Eğitim sistemi yasal
çerçeveyle belirlenmiş hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla resmi ve özel
kurum ve kuruluşların oluşturulmasına izin veren bir yapı içinde işlemektedir.
Resmi de olsa özel de olsa tüm kurum ve kuruluşlar için belirlenen hedefler
eğitime dair yasal dokümanlardan olan Milli Eğitim Temel Kanununda siyasal,
sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik temellerin üzerinde işleyecek şekilde
kurulması istenir. Eğitim sisteminin yasal çerçevesine bakıldığında aslında çok
da sorun yoktur izlenimi edinmek mümkündür. Bununla birlikte sosyal sistemlere
yönelik değerlendirmeler sadece yazılı dokümanlara bakılarak yapılamaz. Yapılırsa
gerçeklikle oldukça uzak bir noktaya gidilmiş olur.
Eğitim
sistemlerinin sadece resmi kurum ve kuruluşlar eliyle işletilmesi mümkün
olmadığı gibi dünya gerçekleri ile de örtüşmez. Siyasal tartışma konuları
kapsamına giren kamu/özel sektör ayrımı her alanda olduğu gibi eğitim
sektöründe de her zaman varlığını devam ettirmiştir. Ülkemizde de geçmişten bu
güne gelen özel öğretim işleyiş düzeni varlığını devam ettiriyor. Özel öğretim
faaliyetleri eğitimin her alanına yayılmaya çalışılıyor. Bu çabaya olumlu da
olumsuz da bakanlar var. Bu bakışın temelinde siyasal bakış açısının büyük
etkisi var.
Resmi eğitim
sistemi devlet tarafından sunulan bir hizmet olarak herkes için aynı şekilde
verilmeye çalışıldığı iddia edilmekle birlikte bu hizmetleri talep eden toplum
kesimlerinin bilinç düzeyiyle doğrudan ilgili bir durumun varlığını kabul etmek
gerekiyor. Özel öğretim sistemi de bu yönüyle kamunun verdiği eğitimle yetinmek
istemeyen toplum kesimlerinin yoğun talepleri sonucu ortaya çıkan bir işleyiş
düzeni. Eğitim kavramına yüklenen anlam toplumda herkes tarafından aynı kapsam
ve düzeyde değil. Eğitime daha büyük anlam yükleyenler kamuyu da kendi
isteklerine göre harekete geçirmeyi çoğu zaman başarıyor.
Okul öncesi
eğitimin yaygınlaşma süreci bu söylemin en güzel örneği durumunda ele
alınabilir. Okul öncesi eğitimin amacına bakıldığında sosyo ekonomik yönden
geri kalmış bölge ve yörelerde akranlarına göre daha geri kalmış çocukların
kayıplarının telafisi amaçlanmış iken bu kademenin ülkemizde öncelikle sosyo
ekonomik yönden gelişmiş yöre ve bölgelerde yaygınlaştığı görülür. Eğitim
hizmeti kamusal bir faaliyet olarak resmi kurum ve kuruluşlarca yerine
getiriliyor görünse dahi talep eden toplum kesimlerinin aktiflik/pasiflik
durumuna göre kendine yön çiziyor. Özel öğretim faaliyetleri bu yönüyle daha
açık bir gösterge durumundadır. Özel öğretim faaliyetleri özel teşebbüs
tarafından kurulur ve işletilir. Özel teşebbüs sahip olduğu maddi imkanları
kullanarak fiziki ortamları oluşturur. İhtiyaç duyulan personeli görevlendirir.
Kayıt olmak isteyenler belirlenen öğrenim ücretini ödeyerek bu eğitim
hizmetinden yararlanma hakkını elde eder. Dünyadaki özel öğretim işleyiş düzeni
her ülkenin kendi siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve daha birçok farklı özelliklerine
göre yapılandırılıp işletilir.
Özel öğretimin
özel teşebbüs tarafından kurulup işletildiğini söylemek bu alanın kamudan
bağımsız olduğu anlamına gelmez. Tersine özel öğretim devlet tarafından sıkı
bir şekilde yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bununla birlikte özel öğretim
alanının kontrol edildiği kadar etkin kullanıldığını söylemek doğru olmaz. Ülkemizdeki
özel öğretim işleyiş düzeni genel olarak özel öğretim mevzuatı tarafından
şekillendirildiği söylenebilir. Eğitim sistemine ilişkin mevzuat düzenlemeleri
özel öğretim alanı için de söz konusudur. Ülkemizde özel öğretim alanı Milli
Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilir. Milli Eğitim Bakanlığı özel öğretim
alanına yönelik istikrarlı, standart, rutin, değişmez, kendinden emin bir
işleyiş düzenine sahip olduğunu söylemek oldukça zordur. Özel öğretim alanında
sürekli değişmeler vardır. Mevzuat, uygulama usulleri, standartlar ve işleyiş
düzeni sürekli değişmektedir. Bu durum istikrarsızlığı daha da büyütmektedir.
Bir dönem özel öğretime yönelik devlet teşvikleri yapılırken bir süre sonra bu
teşviklerin kaldırıldığı görülür. Teşviklere güvenerek kurum açanlar bir süre
sonra açıkta kalabilmektedir. Özel öğretime yönelik sürekli değişimin yaşandığı
alan kurumların açılış sürecinde kullanılan standartlarda görülür. Eğitim
yapılacak ortamlara yönelik havalandırma, aydınlatma, kullanılacak alan,
personele yönelik isteğe bağlı ve zorunlu bölümler sürekli değiştirilen başlıca
alanlardır.
Eğitim sistemini
genel olarak yöneten Milli Eğitim Bakanlığının bakış açısı tüm eğitim sistemini
olduğu gibi özel öğretim alanını da doğrudan etkilemektedir. Eğitimin
yönetiminden sorumlu olan bakanlığın bakış açısına ilişkin yasal çerçeve bir
fikir vermekle birlikte yeterli kanaat oluşturmada yetersiz kalacaktır. Bakanlığın
bakış açısı konusunda yapılacak değerlendirmenin herkes tarafından aynı şekilde
olacağını beklememek gerekiyor. Bakış açısı bakan kişiden kişiye değişecektir. Bu
farklılık ancak herkese açık veri paylaşımı ile ortadan kaldırılabilir. Oysa
ülkemizde eğitime dair açık veri paylaşımı konusunda oluşmuş geleneksel bir
işleyiş düzeni bulunmamaktadır. Veri paylaşımı olmayınca herkes kendine göre
yorumlar yapmak zorunda kalıyor. Eğitime dair bakış açısına ilişkin kanaat elde
edebilmek için eğitime dair uygulamalara bakmak gerekiyor. Eğitime dair
uygulamaları tek kelimeyle ele alıp değerlendirmek çok zordur. Ekonomik,
sosyal, siyasal, kültürel, psikolojik boyutları olan çok yönlü, çok taraflı,
karmaşık bir faaliyettir. Özel öğretim sınırları içinde bir değerlendirme bu işi
biraz daha kolaylaştırabilir. Özel öğretimle sınırlansa da genel olarak eğitim
kapsamındaki her faaliyetin özel öğretim alanında bulunması işi yine de
zorlaştırmaktadır. Özel öğretim, eğitimle ilgili her alanda faaliyet imkanı
sunar. Örgün ve yaygın her alan özel öğretim alanında yer alır. Özel öğretimin
içinde sadece öğretim boyutu yer almaz. Eğitim, rehberlik, yönetim dahil toplu
veya bireysel her tür faaliyet özel öğretimin içinde vardır.
Özel öğretim
alanının kamuya ait kontrol alanı içinde olması denetime odaklanan bir bakış
açısına yönelik değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Eğitim uygulamaları
içinde denetim alanı bakanlık tarafından ele alınması gereken en can alıcı
uygulama alanıdır. Bu alanın özel öğretim alanına etkisi de diğer tüm alanlar
için olduğu kadar önem taşımaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının denetime yönelik
bakış açısı konusunda önemli sorunlar vardır. Eğitim politikaları genel hatları
ile iyi belirlenmediği durumlarda eğitimin alt basamaklarına yönelik
politikalar da yine benzer bakış açısıyla ele alınır. Denetim politikası da bu
alt basamaklardan sadece birisidir. Denetime dair bir politikadan söz etmek
oldukça güçtür. Denetime yönelik bakışı doğru betimlemek denetime yönelik
uygulamalardan ortaya çıkar. Denetim sistemi yasal olarak var gibi görünse de
işleyiş düzenine bakıldığında sistemden çok günlük uygulamalardan söz etmek
daha doğru olacaktır. Günlük uygulamalar ise uygulama yetkisini elinde
bulunduran kişilerin kişisel anlayışlarına göre değişmektedir. Uygulama
yetkisine sahip olanlar kendi kişisel anlayışlarına göre yetkilerini
kullanırken sistemden çok günübirlik uygulamalardan söz edilebilir.
Denetim konusu
eğitim sistemimizde günübirlik değişmelerle ele alındığı için istikrarlı bir
yapı ortaya çıkamamıştır. Bu durum eğitimin tüm alanlarını olduğu gibi özel
öğretimi de aynı şekilde etkilemiştir. Denetime dair politikasızlık özel
öğretimde de politikasızlığı doğurmuştur.
Bugün bu politikasızlığın
yarattığı sorunlar özel öğretimi sorunlar yumağına dönüştürmüştür. Özel
öğretimde okullar genel eğitim sorunlarından kurtulamazken sınav odaklı öğretim
yaklaşımı özel öğretimi içinden çıkılmaz sorunların içinde boğulur hale getirmiştir.
Sınav odaklı eğitim-öğretim yaklaşımı özel öğretim alanındaki kontrol dışı
alanların daha da büyümesine neden olmuştur. Eğitimdeki sınav odaklı yaklaşım
okuldaki eğitimi değersizleştirirken sınavlara hazırlık imkanı sunan ortamların
değer kazanmasına, ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Sınav odaklı eğitim
ortamları olarak özel öğretim alanındaki kurslar en kolay sınav hazırlık
yerleri haline gelmiştir. Oysa özel öğretim alanındaki yapılan mevzuat
düzenlemeleri bu alanı görmezden gelmiş gibi görünmektedir. Sınavlara hazırlık
eğitimi yapılan kursların çalışma düzenleri ihtiyaçlar dikkate alınmaksızın yapılmadığı
durumlarda ihtiyaçlar düzenlemelerin her zaman önüne geçmektedir.
Bugün ülkemizde özel
öğretim alanında ihtiyaçlarla düzenlemelerin çatışmasının ortaya çıkardığı
karmaşa devasa boyutlara ulaşmış durumdadır. Özel öğretim alanında kendileri
için çizilmiş çerçevenin içinde kalmakla toplumda devasa boyutlara ulaşmış
ihtiyaçları karşılamak arasında sıkışıp kalmış olan kurumlarla sınava
hazırlanma ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını bilemeyen öğrenciler arasında
yürütülen gizli bir sözleşme sürüp gidiyor. LGS sınav hazırlıklarına yönelik
kursların açılmasına izin vermeyen, üniversite giriş sınavlarına yönelik
kursları tek dersle sınırlayan bakanlık ihtiyaçların gayri meşru yollardan
karşılanmasına adeta herkesi zorluyor.
Ali Hikmet Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder