanayan bir yaraya dönüşmüştür.
Bu kanayan yaraya yatılı bölge okulları ve taşımalı eğitim sisteminin
geliştirilmesi ile çare bulunmaya çalışılmıştır. Birleştirilmiş sınıflı
okullara yetkin öğretmen bulunamaması nedeniyle bu gibi okullar çoğu zaman
yılda üç-beş defa değişen ücretli veya vekil öğretmenlerin eline kalmıştır. Yetkin
öğretmen elinden geçmeksizin ilkokulun belirli bir sınıfına kadar
birleştirilmiş sınıflı okullarda öğrenim gören öğrenci daha büyük bir okula
gittiği zaman devasa eğitim-öğretim eksikleri ile bulunduğu okullara uyum
sağlamakta zorluk yaşar hale gelirler. Bu öğrencilerin eğitim-öğretim
eksiklerinin giderilmesi genelde mümkün olmaz. Bu nedenle aslında
birleştirilmiş sınıflı okullarda yapılan eğitim öğretim faaliyetleri yoklukla
malül bir durumdadır denilse yanlış olmaz.
Birleştirilmiş sınıflı okulların bulunduğu
köy/mahalle türü yerleşim yerleri genelde ulaşım imkanları da oldukça zor olan
yerlerde bulunur. Böyle bir yere atanan öğretmen burayı genelde benimsemez.
Ulaşım imkanlarının geliştiği günümüzde çoğu öğretmen tuttukları servislerle
şehir merkezlerinde ikamet edip görev icabı birkaç yıl bu tür ulaşımı güç
yerlere gidip gelerek adeta çile doldururlar. Bu nedenle bu tür yerlerde görev
yapan öğretmenlerin köylü ile etkin bir iletişim kurabildiğini söylemek zordur.
Öğretmen servisle veya bir araçla geldiği okuldaki görevini bitirir bitirmez
okuldan ayrılır. Okulun bulunduğu köy/mahalle sakinleri ile etkileşimi minimum
düzeyde olur. Zaten bugün çoğu vatandaş sahip olduğu imkanlarla dünyanın her
yeriyle etkileşim imkanı bulabilmektedir. Bu imkana sahip olamayan kişilerin
ise zaten böyle bir imkansızlık içinde daha temel ihtiyaçlarına odaklanma
nedeniyle ilgi çabalarını daha uzağa çevirmeye de güç/zaman/ihtiyaç duyamaz
halde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Köy okullarının açılmasının en büyük faydası
belki atanma sırası bekleyen devasa atanamayan öğretmen grubuna faydası olacak
denebilir. Bunun dışında bir ekonomik, sosyal, eğitsel faydanın ortaya çıkacağı
iddiası tarihi, sosyal ve eğitsel gerçekliklerle örtüşmemektedir.
Açılacak köy okullarının sayısı her yerleşim
yeri için onları ve hatta yüzleri bulabilme ihtimali söz konusudur. Bu kadar
dağınık kurumda etkin bir yönlendirme, işbirliği, koordinasyon yapılabilmesi
mümkün değildir. Bu güne kadar yapılamamış bu işlemin bugün yapılabilir halde
olduğu iddiası eğitim sisteminin gerçekliklerinden haberdar olunmadığı anlamına
gelmektedir. Her bir okulun ihtiyaçlarının karşılanması, işlevsel halde
tutulması önemli bir sorundur. Doğu ve güneydoğu bölgesi başta olmak üzere
kırsaldaki okullar hemen her yıl yeniden bakım ve onarım ihtiyacı gösterir. Kapı,
pencere, tuvalet ve diğer alanları okulların tatile girmesi ile birlikte
kullanılamaz hale gelir. Bir sonraki yılbaşında göreve gelen öğretmen kurumu
tekrar hayata geçirmek için büyük çabalar harcar. Çoğu zaman bu çabalar boş
kalır.
Açılan her bir okulun bakımı, temizliği,
işler halde tutulması ayrı bir çalışmayı ve çalışanı gerektirmektedir. Bu
kişilerin olmadığı her okulda işler öğretmenlere düşmektedir. Bu tür okulların
yönetimi ise ayrı bir sorundur. Sistemde bir okul olarak tanımlanan her kurum
bakanlık tarafından bir birim olarak görülmekte ve her okuldan istenen işleyiş
düzeni her bir birimden aynı şekilde istenmektedir. Çoğu zaman kağıt üzerinde
bir işleyiş söz konusudur ve bu durumdan hiç kimsenin haberi olmaz. Böylesi
okullarda görev yapan yöneticilere müdür yetkili öğretmen ismi verilmekte olup
hem müdür, hem öğretmen hem hizmetli hem memurluk görevini yürütmek zorunda
kalan bu kişilere yönelik bir denetim ve rehberlik sürecinin de işlemesinde
önemli sorunlar ve güçlükler söz konusudur.
Bakanlığı yöneten
sayın yetkililerin uygulamaya yönelik emir ve kararları almadan önce uygulamaya
yönelik yaşanabilecek muhtemel fayda ve zararın analizini doğru bir şekilde
yapması ülkenin zaten sınırlı olan kaynaklarının daha fazla heba edilmemesi
adına büyük bir önem arz etmektedir. Bunun için de yönetişim kavramının sözde
ve yazıda kalmaması gerçek anlamıyla uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Bu
gerçekleştirilebilirse devasa insan gücüne sahip eğitim sistemi bu
potansiyelini hareket geçirilebilir. Ülkemiz bu güce ve tarihi tecrübeye
sahiptir. Yeter ki bundan yararlanma yolu doğru bir şekilde keşfedilebilsin.
Ali Hikmet Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder