Müfredat
değişimi ile ilgili taslak üzerinde görüş ve değerlendirmeler kamuoyunda yoğun
bir şekilde devam ediyor. Taslaklara yönelik görüş ve değerlendirmeler büyük
oranda bakanlığa ulaşmış durumda. Taslaklarla ilgili bundan sonra yapılacakları
hep birlikte takip edeceğiz.
Müfredatın
uygulanma durumu yakından takip edilmeden değiştirilmesi yararlı olmaz. Eğitim
sistemimizde müfredatın uygulanma durumuna yönelik bir takip ve değerlendirmenin
etkin bir şekilde yapılabildiğini söylemek oldukça zor görünüyor. Buna rağmen
müfredat değerlendirmesinin hangi veriye dayanarak yapıldığı konusunda sorular
oluşuyor.
Okulöncesi,
ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim düzeyinde derslerde uygulanan müfredata
ilişkin veriler nereden elde edildi?
Okulöncesi,
İlkokul, Ortaokul ve Ortaöğretim düzeyinde 2016 yılından beri hiçbir denetim
yapılmamakta iken verilere nasıl ulaşıldı?
Müfredatın
uygulanmasına ilişkin veriler nereden elde edildi?
Milli
Eğitim Bakanının basındaki açıklamalarından müfredata ilişkin değerlendirme
ihtiyacının PİSA sınavlarındaki verilerin incelenmesi sonucunda ortaya çıktığı
anlaşılıyor. Bakanlık eğitim sisteminin içindeki işleyiş sürecini, sürece
ilişkin verileri kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşmıyor. Yıllık olarak
yayınlanan istatistiklerde sadece sayısal veriler paylaşılıyor. Bu verilerden
hareketle sistemin işleyişine ilişkin bir kanaat oluşturabilmek mümkün değil.
Bakan
beyin söylemlerinden hareketle bakanlıktaki çalışma sistemleri hakkında ancak tahminlerde
bulunulabiliyor. Oysa yıllarca söylemlerde kullanılan yönetişim kavramının
içinde sisteme ilişkin her tür verinin şeffaf bir şekilde paylaşılması, alınan
kararların sistemin içinde yer alanlarla işbirliği içinde çalışılması ile
alınacağı gibi temel ilkeler var. Buna rağmen müfredata ilişkin değişime
ihtiyaç olduğunu gösteren veriler açık bir şekilde hiç kimse ile paylaşılmadı.
Bakan beyin söylemlerinde PİSA sınavlarında başarılı olan ülkelerin eğitim
sistemleri ile ülkemiz eğitim sisteminin karşılaştırıldığı, bu karşılaştırma
sonucunda kendi eğitim sistemimizdeki değişim ihtiyaçlarının ortaya çıktığı
yönünde değerlendirmeler yaptığı görülüyor. Eğitim sisteminin içinde müfredatta
hangi alanlarda ne tür değişimlere ihtiyaç olduğuna dair bir tartışma, görüşme,
inceleme, araştırma yapıldığı duyulmuş değil. Buna rağmen bir anda büyük bir
çabayla yüzyıla yönelik bir müfredat çalışması ve buna ilişkin taslaklar
kamuoyunun görüşüne sunuldu. Bir hafta içinde değerlendirme yapılması istendi.
Taslaklara yönelik yapılan genel değerlendirmelere bakıldığında bu sürenin
yeterli olmadığı dile getirildikten sonra bakanlık bu süreyi bir miktar daha
uzattı. Buna rağmen bu sürecin yeterince sağlıklı yürütüldüğünü söylemek güç
görünüyor.
Okul
öncesi eğitim programı daha henüz 2024 Şubat ayında yeni yayınlanmıştı. Buna
rağmen taslakta 392 sayfalık devasa bir değişimin hazırlandığı görülüyor. Okul
öncesi eğitime yönelik çalışmalar okullarda öğretmenler tarafından
uygulanmaktadır. Öğretmenlerin uyguladığı 2013 programı Şubat 2024’te değişmiş
iken Mayıs 2024’te yeniden değişmesinin nedenine ilişkin tatmin edici herhangi
bir açıklama yok dense yanlış olmaz. Okul öncesi eğitim programının
uygulanmasına ilişkin veriler kamuoyuyla paylaşılmış değil. Okulöncesi eğitim
faaliyetleri ancak öğretmen görüş ve değerlendirmelerine dayalı olarak
yapılabiliyor. Okulöncesi eğitim programının öğretmenler tarafından nasıl
uygulandığına ilişkin bir veri yok. Okulöncesi eğitim programlarının uygulama
süreçlerinin sınıf ortamında takip edilmesi gerekirken böyle bir takip,
denetim, rehberlik ve değerlendirme yok. Sadece öğretmenin kişisel anlayışına
dayalı bir uygulamanın ne derece etkin uygulandığı bilinmeden hemen
değiştirilmesinin mantığını anlamak oldukça zor görünüyor.
İlkokul
düzeyindeki müfredat değişimi için ilkokullardaki uygulamalara yönelik
verilerin bulunması gerekiyor. Oysa bakanlıkta ilkokula yönelik uygulamalar
konusunda da yakından bir takip, denetim ve değerlendirme yapılmıyor. Denetim
ve değerlendirme olmaksızın verilere nereden ulaşıldığı sorusunun cevabı yok.
İlkokullarda sınav yapılması uygulaması son dönemlerde kaldırılmış durumda.
Sınav olmamasına rağmen uygulanan müfredatta ölçme ve değerlendirme olmak
zorunda. İlkokul düzeyinde öğretmenler tarafından yapılması gereken ölçme
değerlendirme sürecine ilişkin herkes tarafından anlaşılan, uygulanan, bilinen
bir yöntem, teknik gibi veri toplama araç gereci bulunmuyor. Müfredatta her
öğretmenin kişisel anlayışına dayalı ölçme değerlendirmeye yönelik yönlendirmeler,
bilgilendirme ve açıklamalar var. Bununla birlikte bunların kullanımına yönelik
bir takip ve değerlendirme olmaması nedeniyle bu araç gereçler hemen hiç
kullanılmıyor. Bu araç gerece dayalı toplanmış bir veri de bulunmuyor. İlkokul
düzeyinde de müfredatın uygulanma düzeyine ilişkin bir denetim, değerlendirme
sistemi, süreci yok. O halde ilkokul düzeyinde mevcut müfredatta değişim
ihtiyacı nereden doğdu sorusunun da cevabı bulunmuyor.
Bakan
beyin söylemlerinden PİSA sınav sonuçlarından hareketle sistemde sadece
müfredata yönelik alt ve üst kademelere doğru bir değişim çalışmasının
yapıldığı anlaşılıyor. Bu çerçevede muhtemelen bu çalışmalarda görevlendirilmiş
öğretmenlere müfredatı sadeleştirin talimatı verilerek bir taslak
hazırlatılması yoluna gidilmiş gibi görünüyor. Görev alan öğretmen grupları
kendi branşları bazında alt ve üst kademelere yönelik masa başı çalışmaları
yaptıklarını söylemek çok da yanlış olmaz. Elbette bu masa başı çalışmalarında
alt ve üst kademelerde görev yapan öğretmenlerin önceki yıllarda dile
getirdikleri önerilerden oluşan raporlardan yararlanıldığını kabul etmek aklın
bir gereği. Ancak bu çalışma sisteminin eğitim bilim ilkelerine, program
geliştirme sürecinin ilkelerine tam olarak uyduğunu iddia etmek güç.
Bakanlığın
her kademeye yönelik uygulanan müfredatın değiştirilmesine ilişkin gerekçesini
kamuyla mutlaka şeffaf bir şekilde açıklaması gerekiyor. Bu gerekçede mevcut
durum ve sorunların, değiştirilmeye ihtiyaç duyulan yönlerin somut verilere
dayalı olarak anlatması, açıklaması gerekiyor.
Müfredat
değişim çalışmalarına bakıldığında PİSA sonuçlarının bu çalışmaya dayanak
teşkil ettiği daha net görülüyor. PİSA sonuçları fen, matematik ve dil
alanındaki becerilere yönelik mevcut durumu gösteriyor. Bu alanlar da programlarla
ilgili. Bu nedenle müfredat dışındaki eğitim alanındaki sorunların bu aşamada
ele alınmama gerekçesi daha kolay anlaşılabiliyor. Bakanlık PİSA sonuçlarındaki
başarı/başarısızlık nedenlerini müfredat değişimi ile çözebileceğini düşündüğü
anlaşılıyor. Oysa eğitim sisteminde müfredat alanı dışında da pek çok çalışma
ihtiyacı bulunan alanlar var. Fakat eğitime dair en somut veriler PİSA
sonuçlarında ortaya çıkıyor. PİSA türü sınavlar dışında eğitimin niteliğine
dair bir veri toplama aracı yok. Son dönemde bakanlık ABİDE(Akademik
Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) isimli PİSA sistemine uyum
sağlayacak başka değerlendirme sistemleri de geliştirmeye çalışıyor.
Eğitim
sisteminde akademik başarı alanı dışında başka çalışma alanlarının da dikkate
alınması gerekiyor. Eğitim sadece akademik başarıdan ibaret değil. Akademik
başarı sadece müfredat alanında yapılacak değişmelerle geliştirilemez. Akademik
başarı eğitim sisteminin içindeki çalışma düzeninde yaşanan sorunların tümünün
bir sonucu, göstergesi. Oysa bakanlık sadece akademik başarıya odaklanarak
sistemdeki diğer sorun alanlarını görmezden gelerek tüm sorunları
çözebileceğini inanıyormuş gibi davranıyor.
Eğitim
sisteminde akademik başarı dışında başka sorun alanlarına odaklanılmadığı
göstergesini söylem düzeyinden çıkarmak gerekiyor. Ancak eğitim sisteminin
sorun alanları konusunda gösterge niteliğinde bir veriye ulaşmak kolay değil.
Akademik başarıda PİSA sonuçları bir gösterge iken sistemin diğer çalışma alanlarına
yönelik benzeri bir veri toplama aracı bulunmuyor.
Eğitim
sisteminde merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı, bu teşkilatın çalışma sistemi,
bu yapının işleyiş düzeni, yapının içinde yer alan yönetici, öğretmen ve diğer
personel, eğitimin yapıldığı yerler olan okulların mevcut durumlarının
niteliği, eğitimin yönetilmesi, öğrenme-öğretmen süreçlerinin uygulanması gibi
pek çok alanda ne tür sorunların olduğuna dair veri üretebilmek oldukça zor. Bu
tür verilerin üretilebilmesi ancak sistemin çözümlenmesi sonucunda mümkün
olabiliyor.
Eğitim
sisteminde yönetim bilim ilkeleri açısından bakıldığında sistemin işleyişi
ancak denetim/değerlendirme çalışmaları ile yapılabiliyor. Denetim faaliyetleri
yönetim sisteminin alt sistemi olarak sistemin çözümlenmesini, sistemin
belirlenen amaçlar doğrultusunda işletilmesinin düzeyini, durumunu, niteliğini
belirlemek amacıyla yapılması gerekiyor. Literatürde denetim işlevi, diğer
yönetim işlevlerinin üstünde, her bir işlevin genel yönetim hedeflerine ne
derece uygun hareket edildiğini takip edip değerlendiren bir üst işlev olarak
tanımlanmaktadır.
Oysa
eğitim sistemimizde denetim sistemi uzun zamandır veri üretmekten çok uzak bir
duruma getirilmiş durumda. 2016 yılından beri eğitim sistemimizde denetim
çalışmaları adı altında bir çalışma yok denecek düzeydeydi. 2022 yılına
gelinceye kadar denetim alanında bir mevzuat dahi yoktu. Denetim alanında çalışan
personel sayısı en alt düzeylere kadar inmişti. Eğitim sisteminin denetim
görevini yürüten birimlere 2009 yılından beri çalışan alınmıyordu. Çok yetersiz
sayıdaki personel ile denetim çalışmasının yapılması mümkün olmaması nedeniyle
denetim faaliyeti tamamen durmuş düzeylerdeydi. Mevcut müfettişlere yönelik
çalışma düzeni kaldırılmıştı. Mevcut müfettişlerin yaptığı denetim görevi şahsa
bağlı kadrolara dönüştürülmüş ve emekli olan müfettişlerin yerine yeni müfettiş
alınması yapılmıyordu. Bu durum 2022 yılına kadar devam etti. 2022 yılında yeni
bir mevzuat düzenlemesi yapılarak 13 yıl sonra ilk defa denetim işini yapacak
personel alınmasına yeniden karar verildi. Bu karar öncesi illerin çoğunda
müfettiş sayısı çok çok yetersiz düzeylerde, hatta bazı illerde hiç müfettiş
kalmamış durumda idi. Bakanlık 2022 yılında 750 kişilik bir müfettiş kadrosu
almayı planladı ve kamuoyuyla paylaştı. Bakanlığın bu güne kadar yaptığı iki
sınavda almayı düşündüğü 750 kişilik kadroyu doldurmayı başaramadı. Halen bunun
yarısına yakın kişiyi sisteme ancak dahil edebilmiş durumda.
Eğitim sisteminde denetim
faaliyetlerinde önemli sorunlar yaşanıyorken sistemin sağlıklı işlemesine
ilişkin denetim aracılığıyla bir veriye ulaşılabilmesini beklemek akla uymayan
bir beklenti. Dolayısıyla denetim sistemi işlemeyince genel sistemdeki sorunlar
da doğru bir şekilde tanınamıyor. Denetim bir yönüyle vücuttaki sinir
sisteminin görevini yerine getirmesi gerekirken bizim sistemimizdeki denetimin
mevcut durumuna bakınca felce uğramış bir eğitim sistemi haline gelindiği
söylense yanlış olmayan bir görüntüyle karşılaşılıyor. Zira denetim sistemi
etkin bir şekilde işletilemiyor. Yeterli personel yok. Etkin bir yapı
kurulabilmiş değil. Yönetim bilim ilkelerine uygun bir yönetim-denetim sistemi
kurulabilmiş değil. Nasıl bir
denetim sistemi sorusunun cevabını çözmeden etkin bir yönetim sistemi
kurulabilmesi mümkün değildir.
Bu
durumda eğitim sistemindeki sorun alanları konusunda kamuya açık sağlıklı bir
veri sunabilmek çok kolay olmuyor. Müfredata yönelik değişim sürecinden acilen
çıkılması sonrası eğitim sistemimize tepeden fakat eğitim bilim ilkelerine
uygun bir anlayışla yeniden bakmak gerekiyor. Bu bakış sonrası sistemin yine
eğitim bilim ilkelerine uygun bir şekilde ele alınması, yapılandırmaya acil
ihtiyaç gösteren alanlar üzerinde hemen çalışmaya başlanması gerekiyor.
Müfredat sorunu sistemdeki sorun alanlarından sadece bir kısmını içeriyor.
Ali Hikmet Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder